ماذا بعد 24 حزيران في سياسة تركيا الداخلية والخارجية؟
ماذا بعد 24 حزيران في سياسة تركيا الداخلية والخارجية؟

رغم أنه لم يصدر حتى الآن البيان الرسمي للجنة الانتخابات العليا؛ فإن نتائج انتخابات 24 حزيران جاءت كما يلي: فوز مرشح التحالف الجمهوري رجب طيب أردوغان بمعدل 52.55% تلاه مرشح حزب الشعب الجمهوري محرم إنجة بمعدل 30.67%. وفي البرلمان أصبح حزب العدالة والتنمية الحزب الأول بنسبة 42.50%، وخسر بذلك تحقيق الأغلبية المطلقة للمرة الأولى في حياته السياسية منذ عام 2002، ويبدو أنه سيحتاج إلى حزب ثان لتحقيق الأغلبية في البرلمان.

0:00 0:00
Speed:
July 05, 2018

ماذا بعد 24 حزيران في سياسة تركيا الداخلية والخارجية؟

ماذا بعد 24 حزيران في سياسة تركيا الداخلية والخارجية؟

(مترجم)

الخبر:

رغم أنه لم يصدر حتى الآن البيان الرسمي للجنة الانتخابات العليا؛ فإن نتائج انتخابات 24 حزيران جاءت كما يلي: فوز مرشح التحالف الجمهوري رجب طيب أردوغان بمعدل 52.55% تلاه مرشح حزب الشعب الجمهوري محرم إنجة بمعدل 30.67%. وفي البرلمان أصبح حزب العدالة والتنمية الحزب الأول بنسبة 42.50%، وخسر بذلك تحقيق الأغلبية المطلقة للمرة الأولى في حياته السياسية منذ عام 2002، ويبدو أنه سيحتاج إلى حزب ثان لتحقيق الأغلبية في البرلمان.

التعليق:

عند تقييم نتائج انتخابات 24 حزيران بشكل عام يظهر ما يلي: حقق التحالف الجمهوري بين حزب العدالة والتنمية وحزب الحركة القومية معدلات عالية من الأصوات في مناطق مرمرة والبحر الأسود وأناضول الداخل. وحصد حزب الشعب الجمهوري غالبية الأصوات في سواحل البحر الأبيض المتوسط وإيجة. وفاز حزب الشعوب الديمقراطي في مناطق شرق الأناضول وجنوب شرق تركيا. وفاز بالمقابل حزب الخير في أنقرة وإسطنبول وإزمير وبعض مدن أناضول الداخل وحققت وجوداً في الولايات الغربية.

ويمكننا أن نرى هنا أن الأحزاب استغلت المشاعر القومية والوطنية في سبيل الحصول على الأصوات. وقد أدار حزب العدالة والتنمية حملته الانتخابية بالخطاب السياسي الوطني والقومي الذي تشكل بعد 15 تموز. وكذلك حزب الحركة القومية وحزب الخير بطبيعة الحال. وخدع حزب الشعوب الديمقراطي الشعب الكردي بتحريك القومية التركية واللعب على أوتار كردستان المرتقبة. ويرقد خلف الخطاب الجمهوري لحزب الشعب الجمهوري كالمعتاد القومية الكمالية. وهكذا تم باختصار حقن مزيج الوطنية والقومية الذي يشكل سبب تشرذم الأمة وتمزقها. وتم بذلك تخدير المسلمين وخداعهم بالفاشية المخالفة لفطرة الإنسان.

ويمكننا القول إنه تم في تركيا تغيير نظامٍ، وإرساء خطوة أخرى لعزل نفوذ الإنجليز في مؤسسات الدولة لصالح أمريكا، وإقامة نظامها الرئاسي وتكريس نفوذها في تركيا. أي أن الفائز في هذه الانتخابات أنصار النظام الرئاسي الأمريكي، والخاسر هم أنصار الإنجليز والنظام البرلماني.

وعند النظر من خلال نتائج الانتخابات إلى توقعات السياسات التركية في السنوات الخمس القادمة من حيث السياسة الداخلية والخارجية يمكننا أن نرى ما يلي:

إن أمريكا من منظور السياسة الداخلية لتركيا لا تهتم كثيراً بعدم فوز حزب العدالة والتنمية بالأغلبية في البرلمان، ففي توزّع البرلمان هيمنةٌ للأحزاب الموالية لأمريكا. وسيفتح هذا التوزع الباب للتفاهم والمفاوضات والمساومات بين الأحزاب في شؤون تركيا الداخلية. وأمريكا التي نأت بنفسها عن التدخل في الصراع بين الحكومة وجماعة غولن في كانون الأول عام 2013؛ لن تتدخل في تشكيل البرلمان الجديد. لأنها تثق بتحالفها الذي استمر 16 عاماً مع أردوغان وحرصه وتجربة سياسته الماكيافيلية.

لكن ما تهتم به أمريكا هو السياسة الخارجية التي ستسير عليها تركيا. فتركيا ملتزمة ومرتبطة بالسياسة التي تسير بها أمريكا لحماية مصالحها في الشرق الأوسط. فالسياسات التي تقوم بها أمريكا في قضايا سوريا وفلسطين والعراق ومصر لن يعترض عليها حزب العدالة والتنمية ولا أردوغان ولا حزب الحركة القومية المتحالف معه ولا باقي الأحزاب. وتسير تركيا في الموضوع السوري وفق خطة الحل الأمريكي، وستبقى تسير كذلك بعد 24 حزيران. وفي الموضوع الفلسطيني تدعم تركيا خطة حل الدولتين الأمريكي، وستبقى تعمل بعد الآن على تحقيقها. وسيقبل رئيس الجمهورية أردوغان بفتح الأبواب المغلقة لتطبيع العلاقات مع مصر بذريعة حل المشكلة الفلسطينية. وباختصار سيكون محدد السياسات الداخلية ومنفذها في تركيا هو الرئيس أردوغان وحزبه، ومقرر السياسات الخارجية في سبيل تحقيق مصالحها الإقليمية والشرق أوسطية هي أمريكا.

ولو كانت أو تكون لتركيا رؤية وسياسة مستقلة مؤثرة في السياسة الخارجية لرد أردوغان أو خرج من حزبه أو من الحزب الذي يتحالف معه أو من البرلمان رجلٌ وردّ على القائد الأمريكي لقاعدة إنجرليك الكولونيل ديفيد س. إيغلين قوله: "وجودنا هنا رمز لرغبتنا في العمل المشترك مع شريكنا الاستراتيجي الحليف تركيا منذ عشرات السنين. ولا توجد نية لدى أمريكا للانفصال من قاعدة إنجرليك". لكن لا! لأن التحالف مع أمريكا والصداقة مع الغرب مستمران، ولا تزال طائراتهم تحلق من قواعدهم على أراضينا وتقتل أطفال سوريا والعراق. الخيانة كبيرة، لكن الله سبحانه وتعالى قادر على كشف هذه الخيانات الكبرى بأبسط الوسائل. وكما سفّه الله سبحانه وتعالى إمام الكعبة الذي امتدح أمريكا الكافرة على يد مسلم بسيط عاجز عن أن يسير على قدميه؛ فإنه سبحانه قادر على فضح وتسفيه رؤساء الدول بأبسط الوسائل.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمود كار

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية تركيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı