مدير دائرة (الحرب على الإرهاب) في الأمم المتحدة لم يستطع إعطاء تعريف "للإرهاب"! (مترجم)
مدير دائرة (الحرب على الإرهاب) في الأمم المتحدة لم يستطع إعطاء تعريف "للإرهاب"! (مترجم)

الخبر:   في 2 تشرين الأول/أكتوبر نشرت وكالة تاس مقابلة مع مدير (دائرة الحرب ضد الإرهاب) في الأمم المتحدة والتي رأت النور في هذا العام، فلاديمير فرونكوفا، وقد أجاب على سؤال حول تعريف مصطلح (الإرهاب): - هل ستشارك دائرتكم في وضع تعريف دولي لمصطلح (الإرهاب)؟ فيما أعلم فإن تعريف هذا المصطلح لم يحدد لغاية الآن، فما هو تعريفه برأيكم؟ - أنا لا توجد عندي صلاحيات كبيرة كهذه وهذا أمر معقد جداً وموضوع متناقض. ولكننا نعلم بالنتائج المترتبة على (الإرهاب) وهذا يكفي وحتى بدون تعريف قانوني (للإرهاب) البدء في العمل هذا المجال.

0:00 0:00
Speed:
October 07, 2017

مدير دائرة (الحرب على الإرهاب) في الأمم المتحدة لم يستطع إعطاء تعريف "للإرهاب"! (مترجم)

مدير دائرة (الحرب على الإرهاب) في الأمم المتحدة

لم يستطع إعطاء تعريف "للإرهاب"!

(مترجم)

الخبر:

في 2 تشرين الأول/أكتوبر نشرت وكالة تاس مقابلة مع مدير (دائرة الحرب ضد الإرهاب) في الأمم المتحدة والتي رأت النور في هذا العام، فلاديمير فرونكوفا، وقد أجاب على سؤال حول تعريف مصطلح (الإرهاب):

- هل ستشارك دائرتكم في وضع تعريف دولي لمصطلح (الإرهاب)؟ فيما أعلم فإن تعريف هذا المصطلح لم يحدد لغاية الآن، فما هو تعريفه برأيكم؟

- أنا لا توجد عندي صلاحيات كبيرة كهذه وهذا أمر معقد جداً وموضوع متناقض. ولكننا نعلم بالنتائج المترتبة على (الإرهاب) وهذا يكفي وحتى بدون تعريف قانوني (للإرهاب) البدء في العمل هذا المجال.

التعليق:

فلاديمير فرونكوفا لم يذكر أي تعربف (للإرهاب) على الرغم من ترؤسه دائرة في الأمم المتحدة تعنى بالحرب ضد (الإرهاب). توقعنا أن يقول بأن الإرهاب هو القتل وإخافة المدنيين لأهداف سياسية، ولكنه يقول هذا أمر معقد جداً وموضوع متناقض. وهذا يوضح بأن مصطلح (الإرهاب) اخترع في الغرب لمحاربة الإسلام وفي حالة وضع تعريف واضح (للإرهاب) فسيظهر بأنه لا علاقة له بالإسلام فضلاً على أن كثيرا من تصرفات المحاربين (للإرهاب) سينطبق عليها مصطلح "الإرهاب".

بحث الغرب عن تبرير لاحتلاله بلاد المسلمين واغتصاب أراضيهم ونهب ثرواتهم، وكان الإسلام هو التهديد لهم، فوضعوا مصطلح "الإرهاب" أولاً ثم جعلوا يوجِدون الظروف المناسبة لإلصاق هذا المصطلح بالإسلام والمسلمين. مشكلة الغرب تكمن في أن تاريخ المسلمين على مدى ألف وأربعمائة عام لم يحمل في طياته أي ربط بـ(الإرهاب) وبالتالي وجب على الغرب إثبات العكس.

ولذلك صارت مخابرات الدول الغربية تسلح بعض الجماعات الإسلامية كما حصل في أفغانستان، والقيام بعمليات كما حصل في العراق من تفجير للمساجد، فكان قتل الناس بوحشية على أيدي الحكام العملاء دافعاً للمسلمين برفع السلاح في وجههم كما حصل في سوريا. وهذا كله ساعد الغرب، وكذلك جماعات مثل تنظيم الدولة، وأعمال شريرة مفتعلة قامت وسائل الإعلام بنشرها. كل هذا من أجل ربط "الإرهاب" بالإسلام لفترة طويلة والحرب ضد التهديدات أعطى الغرب تبريراً لسياسته الوحشية في البلاد الإسلامية.

روسيا ليست استثناءً وتورطها في الحرب الشيشانية كانت تهدف إلى قتل الروح الجهادية وهذا حصل بذريعة الحرب ضد (الإرهاب). واليوم روسيا ألقت بآلاف القنابل على المدنيين في سوريا، وتعلن أنها تحارب "الإرهاب". الحرب على (الإرهاب) صارت غطاءً لسياسة العداء للإسلام داخل روسيا. راية رسول الله r صارت مرتبطة بجماعات (إرهابية)، وعلى هذا الأساس تم اعتبار حزب التحرير تنظيما (إرهابياً). مئات المسلمين وضعوا في السجون بتهم ملفقة بأن لهم نشاطا (إرهابياً). خبرتهم في الحرب ضد (الإرهاب) جعلت الأمم المتحدة تعين الروسي فلاديمير فرونكوفا رئيساً لـ(دائرة الحرب على الإرهاب)، ولذلك لا عجب أنه لم يستطع إعطاء تعريف واضح لمصطلح "الإرهاب".

حقيقة أعداء الإسلام معروفة للمسلمين منذ زمن المسلمين الأوائل وملاحقة قريش لهم. قريش كانت ترى في المسلمين تهديداً لها ولحكمها، ولذلك عادت الإسلام ووضعت أمامه كل الحواجز ونشرت الأكاذيب حوله. ولكن الكذب والكره والعنف لم تساعد قريش في الحرب ضد الإسلام وصارت قريش شاهدة على إقامة الخلافة في المدينة وانتقال الإسلام إلى مكة والآن يتكرر الأمر مع الأمة الإسلامية وأعدائها، يقول الله تعالى: ﴿وَيَمكُرُونَ وَيَمكُرُ ٱللَّهُ وَٱللَّهُ خَيرُ ٱلمَٰكِرِينَ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سليمان إبراهيموف

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı