من فساد الديمقراطية: لعبة إجراء الاستفتاء
من فساد الديمقراطية: لعبة إجراء الاستفتاء

الخبر:   جرى استفتاء في بريطانيا يوم 2016/6/23 حول بقاء بريطانيا أو خروجها من الاتحاد الأوروبي فكانت النتيجة لصالح الرأي الأخير، فقام داعمو الرأي الأول بجمع حملة تواقيع بالملايين لتقديمها إلى البرلمان لإجراء استفتاء ثان، ولا ندري ما إذا كان سيحصل أم لا؟!

0:00 0:00
Speed:
June 29, 2016

من فساد الديمقراطية: لعبة إجراء الاستفتاء

من فساد الديمقراطية: لعبة إجراء الاستفتاء

الخبر:

جرى استفتاء في بريطانيا يوم 2016/6/23 حول بقاء بريطانيا أو خروجها من الاتحاد الأوروبي فكانت النتيجة لصالح الرأي الأخير، فقام داعمو الرأي الأول بجمع حملة تواقيع بالملايين لتقديمها إلى البرلمان لإجراء استفتاء ثان، ولا ندري ما إذا كان سيحصل أم لا؟!

التعليق:

1- إن فكرة الاستفتاء فكرة باطلة من الأساس لأنها تجعل عامة الناس هم الذين يقررون المصير، وهم تبع للأهواء والتلاعب بهم من قبل الذين يطرحون رأيا معينا للاستفتاء عليه من أجل تحقيق أهداف أو تمرير سياسات معينة. فتبدأ الحملات المؤيدة والمضادة ويقع الناس تحت تأثير هذا الرأي أو ذاك.

2- عامة الناس تنساق وراء الحملات الدعائية، لأن الناس جماعيا لا يفكرون بعمق، وتغلب عليهم أجواء الجماعة فيضطر هؤلاء للسير حسب هذه الأجواء ولا يقدرون على مخالفتها خوفا من أن يعيَّروا أو يُنبذوا، ومظهر القطيع من غريزة البقاء هو الذي يسوق الناس عامة، فينساقون وراء من قد يؤثر عليهم، فالتفكير السطحي هو الذي يسود الجو الجماعي. والتفكير العميق هو شأن فردي، أي أن الفرد هو الذي يفكر بعمق، وكذلك التفكير المستنير. وعندما يأتي صاحب الفكر العميق ويقول رأيا صائبا لا يسمع له أحد في ظل هذه الأجواء!

3-  ففكرة الاستفتاء هي في الأساس لتحقيق أغراض معينة أو لتمرير سياسات معينة لمن يطرح الاستفتاء، وليس لبيان الحق والحقيقة. وهي مبنية على أساس أن السيادة للشعب فهو الذي يحكم نفسه بنفسه، أي على أساس الديمقراطية الفاسدة، فهي فكرة غير واقعية، بل هي خيالية، فالشعب لا يحكم نفسه بنفسه ولا يضع فكره بنفسه، فالذي يطرح الأفكار والذي يحكم هم أفراد معينون.

4- في بعض الدول يقوم الحكام أحيانا ويطرحون فكرة الاستفتاء على موضوع ما لتحقيق غايات سياسية. فمثلا عندما دخلت بريطانيا السوق الأوروبية المشتركة عام 1973م قبل أن تصبح اتحادا لم تجر استفتاء، لأن الموضوع لا يستلزم مثل ذلك، فالسياسيون قرروا أن مصلحة بريطانيا في دخول السوق بعدما كانت بريطانيا ممنوعة من دخولها على عهد ديغول الذي كان يدرك الخبث الإنجليزي وأن بريطانيا لا تريد وحدة أوروبية بل تسعى لعرقلة ذلك، فبعد رحيل ديغول، دخلت بريطانيا بقيادة حزب المحافظين ورئيس وزرائها هيث عام 1971م في مفاوضات مع جورج بومبيدو الذي حل محل ديغول ولم يكن على قدر وعي سلفه حتى تمكنت بريطانيا من دخول السوق كأية دولة. ولكن الخبث والدهاء الإنجليزي لن يتوقف، فكأنها قالت؛ أولا أضمن العضوية ومن ثم أقوم بلعب اللعبة التالية، فقامت عام 1974م وقد جاءت بحزب العمال إلى الحكم ليلعب اللعبة التالية فطالبت بإعادة التفاوض وإلا ستجري استفتاء عام حول البقاء، لتبدأ بلعبة الابتزاز واللعب بمصير الاتحاد الأوروبي المنشود مهدِّدة زعماء الاتحاد بالخروج، وذلك للحصول على مكاسب وامتيازات خاصة بها. ومن ثم توصل مستشار ألمانيا الغربية يومئذ هيلموت شميدت ورئيس الوزراء البريطاني هارولد ويلسون إلى صفقة معينة تبقي بريطانيا في السوق الأوروبية، وظهر أن بريطانيا حققت ما تريد من إعادة التفاوض، فقامت الأحزاب الرئيسية الثلاثة في بريطانيا بحملة كبيرة لصالح بقاء بريطانيا في السوق، فعندما جرى الاستفتاء عام 1975م، صوت 67% من الناخبين لصالح البقاء في السوق الأوروبية وقد اضطرت للتوقيع على معاهدة ماستريخت عام 1992م لتكون جزءا من الاتحاد الأوروبي. ولكن تزايدت أصوات الرافضين للاتحاد الأوروبي والمطالبة بالانفصال مما جعل كاميرون يطرح فكرة الاستفتاء يوم 2013/1/23 "إذا فاز هو وحزبه في انتخابات 2015" أي لكسب أصوات الناخبين وكذلك ليبتز الاتحاد الأوروبي من أجل الحصول على امتياز لبلاده، حيث أعلن يومها أنه "يريد التفاوض من جديد حول علاقات بريطانيا مع الاتحاد الأوروبي قبل أن يعرض على البريطانيين التصويت". وعندما تحقق له ما أراد في شباط الماضي قرر إجراء الاستفتاء الذي جرى يوم 2016/6/23م.

5- وفي بلادنا عندما ارتكب النظام في السودان برئاسة عمر البشير خيانة كبرى بتوقيعه على اتفاقية نيفاشا يوم 2005/1/9م التي نصت على إجراء استفتاء برعاية الأمم المتحدة حول حق تقرير المصير لجنوب السودان، وقد جرى يوم 2011/1/9م، وبناء على نتيجته المحسومة بعدما تم شحن الأجواء لأكثرية ساحقة جاهلة تم فصل ربع السودان عن أصله، لتتشكل دولة أخرى يسيطر عليها كفار، ولتلعب دورا للاستعمار الأمريكي خاصة، ولتزيد من تمزيق بلاد المسلمين وتقتطع أراضيهم منهم باسم الاستفتاء. وكذلك أجرت الأمم المتحدة، المؤسسة التي تهيمن عليها أمريكا، استفتاء حول تقرير المصير عام 1999 في تيمور الشرقية لتفصلها عن إندونيسيا، فتم لها ما أرادت.

6- فمن هنا يتبين أن فكرة الاستفتاء باطلة من الأساس، وهي لعبة تلعبها جهات معينة لتحقيق أغراض معينة. فلا تلجأ إليها الدول إلا عندما تريد تحقيق أهداف معينة. وفي بلادنا تلعبها الدول الاستعمارية لتمزيقها، فتعمل أمريكا على تطبيقها في الصحراء المغربية لتفصلها عن المغرب، وطالب بها البرزاني عميل الإنجليز في شمال العراق ليفصله نهائيا عن العراق، فلم توافق أمريكا حتى الآن، لأن مخططها لتقسيم العراق لم يكتمل بعد.

7- ونحن مسلمون لا نلتزم إلا بما يمليه علينا ديننا الحنيف الذي يحرم علينا الأخذ بهذه الفكرة، كما يحرم علينا الفرقة والانقسام وتحكيم الأهواء وتطبيق المقررات الدولية وعقد الاتفاقات الخيانة وتنفيذها، فلا ننخدع بلعبة الاستفتاء المستندة إلى الديمقراطية الجاهلية.

﴿أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أسعد منصور

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı