ماذا يريد الغرب بثقافته للمسلمين؟
ماذا يريد الغرب بثقافته للمسلمين؟

الخبر: أفاد موقع KUN.UZ ومواقع إخبارية أخرى بأن طشقند استضافت في 14-16 تشرين الثاني/نوفمبر المؤتمر العالمي الثاني المخصص لتربية الأطفال الصغار وتعليمهم. وفي حديثه في المؤتمر اقترح الرئيس الأوزبيكي ميرزياييف اتخاذ قرار خاص للجمعية العامة للأمم المتحدة بشأن نتائج المؤتمر العالمي حول أهمية تعليم الأطفال كعامل مهم في تحقيق تنمية البشرية جمعاء. وقد اقترح أيضا إنشاء مركز إقليمي لليونسكو في طشقند.

0:00 0:00
Speed:
November 24, 2022

ماذا يريد الغرب بثقافته للمسلمين؟

ماذا يريد الغرب بثقافته للمسلمين؟

الخبر:

أفاد موقع KUN.UZ ومواقع إخبارية أخرى بأن طشقند استضافت في 14-16 تشرين الثاني/نوفمبر المؤتمر العالمي الثاني المخصص لتربية الأطفال الصغار وتعليمهم. وفي حديثه في المؤتمر اقترح الرئيس الأوزبيكي ميرزياييف اتخاذ قرار خاص للجمعية العامة للأمم المتحدة بشأن نتائج المؤتمر العالمي حول أهمية تعليم الأطفال كعامل مهم في تحقيق تنمية البشرية جمعاء. وقد اقترح أيضا إنشاء مركز إقليمي لليونسكو في طشقند.

التعليق:

معلوم أن رأس الكفر أمريكا والغرب لا يألون جهدا في محاربة الإسلام والمسلمين بكل الوسائل. وأخطر هذه الوسائل هو الهجوم الثقافي والفكري، وهو أخطر حتى من الهجوم العسكري. فالهجوم العسكري إن كان يقتل الإنسان جسدياً في ساحة المعركة، فإن الهجوم الثقافي يمكّن العدو من اختراق البيوت وتسميم عقول الناس وخاصة عقول الشباب والأطفال ويحولهم إلى عبيد مطيعين له! أي هو استعمار فكري وثقافي. ويقوم المستعمرون الكفار بتنفيذه عبر المنظمات العالمية مثل الأمم المتحدة واليونسكو التي تخدم مصالحهم وبمساعدة أدواتهم الحكام العملاء.

ومن موضوع هذا المؤتمر في طشقند يتضح أن الأطفال الصغار هم نقطة الهدف! لأن الأطفال هم مستقبل الأمة. وخطة المستعمرين الكفار هي تدمير مستقبل الأمة هذا! بالطبع تقدم أمريكا والغرب سمّهما هذا ملفوفا بورق لامع بعبارات رنانة مثل "تقدم وتطور وجودة تعليم...". ويتضح هذا من خلال كلمات ميرزياييف أن هذا "عامل مهم في تحقيق تنمية البشرية جمعاء".

يركز روبرت سوتلوف - وهو المدير العام لمعهد واشنطن لسياسات الشرق الأوسط - في كتابه "معركة الأفكار في الحرب ضد الإرهاب" على أهميَّة كسب عقول الشباب في الشرق الأوسط. والشباب في آسيا الوسطى بما في ذلك في أوزبيكستان أيضا ليسوا استثناءً بالطبع. لأنه ليس هناك شك في أن هجوماً ثقافياً أيضا قد أخذ مكانه في الاستراتيجية الأمريكية الجديدة لآسيا الوسطى للفترة 2019-2025. ويمكن اعتبار هذا المؤتمر في طشقند بأنه عمل في إطار هذه الاستراتيجية.

هذا السلوك من الغرب هو سكرة موته، لأن الغرب يتجه إلى الموت. وسبب ذلك هو انهيار القيم الدينية والعائلية والتربوية والأخلاقية فيه. ففي الغرب يعتبر الزنا والإجهاض والشذوذ والرذائل الأخرى أمراً طبيعياً وحتى قانونياً! فمثلا في 30 حزيران/يونيو 2017 وافق البرلمان الألماني على مشروع قانون لإضفاء الشرعية على زواج المثليين. وقد صوت 393 نائبا من البرلمان الألماني لصالح إضفاء الشرعية على مثل هذا الزواج! ومثال آخر على التدهور الأخلاقي في الغرب هو أن صحيفة الجارديان رصدت عددا من الانتهاكات الجنسية على يد أعضاء في البرلمان من أحزاب مختلفة بينها المحافظين والعمال.

إذن يتضح من هذا نوع الحياة التي يريدها الغرب للمسلمين من خلال إدخال ثقافته.

كتب باتريك جيه بوكانان وكان يعمل مستشاراً لثلاثة رؤساء أمريكيين سابقاً في كتابه "موت الغرب" مؤكدا انهيار أمريكا وأوروبا وكيان يهود: أن "الثورة الجنسية تلتهم أطفالنا. إحصاءات حالات الإجهاض والطلاق وانخفاض معدلات المواليد والأسر الوحيدة الوالد وانتحار المراهقين والمراهقات وجرائم المدارس وإدمان المخدرات والاعتداء على الأطفال والاعتداء الزوجي والجرائم العنيفة ونسبة الإصابات بالسرطان والزنا وانخفاض مستوى التعليم، تُظهر مدى عمق الأزمة في مجتمع تأثر بالثورة الثقافية... وتنتشر هذه العدوى وتجر حضارتنا بأكملها إلى القبر". وهو يكتب برعب: "قاد المثليون والمثليات التربية الجنسية في المدارس وتغلغلوا وتأصلوا في العمداء ومجالس الجامعات. وألغت الهيئات التشريعية في الولايات واحدة تلو الأخرى القوانين التي جعلت اللواط جريمة". ويكتب أيضا: "منذ أن أصدر القاضي بلاكمان حكمه التاريخي تم إجراء 40 مليون عملية إجهاض في الولايات المتحدة".

هذه شهادة رجل من أنفسهم وهذا فقط غيض من فيض الرذائل في الغرب!

إذن فإن الغرب بثقافته الفاسدة الشريرة يريد جر المسلمين وخاصة الشباب والأطفال إلى هاوية الهلاك!

لذلك يجب على أصحاب الوعي السياسي والمفكرين السياسيين والمثقفين ورجال الدين والمدونين والآباء دق ناقوس الخطر بشأن هذا الخطر. وبما أن الله سبحانه وتعالى قد حذرنا من أنهم لن يرضوا عنا أبداً حتى نتبع ملتهم لذلك لا يمكن توقع أي خير منهم ومن ثقافتهم. والخير والعزة في الإسلام فقط. وكما قال الخليفة الراشد عمر رضي الله عنه: "كنا أذل أمة فأعزنا الله بالإسلام، ومهما ابتغينا العزة في غيره أذلنا الله". فابتغاء العزة في غير الإسلام يأتي بالذل فقط. وها نحن نشهد هذا في الواقع. والطريقة الوحيدة لتغيير هذا الواقع المرير هي أن نستأنف الحياة الإسلامية من جديد. وهذا لن يتحقق إلا في ظل دولة الخلافة الراشدة القائمة قريبا بإذن الله.

﴿لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

إسلام أبو خليل – أوزبيكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı