مباحثات باريس هي للإجهاز على أهل غزة ومقاومتها  فأدرِكوا أهلكم في الأرض المباركة يا مسلمون!
مباحثات باريس هي للإجهاز على أهل غزة ومقاومتها  فأدرِكوا أهلكم في الأرض المباركة يا مسلمون!

استضافت العاصمة الفرنسية باريس جولة جديدة من المفاوضات عبر الوسطاء بين كيان يهود وحركة حماس الفلسطينية، حول صفقة تبادل بين الطرفين، وهدنة إنسانية تستمر عدة أسابيع في قطاع غزة. يشارك في المحادثات مسؤولون من دول الوساطة مصر وقطر والولايات المتحدة، ورئيس الموساد دافيد (دادي) برنيع ورئيس الشاباك رونان بار وقائد وحدة استخبارات الأسرى والمفقودين والمستشار السياسي لرئيس الوزراء أوفير فليك. 

0:00 0:00
Speed:
February 25, 2024

مباحثات باريس هي للإجهاز على أهل غزة ومقاومتها فأدرِكوا أهلكم في الأرض المباركة يا مسلمون!

مباحثات باريس هي للإجهاز على أهل غزة ومقاومتها

فأدرِكوا أهلكم في الأرض المباركة يا مسلمون!

الخبر:

استضافت العاصمة الفرنسية باريس جولة جديدة من المفاوضات عبر الوسطاء بين كيان يهود وحركة حماس الفلسطينية، حول صفقة تبادل بين الطرفين، وهدنة إنسانية تستمر عدة أسابيع في قطاع غزة. يشارك في المحادثات مسؤولون من دول الوساطة مصر وقطر والولايات المتحدة، ورئيس الموساد دافيد (دادي) برنيع ورئيس الشاباك رونان بار وقائد وحدة استخبارات الأسرى والمفقودين والمستشار السياسي لرئيس الوزراء أوفير فليك. وقد كشف مصدر مصري مسئول عن انتهاء اجتماعات باريس بين مصر وقطر والولايات المتحدة وكيان يهود بشأن التهدئة بقطاع غزة واستمرار الجهود خلال الأسبوع الجاري؛ وأكّدت وسائل إعلام يهود أن هناك احتمالاً بأن يحقق اجتماع باريس اختراقاً باتجاه التوصل إلى صفقة تبادل الأسرى والمحتجزين. (المصدر)

التعليق:

منذ السابع من تشرين الأول/أكتوبر 2023م، ولليوم الـ140 على التوالي، ارتكب كيان يهود الآلاف من المجازر في قطاع غزة، في حرب شعواء على المسلمين في الأرض المباركة فلسطين، والتي أسفرت عن استشهاد أكثر من 30 ألف مدني وإصابة أكثر من 70 ألفاً. ورغم ذلك، لم تتمكن آلة القتل الوحشية المدعومة غربياً من تحقيق الأهداف التي وضعتها لنفسها من خلال الإبادة الجماعية التي ترتكبها، وهي تحرير الرهائن والقضاء على المقاومة، لذلك لجأت إلى جولة من المفاوضات للتوصل إلى صفقة لإطلاق سراح المحتجزين في قطاع غزة.

تعمل جميع الأطراف (مصر وقطر والولايات المتحدة) منذ أسابيع على إيجاد صيغة ترضي يهود ويُحرّر بموجبها المحتجزون، بعد أن تم تشريد أهل غزة وتجويعهم وتدمير مساكنهم على رؤوسهم! ولولا تخوف الغرب من فوران الأمة وانقضاضها على عملائه في بلاد المسلمين، مع قدوم شهر رمضان المبارك، شهر الجهاد والانتصارات، لما توقف عن الإثخان في دمائنا، كما فعل في البوسنة والهرسك من قبل، وكما فعل في حملاته الصليبية على مدار التاريخ.

هكذا، فإن الغاية من هذه المباحثات هو الإفراج عن المحتجزين، بعد عجز كيان يهود عن تحقيق ذلك بالقوة والبطش، وذلك مقابل توقف مؤقت عن ارتكاب المجازر بحق أهل غزة العزّل، لتُستأنف مجدداً بعد انقضاء شهر رمضان المبارك. إن جميع الأطراف المجتمعة متآمرة على أهل القطاع، ومنها مصر وقطر، فلم يبدِ أي مشارك منها تعاطفاً حقيقياً مع أهلنا في غزة، برفع الحصار ونصرة أهلنا هناك، أو حتى بإيصال المساعدات، وهم أكثر من قادرين على ذلك، لكنهم يذعنون للغرب ويهود في قتلهم أهل غزة وتجويعهم وربما تهجيرهم من أجل تحقيق غايات أمريكا ويهود المتمثلة بإعادة هيمنة كيان يهود الموهومة على المنطقة، في ظل صمت الأنظمة العميلة القائمة في بلاد المسلمين، بل ومدّها لكيان يهود بكل ما يحتاجه من وسائل القوة، من ضمنها الخضار والفواكه التي تتدفق على الكيان من تركيا والأردن والإمارات في الوقت الذي يموت فيه أهل غزة جوعاً!

رغم صبرهم ولجوئهم إلى الله، إلا أن أهل غزة لم يعودوا قادرين على تحمل المعاناة أكثر، في ظل التخاذل الدنيء لحكام المسلمين وجيوشهم الجرارة التي يقودها أنذال لا يتميزون عن قادتهم السياسيين العملاء، بل في الواقع هم القادة الحقيقيون للبلاد، مثل قيادة الجيش المصري والباكستاني. ورغم صمودها الأسطوري، فلن تتمكن المقاومة من قهر كيان يهود المدعوم من كل قوى الشر في العالم. لذلك فإن أهداف أمريكا ويهود متحققة بلا شك إن لم تتغير قوانين هذه اللعبة القذرة، وتغييرها لن يكون إلا على يد اللاعب الأقوى في الساحة الدولية، والذي يحسب له الغرب ألف حساب، وهو الأمة الإسلامية المكبّلة، التي لن تتحرر إلا بتحركها وإطاحتها بالحكام العملاء، بانقلاب المخلصين في جيوش المسلمين على قيادتهم السياسية والعسكرية، وإعطاء النصرة لحزب التحرير لإقامة الخلافة على منهاج النبوة، هذا ما سيغير مجرى التاريخ الحديث، ويحرر المسجد الأقصى المبارك وينهي كيان يهود، كما بشّر رسول الله ﷺ: «تُقَاتِلُكُمْ الْيَهُودُ فَتُسَلَّطُونَ عَلَيْهِمْ حَتَّى يَقُولَ الْحَجَرُ يَا مُسْلِمُ هَذَا يَهُودِيٌّ وَرَائِي فَاقْتُلْهُ» (رواه البخاري ومسلم والترمذي).

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

بلال المهاجر – ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı