محاولة يائسة من مجموعة بريكس للانعتاق من الموقف الغربي بالإسلام وحده يتم تحرير الشعوب من الهيمنة الغربية
محاولة يائسة من مجموعة بريكس للانعتاق من الموقف الغربي بالإسلام وحده يتم تحرير الشعوب من الهيمنة الغربية

الخبر: تحت شعار "بريكس وأفريقيا"، انعقدت رابطة كبرى الاقتصاديات الناشئة، من يوم الثلاثاء وحتى الخميس في عاصمة جنوب أفريقيا جوهانسبورغ، وتأتي القمة وسط محاولات لإنهاء الهيمنة الغربية على الساحة الدولية، كما يشمل جدول أعمالها هذا العام احتمالات التوسيع المستقبلي للعضوية في بريكس، وهو ما أبدت المجموعة في وقت سابق انفتاحها عليه، وسبق أن عبرت العديد من الدول الأفريقية عن رغبتها في الانضمام للتكتل، ومن بين هذه الدول الجزائر ومصر وإثيوبيا. وقبيل القمة، أعربت 40 دولة على الأقل عن اهتمامها بالانضمام إلى المجموعة بما فيها إيران والسعودية وبنغلادش والأرجنتين، وستطرح جنوب أفريقيا على قادة بلدان بريكس مقترحا لتوسيع العضوية، فيما يتوقع صدور قرار بهذا الشأن في ختام القمة.

0:00 0:00
Speed:
August 25, 2023

محاولة يائسة من مجموعة بريكس للانعتاق من الموقف الغربي بالإسلام وحده يتم تحرير الشعوب من الهيمنة الغربية

محاولة يائسة من مجموعة بريكس للانعتاق من الموقف الغربي

بالإسلام وحده يتم تحرير الشعوب من الهيمنة الغربية

الخبر:

تحت شعار "بريكس وأفريقيا"، انعقدت رابطة كبرى الاقتصاديات الناشئة، من يوم الثلاثاء وحتى الخميس في عاصمة جنوب أفريقيا جوهانسبورغ، وتأتي القمة وسط محاولات لإنهاء الهيمنة الغربية على الساحة الدولية، كما يشمل جدول أعمالها هذا العام احتمالات التوسيع المستقبلي للعضوية في بريكس، وهو ما أبدت المجموعة في وقت سابق انفتاحها عليه، وسبق أن عبرت العديد من الدول الأفريقية عن رغبتها في الانضمام للتكتل، ومن بين هذه الدول الجزائر ومصر وإثيوبيا. وقبيل القمة، أعربت 40 دولة على الأقل عن اهتمامها بالانضمام إلى المجموعة بما فيها إيران والسعودية وبنغلادش والأرجنتين، وستطرح جنوب أفريقيا على قادة بلدان بريكس مقترحا لتوسيع العضوية، فيما يتوقع صدور قرار بهذا الشأن في ختام القمة.

التعليق:

تتطلع أكثر شعوب الأرض إلى الانعتاق من الهيمنة الغربية الجائرة، التي تنهج الاستعمار طريقة لفرض سلطتها وجبروتها على دول العالم الثالث - الأكثر غنى بالموارد الطبيعية، ومع ذلك الأضعف بسبب قياداته العميلة للغرب - في حين تتطلع الدول الأقوى منها مثل دول البريكس إلى الاستقلال عن الموقف الدولي أو المشاركة فيه، وذلك بالانضمام إلى نادي الدول الاستعمارية الأكثر قوة في العالم لتتمكن من حماية نفسها من مغبة التهام الدول العظمى لها، ولتجني بعضاً مما تغنمه الدول العظمى، ومع ذلك فإن هذه الدول التي تمثل بلدان بريكس، وهي البرازيل وروسيا والهند والصين وجنوب أفريقيا، إن اقتصاداتها تشكل ربع الاقتصاد العالمي، وسكانها يشكلون 40 في المئة من سكان العالم على مستوى ثلاث قارات، لذلك فهي قد أضاعت البوصلة واستهانت بمقدراتها في محاولتها الانعتاق من الهيمنة الغربية.

الذي يجمع هذه الدول هو ما جمع الثيران الثلاثة في الغابة، وهي غريزة البقاء والمصلحة، ولم تجمعها فكرة مبدئية يشتركون في اعتناقها، ومن البديهي أن العلاقات التي تنشأ كملجأ من التهديد عرضة للمساومة إذا ما تعرضت لتهديد أكبر، وكذلك العلاقات المبنية على المصلحة، فهي عرضة للانهيار إذا ما رُغِّب أصحابها بمصلحة أكبر، وهذا هو الحاصل بالفعل مع هذه الدول؛ فالصين وروسيا مجتمعتان لحماية نفسيهما من استهدافِ أمريكا لهما ومحاولةِ احتوائهما في حظيرة الدول التابعة أو العميلة لها، والهند والبرازيل وجنوب أفريقيا، هي دول موالية لأمريكا، لذلك لا يُتصور أن يكون لهذا الحلف القدرة على الانعتاق من الهيمنة الأمريكية، هذا إن اجتمعت هذه الدول على هذه الغاية، وهو بالتأكيد غير متحقق في الدول الثلاث الأخيرة، وإذا ما تمّ ضمّ باقي الدول المرشحة للانضمام - وأكثرها من الدول العميلة لأمريكا - فإن الفشل الذريع هو مصير هذا التحالف، فدخول هذه الدول إلى المجموعة هو لإفشال غايته المرجوة، بل واحتوائه واستغلاله من صنّاع القرار في العالم وخصوصاً أمريكا، وقد قال مؤسس معهد الدراسات الأمنية في بريتوريا جاكي سليير: "إن بريكس تعتمد على الإجماع، ما يشكل عقبة رئيسية أمام صناعة القرارات، وحتى العلاقات غير الصديقة بين الصين والهند فإنها لا تساعد هذا النادي على تحقيق المصالح المشتركة"، وأضاف: "على الأمد البعيد، أرى أن المنافسة التي لا مفر منها بين الصين والهند ستكون على الأرجح التحدي الرئيسي الذي سيواجه بريكس في نهاية المطاف". أضف إلى ذلك ضعف الطرف الثالث القوي في المجموعة وهو روسيا، فروسيا تتوجس حرباً من الغرب، وهي مهددة في بقائها ضمن نادي الدول الاستعمارية الأقوى في العالم إن لم يكن وجودها نفسه مهدداً، وما حضور وزير خارجيتها سيرجي لافروف بدلاً عن بوتين إلا دليل خشيته على نفسه التوقيف أو الاعتقال، فهو مستهدف بمذكرة توقيف دولية على خلفية الاشتباه بارتكابه جرائم حرب في أوكرانيا.

إن الخروج من المنظومة الدولية الاستعمارية الحالية لا يمكن للدول الضعيفة والمستعبدة تحقيقه إلا إذا توحّدت على فكرة مبدئية صحيحة، تقنع العقل وتوافق الفطرة، تعدل بين شعوبها وشعوب الأرض، فتكون بديلاً حضاريا عن المبدأ الرأسمالي، الذي لم يقنع العقل ولم يوافق الفطرة، وأوجد فراغاً حضارياً وروحياً، وأفرز مختلف الأمراض النفسية في المجتمعات البشرية، والمبدأ الرأسمالي جشع، ركّز ثروة العالم المهولة في أيدي حفنة من الفاسدين، لتقاسي البشرية بأكثرها الفقر والفاقة. لذلك فإن الانعتاق من هيمنة العلمانيين الرأسماليين لا يتحقق إلا بتبنّي الإسلام العظيم، فهو المبدأ السليم الذي يحق الحق ويبطل الباطل، ويملأ الأرض عدلاً ونوراً. ﴿هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَكَفَى بِاللهِ شَهِيداً﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

بلال المهاجر – ولاية باكستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı