محاولة صياغة رأي عام تحت هاشتاج #إندونيسيا سلام، #ارفض حزب التحرير: عارٌ على وزارة العدل وحقوق الإنسان!
محاولة صياغة رأي عام تحت هاشتاج #إندونيسيا سلام، #ارفض حزب التحرير: عارٌ على وزارة العدل وحقوق الإنسان!

الخبر:   أصدرت وزارة العدل وحقوق الإنسان عبر حساب إنستغرام الرسمي باسم الوزارة الرسوم المعلوماتية تحت هاشتاج #إندونيسيا سلام، #ارفض حزب التحرير، تبين خطر حزب التحرير وأسباب حله. ومما ذكر في هذه الرسوم أن حزب التحرير قد تم حله بسبب مناقضته لأسس الدولة ودستورها وأن وجوده سبب في حدوث النزاعات في المجتمع التي أدت إلى تهديد الأمن والنظام فضلا عن أنه فاقدٌ دورَه الإيجابي في المجتمع، وذكر أيضا أن حزب التحرير خطر على البلاد لأنه يريد حل إندونيسيا وإقامة الخلافة محلها (حساب إنستغرام لوزارة العدل وحقوق الإنسان، 2018/02/17)

0:00 0:00
Speed:
February 19, 2018

محاولة صياغة رأي عام تحت هاشتاج #إندونيسيا سلام، #ارفض حزب التحرير: عارٌ على وزارة العدل وحقوق الإنسان!

محاولة صياغة رأي عام تحت هاشتاج #إندونيسيا سلام، #ارفض حزب التحرير:

عارٌ على وزارة العدل وحقوق الإنسان!

الخبر:

أصدرت وزارة العدل وحقوق الإنسان عبر حساب إنستغرام الرسمي باسم الوزارة الرسوم المعلوماتية تحت هاشتاج #إندونيسيا سلام، #ارفض حزب التحرير، تبين خطر حزب التحرير وأسباب حله. ومما ذكر في هذه الرسوم أن حزب التحرير قد تم حله بسبب مناقضته لأسس الدولة ودستورها وأن وجوده سبب في حدوث النزاعات في المجتمع التي أدت إلى تهديد الأمن والنظام فضلا عن أنه فاقدٌ دورَه الإيجابي في المجتمع، وذكر أيضا أن حزب التحرير خطر على البلاد لأنه يريد حل إندونيسيا وإقامة الخلافة محلها (حساب إنستغرام لوزارة العدل وحقوق الإنسان، 2018/02/17)

التعليق:

لا شك أن هذه التغريدة هي تُهَمٌ نشرتها الحكومة الإندونيسية لصياغة رأي عام والحصول على دعم الجمهور في محاولة تجريم حزب التحرير ودعوته. إن كل من يتابع ما يجري في المحكمة الإدارية حول قرار الحكومة الإندونيسية حل حزب التحرير ليرى أن الحكومة الإندونيسية قد فشلت في إثبات مزاعمها تجاه حزب التحرير، لا سيما في محاولة تجريمها لفكرة الخلافة التي اعتبرتها تهديدا لأمن البلاد ووحدتها، حيث وصلت المجالس القضائية مراحلها الأخيرة منذ أن بدأت في شهر تشرين الأول/أكتوبر من العام الماضي.

وقد أحضرت الشهود سواء من إدارية حزب التحرير أم من الأكاديميين، ومنهم: أ. د. سوتيكي (الأستاذ في جامعة أونديف، وهو متخصص في الحكم وإدارة الدولة) والذي بين أن الآيات الدينية يجب أن تكون أعلى مرتبة من الدستور، وقال "إن ما قام حزب التحرير ما هو إلا الدعوة، أما تغيير القوانين فهو يتم من خلال الصفقات إذا ما يرغب الشعب بهذا التغيير". ومنهم د. داود رشيد (المدرس في الجامعة الإسلامية بجاكرتا، وهو متخصص في علم الحديث) والذي بين أن "الخلافة هي من أحكام الإسلام، فمن الغرابة أن يسأل هل الخلافة من أحكام الإسلام؟ فإن تاريخها ممتدٌ قروناً من الزمان، والخلافة ليست تهديدا بل هي التي ستنجي البلاد من الاستعمار، وحزب التحرير من بين حركات في الأمة الإسلامية التي تدعو إليها". ومنهم: د. مفلح (المدرس في الجامعة الإسلامية في باندونج، وهو متخصص في التاريخ والعلوم الاجتماعية) الذي بين أن "السلاطين في إندونيسيا قديما كانوا جزءا من الدولة العثمانية التي كان مركزها في تركيا، فلا يمكن أن يقال إن الخلافة مهددة للدولة، وإندونيسيا اليوم ما هي إلا نتاج الاستعمار الغربي".

لأجل ذلك لا سبيل للحكومة إلا مواصلة الأعمال التعسفية لإيجاد رأي عام من خلال هذا النشر والحوارات التلفزيونية كما جرى في تلفزيون ميترو الموالي للحكومة في الأسبوع الماضي حيث أحضر السيد إي ويان سوديرتا (محامي الحكومة في قضية حل حزب التحرير) والسيد الأزيوماردي أزرا (أحد الأكاديميين ومراقب سياسي)، دون إشراك أي ممثل من حزب التحرير. لا شك أن ذلك عارٌ على الحكومة التي تتمثل في وزارتها للعدل وحقوق الإنسان، فبدل أن تقضي الوزارة على مشاكلها المتراكمة التي حظيت بأنظار الشعب مثل قضية سوء إدارة السجون، وإطلاق المختلسين وأهل الفساد وانتشار المخدرات في السجون وغير ذلك، فبدل أن تعمل لذلك قامت الحكومة بنشر الأخبار الكاذبة والتهم الباطلة، أليس إثبات الدعاوى في المحكمة أعلى طرق عندها؟ فما الذي دفع الحكومة إلى هذا السبيل إلا ضعف مزاعمها وضمور حججها، وذلك شأن الذين تصدوا لدعوة الحق، قال تعالى: ﴿كَلَّا إِنَّهُ كَانَ لِآيَاتِنَا عَنِيدًا * سَأُرْهِقُهُ صَعُودًا﴾ [المدثر: 16-17]

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أدي سوديانا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı