محاكمة أقوال أردوغان من خلال أفعاله
محاكمة أقوال أردوغان من خلال أفعاله

الخبر:   في أول أيام شهر رمضان، دعا الرئيس التركي رجب طيب أردوغان على مائدة إفطار في القصر الرئاسي بالعاصمة أنقرة عددا من أسر ضحايا محاولة الانقلاب الفاشلة التي وقعت قبل نحو عامين في تركيا، وأسفرت عن مقتل المئات. (الجزيرة نت 2018/05/19)

0:00 0:00
Speed:
May 22, 2018

محاكمة أقوال أردوغان من خلال أفعاله

محاكمة أقوال أردوغان من خلال أفعاله

الخبر:

في أول أيام شهر رمضان، دعا الرئيس التركي رجب طيب أردوغان على مائدة إفطار في القصر الرئاسي بالعاصمة أنقرة عددا من أسر ضحايا محاولة الانقلاب الفاشلة التي وقعت قبل نحو عامين في تركيا، وأسفرت عن مقتل المئات. (الجزيرة نت 2018/05/19)

التعليق:

كعادته طوال مسيرة حكمه للبلاد تكررت منه أقوال تخالف أعماله، استغل كل حادثة في خداع الناس وتضليلهم واستغلال بساطتهم وسطحية تفكيرهم تحقيقا لمصالحه الشخصية في تثبيت حكمه في البلاد خدمة لدول الإجرام وتحقيقا لمصالحها وبالأخص أمريكا.

ما كانت تلك الوليمة كرمى لعيون أهالي الضحايا ولا حزنا أو أسفا على ما افتقدوا من الضحايا، إن هي إلا واحدة من أساليبه الخادعة إما للفت النظر عن سيئة فعلها - وما أكثرها - وشعر أن الناس تنبهوا لها، فأراد أن يلهيهم عنها ويصرف نظرهم نحو أمور ثانوية بعد أن يلبسها لبوس الإسلام لتستهوي المسلمين البسطاء.

وإذا تابعنا تحركات أردوغان الأخيرة وما هو موجود في أجندة أعماله، لوجدنا أن أبرز حدث يشغل وقته وتفكيره لإنجاح المخطط الأمريكي في إحكام السيطرة على الحكم في تركيا هو تقديم موعد الانتخابات الرئاسية والبرلمانية إلى 24 حزيران/يونيو المقبل، والتي كان مقررا لها سابقا أن تكون أواخر السنة القادمة، بحجة أن تركيا بحاجة إلى التحول للنظام الرئاسي التنفيذي بحيث يمكنها من اتخاذ القرارات بشكل أيسر، مع أن الحقيقة هي تخوفه من النتائج السلبية لاتجاه الأوضاع الاقتصادية والداخلية في البلاد نحو الأسوأ، معبرا عنها بعبارة: "إزالة الغموض القائم حالياً حول المستقبل".

إن هذه الانتخابات المزمع إجراؤها ما هي إلا امتداد للاستفتاء على التعديلات الدستورية التي جرت قبل عام، من أجل أن يحصل على صلاحيات أكثر تؤهله لإمكانية الانتقال من النظام البرلماني إلى النظام الرئاسي، وكله أمل بل "يقين" بدعم أمريكا الكبير لجعله يفوز، فهو قد أظهر لها مدى تفانيه وإخلاصه في تنفيذ طلباتها في خداع الثوار في سوريا وحرف الثورة عن مسارها، في الوقت الذي عجزت أمريكا وروسيا والنظام السوري عن تحقيقه سياسيا وعسكريا، لعرقلة مشروع الأمة بعودة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.

لم تكن هذه الوليمة هي الدعاية الوحيدة التي استخدمها لصالح الانتخابات بل إنه زار لندن مؤخرا لحشد الدعم لحملة إعادة انتخابه، وكذلك أكد على صحة الأخبار المنشورة حول تلقيه تحذيرا من قبل جهاز الاستخبارات العامة التركية عن مخطط لمحاولة اغتياله في البوسنة، مشيرًا إلى أنه لم يعدل عن زيارته لدولة البوسنة رغم التحذير.

إن تاريخ أردوغان مليء بالتصريحات الفارغة المضللة والتي تُظهر وكأنه عدو لأمريكا وروسيا وكيان يهود، ولا مجال هنا لسردها، ولو أجرينا محاكمة لأقواله من خلال أفعاله لرأينا التناقض الشاسع بينهما، بل إن هناك وفي مواقف كثيرة يظهر التناقض في تصريحاته حول نفس الموضوع، فبعد أن خرق أسماعنا بتصريحاته المعادية للصهيونية، صرح مؤخرا عن حقيقة موقفه تجاهها بقوله: "إن (إسرائيل) بحاجة إلى بلد مثل تركيا في المنطقة". وقال أيضًا: "علينا أيضًا أن نقر أننا بحاجة إلى (إسرائيل) وهذا واقع في المنطقة". وأضاف: "إذا تم تنفيذ الخطوات المشتركة على أساس الإخلاص، فإن التطبيع سيتبع ذلك". وهذا ما يؤكد حقيقة تطلعه الدائم إلى تطبيع العلاقات مع كيان يهود.

وما هي إلا أياما معدودة وتحدث المجزرة الأخيرة في غزة، فيحاول كما هي طبيعته أن يصف مخادعا كيان يهود بـ"الدولة الإرهابية" وأن يد نتنياهو المجرمة ملطخة بدماء المسلمين، معلنا عن طرد سفيرها "لبعض الوقت"! ولم يوقف التعامل الاقتصادي معه في مجال صفقات الطاقة وبقي محتفظا بشراكته التجارية معه، كما أنه دعا ودول العالم الإسلامي الممزق في القمة التي انعقدت في عقر داره، دعوا فيها لنشر قوة دولية بحجة حماية الفلسطينيين، في حين إن تركيا لوحدها قادرة على دحر الاحتلال في ساعات لو كان لرئيسها قرار على جيشه، بل حتى على نفسه.

ما تجرأ المسلمون على تبيان حقيقته كما تجرأ الباحث اليهودي إيدي كوهين، لهدف في نفسه، حين اتهمه بالمتاجرة بأهل فلسطين، وأنه يمتلك خطاباً مزدوجاً تجاههم قائلا: “لديه خطابان؛ الأول في تويتر ووسائل الإعلام يستخدمه للاستهلاك الداخلي، والثاني موجه إلى أمريكا و(إسرائيل)" حسب وصفه، مشيراً إلى أن الصادرات التركية إلى الكيان تبلغ 4.1 مليار دولار سنوياً.

لقد سلط الله علينا أعداء من أنفسنا، ولن نتخلص منهم إلا بإقامة الخلافة الراشدة الثانية على منهاج النبوة. نسأل الله أن تكون قريبا

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

راضية عبد الله

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı