من يدّعون تمثيل فلسطين مثلهم كمثل المستجير من الرمضاء بالنار
من يدّعون تمثيل فلسطين مثلهم كمثل المستجير من الرمضاء بالنار

الخبر:   قال رئيس السلطة الفلسطينية عباس في مؤتمر صحفي مشترك مع المفوضية العليا للسياسة الخارجية والأمنية في الاتحاد الأوروبي موغيريني يوم 2018/1/22 في بروكسل "أوروبا شريك حقيقي للسلام في المنطقة". واجتمع مع وزراء خارجية الاتحاد الأوروبي، وطالب الأوروبيين بالاعتراف بدولة فلسطين على حدود 1967 وبشرقي القدس عاصمة لها. وجددت موغيريني "تأكيد الاتحاد الأوروبي على حل الدولتين بين (إسرائيل) وفلسطين مع تقاسم القدس للطرفين". ولكن الاتحاد الأوروبي أجّل موضوع الاعتراف بذلك واكتفى بالمطالبة.

0:00 0:00
Speed:
January 29, 2018

من يدّعون تمثيل فلسطين مثلهم كمثل المستجير من الرمضاء بالنار

من يدّعون تمثيل فلسطين مثلهم كمثل المستجير من الرمضاء بالنار

الخبر:

قال رئيس السلطة الفلسطينية عباس في مؤتمر صحفي مشترك مع المفوضية العليا للسياسة الخارجية والأمنية في الاتحاد الأوروبي موغيريني يوم 2018/1/22 في بروكسل "أوروبا شريك حقيقي للسلام في المنطقة". واجتمع مع وزراء خارجية الاتحاد الأوروبي، وطالب الأوروبيين بالاعتراف بدولة فلسطين على حدود 1967 وبشرقي القدس عاصمة لها. وجددت موغيريني "تأكيد الاتحاد الأوروبي على حل الدولتين بين (إسرائيل) وفلسطين مع تقاسم القدس للطرفين". ولكن الاتحاد الأوروبي أجّل موضوع الاعتراف بذلك واكتفى بالمطالبة.

التعليق:

إن مثل المفاوضين في فلسطين كالمتسجير من الرمضاء بالنار، يريدون أن يهربوا من أمريكا فيلجأوا إلى أوروبا معتبرين إياها شريكا حقيقيا للسلام! علما أن أوروبا هي أس الداء، فهي تعتبر من أوجد كيانا ليهود في فلسطين، إذ أصدرت بريطانيا وعد بلفور المشؤوم ومن ثم وافقت الدول الأوروبية على ذلك في مؤتمر فرساي عام 1919م، وأرسلت اليهود القاطنين في أوروبا إلى فلسطين ودعمتهم وسلحتهم كما فعلت أمريكا. فكيف تعتبر شريكا للسلام؟!

وقد شدد عباس في المؤتمر الصحفي على أن "الطريق الوحيد للوصول إلى السلام بيننا وبين (إسرائيل) هو من خلال المفاوضات بمشاركة وإشراف دولي". فهو وزمرته يعشقون المفاوضات فقد بدأوا من عام 1974 الدخول في المفاوضات حيث اعترفت بهم الأمم المتحدة كذبا وزورا ممثلا وحيدا وشرعيا للشعب الفلسطيني، فطاروا فرحا كالمعتوه الذي لا يدري بأي شيء يفرح، فلا يدري أنه يفرح بتمزيق جسده أو بذبحه من الوريد إلى الوريد.

إن السلام الذي يقصدونه هو الإقرار باغتصاب كيان يهود لأكثر من 80% من فلسطين وإعطاء أهل فلسطين أقل من 20% من أرضهم تحت مسمى دولة فلسطينية ولكنها ليست دولة في الحقيقة، هي مجرد اسم دولة، ربما تشبه حكما ذاتيا، فخطة ترامب المعدلة لحل الدولتين لم تتضح معالمها بعد، فهو يعمل مع فريقه على صياغتها ومن ثم يعرضها على يهود، فإذا وافقوا عليها ستخرجها أمريكا إلى العلن. فهي تطلب من الآن أن يوافق عليها المتخاذلون عشاق المفاوضات المحسوبون على أهل فلسطين وأن يوافقوا على الدخول في المفاوضات من دون قيد أو شرط، حتى إن نسبة 20% يجب ألا يضعوها شرطا، ربما تكون أقل! وكذلك ألا يضعوا إقامة دولة شرطا، ربما تكون شبه دولة! وألا يحلموا بعودة لاجئين ولا بقدس عاصمة لفلسطين! ربما في منطقة مجاورة تعتبر من القدس، فيخدع المنصبون للتفاوض عشاق السلام أنفسهم بأنها أصبحت لهم دولة عاصمتها شرقي القدس! وأما غربي القدس، بل القدس كلها فتلك ليهود والسلام.

فترامب صاحب العقلية التجارية يستعمل معهم المقايضة فيقول لعشاق السلام والتفاوض في السلطة الفلسطينية، بل يهددهم يوم 2018/1/25 قائلا "نعطيهم مئات الملايين من الدولارات مساعدات ودعما، وهي أرقام هائلة لا يفهمها أحد، وهذه الأموال لن تسلم إليهم إلا إذا جلسوا وتفاوضوا على السلام"، وقد أعلن "تجميد أمريكا دفع 56 مليون دولار من أصل 125 مليونا كانت تقدمها لوكالة الأمم المتحدة لإغاثة وتشغيل اللاجئين الفلسطينيين (الأنروا)" أي أنه يقول بيعوا الباقي من فلسطين كما بعتم الأكثر واكتفوا بأقل القليل وهو كافيكم، فنطعمكم ونسقيكم ونلقبكم بألقاب السلطة والسلطان، وربما بلقب رئيس دولة ولكن ليست حقيقية!

فترامب على شاكلة "تاجر البندقية" يقايض الأرض الغالية بالمال الرخيص، فهو يعرفهم أنهم لا يعرفون قيمة هذه الأرض، ولن يحملوا السلاح في وجه كيان يهود ليقولوا "ثورة حتى النصر"، ولن يعلنوا الجهاد لتحرير فلسطين، بل قالوا منذ أمد بعيد "وداعا للسلاح" واعتبروا العمليات الجهادية "عمليات حقيرة" كما ورد على لسان عباس سابقا.

إن أوروبا ليس لها تأثير على كيان يهود مثل أمريكا، ولهذا السبب لم تستطع أن تعلن اعترافها بدولة فلسطين ولا بشرقي القدس عاصمة لهذه الدولة المفترضة، فأعلنت أنها أجلت موضوع هذا الاعتراف، فخافت أن تحرج أمام المبادرات الأمريكية والتي ربما تركض السلطة الفلسطينية وراءها فتقبلها.

والدليل على قلة التأثير الأوروبي أمام التأثير الأمريكي ما كشفه مسؤول أوروبي لصحيفة (الحياة 2018/1/26) أن الرئيس الفرنسي ماكرون أرسل مبعوثا خاصا حاملا رسالة إلى عباس طلب منه قائلا "لا تنسحبوا من العملية السياسية التي ترعاها أمريكا ولا تقطعوا علاقاتكم بفريق ترامب السياسي وانتظروا لتسمعوا تفاصيل الخطة الأمريكية ثم قرروا في شأنها.. وإذا لم تعجبكم خطة ترامب فإننا على استعداد لتقديم خطة بديلة".

فالنار الأوروبية التي استجار بها عباس وغيره من عشاق التفاوض والتنازل والسلام وتاركي الجهاد تحرقهم كما تحرقهم وتكويهم رمضاء أمريكا ترامب، هذا خزي الحياة الدنيا، وأما خزي الآخرة فهو أشد وأنكى، ونار جهنم أشد حرا.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أسعد منصور

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı