مهما قلتَ فلن يُجدي نفعاً - لقد أسمعتَ لو ناديتَ حيّاً ولكن لا حياةَ لمن تنادي
مهما قلتَ فلن يُجدي نفعاً - لقد أسمعتَ لو ناديتَ حيّاً ولكن لا حياةَ لمن تنادي

الخبر:   قال الرئيس التركي أردوغان: "يجب أن ينال المجرمون العقوبات اللازمة. أتمنى أن نوقفهم (إسرائيل الصهيونية) بالخطوات التي نتخذها.. وأضاف: إن الإبادة التي نفذتها حكومة نتنياهو في غزة دخلت التاريخ باعتبارها "وصمة عار سوداء"، وأن هذه الوصمة السوداء عالقة في جباه الدول التي تدعم هذه الحكومة دون قيد أو شرط". (أخبار، 2023/12/03)

0:00 0:00
Speed:
December 05, 2023

مهما قلتَ فلن يُجدي نفعاً - لقد أسمعتَ لو ناديتَ حيّاً ولكن لا حياةَ لمن تنادي

مهما قلتَ فلن يُجدي نفعاً

لقد أسمعتَ لو ناديتَ حيّاً      ولكن لا حياةَ لمن تنادي

الخبر:

قال الرئيس التركي أردوغان: "يجب أن ينال المجرمون العقوبات اللازمة. أتمنى أن نوقفهم (إسرائيل الصهيونية) بالخطوات التي نتخذها.. وأضاف: إن الإبادة التي نفذتها حكومة نتنياهو في غزة دخلت التاريخ باعتبارها "وصمة عار سوداء"، وأن هذه الوصمة السوداء عالقة في جباه الدول التي تدعم هذه الحكومة دون قيد أو شرط". (أخبار، 2023/12/03)

التعليق:

بينما يواصل كيان يهود، إخوان القردة والخنازير، ارتكاب جرائم الإبادة الجماعية الوحشية المروعة، في مشهد لم يسلم من شره الشجر والحجر، يواصل أردوغان كعادته سلسلة تصريحاته المبتذلة! لا يمكن نسيان الإبادة الجماعية بالكلام يا أردوغان! وإذا كنتَ حقا لا تريد نسيانها أو تناسيها، وإذا كنتَ حقا تريد القيام بعمل تُنسي به الكيان الصهيوني اللعين وساوس الشيطان بما قاموا به من الإبادات الجماعية، فعليك يا أردوغان أن تقوم بعمل سيُكتب بأحرف من ذهب في كتب التاريخ، ويُحفر في أذهان الأمة، وينتقل من جيل إلى جيل، ويُسمى باسمك أبناؤها ليظلوا في الذاكرة إلى الأبد كما حصل مع صلاح الدين الأيوبي والمظفر قطز.

من يتذكر منكم مجزرة صبرا وشاتيلا؟ ومن يتذكر أيضا المجازر التي ارتكبها يهود إخوان القردة والخنازير؟ فهل ضمن أردوغان عدم نسيان هذه المجازر؟ بل على العكس من ذلك فلكي ينساها الناس استضاف زعماء يهود في قصوره على السجاد الأحمر وقام بالتطبيع معهم. بينما، وعلى الرغم من مرور مئات السنين عليها، ما زال أطفال الأمة في أقصى بقاع العالم يتذكرون انتصارات صلاح الدين الأيوبي والمظفر قطز وردّ السلطان عبد الحميد الثاني المدوي على اليهود.

يقول أردوغان بأسلوب ضبابي: "يجب أن ينال جناة غزة العقوبات اللازمة"، فهو يحيل أمر إيقاع العقوبة إلى مجهول، ولا يجرؤ على القول: "يجب علينا نحن أن نعاقبهم" بالعقوبات اللازمة. كما أنه يزعم أنه يحبس أنفاسه، ولكنه في الوقت نفسه يبعث الحياة في جسم كيان يهود الغريب وذلك من خلال تدفق السفن التجارية المحملة بشتى البضائع والمياه! فكلام أردوغان يتناقض مع أفعاله، وأفعال المرء هي مرآةٌ لأقواله.

وفي الوقت الذي تُرسل فيه كل من أمريكا وإنجلترا العتاد والذخيرة إلى كيان يهود إخوان القردة والخنازير لحمايته وتوفير الأمن له جواً بالمقاتلات الحربية، يقوم حكام المسلمين العملاء الخونة وعلى رأسهم أردوغان بتوفير الغطاء الأمني لهذا الكيان المسخ على الأرض لحمايته ويستمرون في لعب دور شجر الغرقد. يبدو أن شجر الغرقد الذي ورد في الحديث والذي سيختبئ وراءه اليهود هم اليوم هؤلاء الحكام الخونة؛ لأنهم يبذلون قصارى جهدهم لحماية اليهود المختبئين وراءهم، وبدلاً من تحريك الجيوش من ثكناتها لإبادة كيان يهود فإنهم يبقونها في ثكناتها، ولا يخرجونها من ثكناتها إلا للتدريبات والمناورات العسكرية أو لحماية مصالح سيدتهم أمريكا. فهل هناك شجرة غرقد لحمايتهم أفضل من هذه؟!

عندما يقول أردوغان بأن مجزرة غزة هي وصمة عار سوداء وأنها ستبقى عالقة في جباه الدول التي تدعم الكيان الصهيوني دون قيد أو شرط، فإنه بذلك يكون قد استثنى نفسه من ذلك. ونحن نسأل: أليس السكوت على المذابح، باستثناء تقديم التصريحات الجوفاء، وعدم التحرك الفعّال باستثناء تقديم المساعدات الإنسانية ونقل المرضى، بل ودعم القاتل الذي يرتكب المذابح والإبادة الجماعية بالدعم التجاري والمياه، كما ذكرنا أعلاه، أليس هذا كله دعماً غير مشروط؟ فكيف يمكن لأردوغان أن يستثني نفسه من هذا كله؟!

فإذا أراد أردوغان أن ينأى بنفسه عن الخيانة التي ارتكبها حكام البلاد الإسلامية، فعليه أن يقوم بالأفعال التي تنسي كيان يهود المسخ وساوس الشيطان، لا بالخطابات الفارغة والكلام المملول! عندها فقط سيبرأ من وصمة العار التي ستعلق على جبينه. وإذا نسيت الأمة وصمة العار السوداء هذه العالقة على جبين الحكام الخونة، فإن حزب التحرير لن ينساها ولن يسمح بنسيانها، وحتى لو نسيناها نحن فإن التاريخ لن ينساها.

إن من يتوقع أن يقوم حكام أمثال أردوغان بعمل ينسي يهود وساوس الشيطان هو كمن يدق الماء بلا فائدة، لأن الحكام العملاء بلاد المسلمين هم بمثابة شجر الغرقد، وما وُجدوا إلاَّ لحمايتهم. وحدها دولة الخلافة الإسلامية هي التي يمكنها أن تقتص من هذا الكيان الغاصب، إذ كما ورد في الحديث فإن نهاية يهود وهلاكهم متوقف على وقوع الحرب، أما حكام اليوم فهم ليسوا في وضع يسمح لهم باتحاذ قرار الحرب، لأن إرادتهم مسلوبة ومرهونة بيد أسيادهم. فالخلافة التي تستمد إرادتها من الأحكام الشرعية هي القوة الوحيدة التي يمكنها أن تتخذ قرار الحرب.

ولذلك، إذا أراد المسلمون تطهير أرض فلسطين المباركة من دنس يهود فعليهم أن يعملوا على إقامة الخلافة وطلب النصرة من الجيوش.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أرجان تكين باش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı