ماذا يخفي الصراع على الحدود بين الشيشان وإنغوشيا؟ (مترجم)
ماذا يخفي الصراع على الحدود بين الشيشان وإنغوشيا؟ (مترجم)

الخبر:   ذكرت جريدة كوميرسانت أنه "في صباح يوم 10/29 احتشد الإنغوش في وسط العاصمة ماغاس في اعتصام مهيب مرخص بسبب اقتطاع جزء من إنغوشيا وضمه للشيشان، وقبل ذلك اتخذ الكونغرس العالمي للشعب الإنغوشي قرارا بوقف كافة الفعاليات المزمع عقدها وذلك لأنهم قد توصلوا لاتفاق مرضٍ يلبي مطالبهم ولذلك لم تعد هناك ضرورة للاعتصام وألغيت فعاليات 1 و2 من تشرين الثاني/نوفمبر".

0:00 0:00
Speed:
November 05, 2018

ماذا يخفي الصراع على الحدود بين الشيشان وإنغوشيا؟ (مترجم)

ماذا يخفي الصراع على الحدود بين الشيشان وإنغوشيا؟

(مترجم)

الخبر:

ذكرت جريدة كوميرسانت أنه "في صباح يوم 10/29 احتشد الإنغوش في وسط العاصمة ماغاس في اعتصام مهيب مرخص بسبب اقتطاع جزء من إنغوشيا وضمه للشيشان، وقبل ذلك اتخذ الكونغرس العالمي للشعب الإنغوشي قرارا بوقف كافة الفعاليات المزمع عقدها وذلك لأنهم قد توصلوا لاتفاق مرضٍ يلبي مطالبهم ولذلك لم تعد هناك ضرورة للاعتصام وألغيت فعاليات 1 و2 من تشرين الثاني/نوفمبر".

التعليق:

إن قرار تعليق الاحتجاجات في مدينة ماغاس عاصمة إنغوشيا جاء بعد أن أعلنت المحكمة الدستورية قرارا يقضي بوقف قرار الاقتطاع وإحالة القضية إلى استفتاء شعبي. وسبب هذه الاحتجاجات، أنه في 9/26 اتفق كل من قديروف رئيس جمهورية الشيشان ويونس بك يفكوروف رئيس جمهورية إنغوشيا على إعطاء جزء من أراضي إنغوشيا للشيشان، وفي 10/4 أقر البرلمان الإنغوشي القرار وفي اليوم نفسه خرجت الجماهير الإنغوشية رافضة الاتفاقية مطالبة بالعدول عنها وأنه لا يحق للرئيس أن يقر الأمر دون الرجوع للشعب.

لقد أخافت هذه الجموع المحتجة الحكومة الإنغوشية وأربكتها حتى إنها أغلقت المكان ولم تسمح للقادمين للاحتجاج من الأقاليم الأخرى وقامت كذلك بحماية المحتجين، وقد أدى أفراد الشرطة الصلاة مع المحتجين وقام السكان المجاورون بتقديم الطعام والشراب للمحتجين في منظر مهيب.

ومع أن عدد سكان إنغوشيا لا يتجاوز 500 ألف نسمة إلا أن إنغوشيا مكتظة بالسكان لصغر مساحتها الإجمالية، ففي عام 1944 تم ترحيل الإنغوش على يد ستالين إلى كازاخستان وآسيا الوسطى وأعطيت أراضيهم وبيوتهم لأناس من أوسيتيا الشمالية، وبعد عودة الإنغوش إلى ديارهم نشبت حرب بينهم وبين أهل أوسيتيا الشمالية خريف عام 1992م ولكن بقيت الحدود والأمور على ما هي عليه.

لهذا كان الاحتجاج حقيقياً، وقد جمع الإنغوش جميعا لأن للحدود عندهم تاريخاً مؤلماً، والأهم أن الشعب الإنغوشي يجمعه الإيمان بالله تعالى، وقد تجلى ذلك في إقامتهم لشعائر صلاة الجمعة في ساحة الاعتصام بعشرات الآلاف. وهذه المشاعر الإسلامية لدى أهل شمال القوقاز هي التي دفعت القيادة الفدرالية عبر أزلامهم قديروف ويفكوروف لإثارة النعرات والبغضاء بين إخوة الدين والعقيدة مستخدمين سياسة الاستعمار "فرق تسد" لعلمهم حساسية هذا الأمر عند أهل إنغوشيا.

ظنت موسكو أن الأمور ستسير كما خططت لها وبسلاسة لكن الرياح جرت على غير ما اشتهت روسيا فوقف أهل إنغوشيا لها بالمرصاد مع تأكيدهم أنه لا مشكلة لهم مع إخوانهم المسلمين في الشيشان بل إن مشكلتهم هي مع الرئيس يفكوروف. لذلك ارتبكت الحكومة أمام جموع المحتجين وحاولت كسب الوقت لتمرير القرار لتجبر الناس بعد ذلك للذهاب إلى محكمة الاستئناف، وفي الشيشان أدركوا أن أصابع موسكو هي خلف هذا القرار للإيقاع بين الإخوة وأن الأداة لذلك هم قديروف ويفكوروف.

وبعد إصرار الناس على الرفض اضطرت الحكومة لسحب القرار وتحول الحديث عن مدى صلاحية الرئيس يفكوروف لرئاسة الجمهورية، وفورا طلبت السلطات الفدرالية من المحكمة الدستورية إلغاء القرار. حيث علق الكرملن للمرة الأولى منذ اندلاع الأزمة على لسان الناطق الرسمي باسم الرئيس بوتين بقوله "هناك قرار صادر من المحكمة الدستورية لذلك يجب على المحامين الاستمرار في النقاش...". وبهذا فإن إرادة موسكو الإفساد بين الإخوة انقلبت على شعبية أزلامهم قديروف ويفكوروف وعلى مصداقية السلطات الفدرالية.

ومع أن الشعب الإنغوشي وقف ضد ضياع أرضه، إلا أنه لا يتحكم في أموره بما في الكلمة من معنى، لأن ذلك يكمن في تطبيق شرع الله وليس عبر قوانين روسيا، وفقط في ظل حكم الإسلام سيعلم الشعب الإنغوشي أن الحدود المصطنعة بين الإخوة لا قيمة لها، وأن الأهم هو تطبيق أحكام الإسلام.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سليمان إبراهيموف

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı