منتوج ولاية واحدة في السودان يكفي حاجة نصف سكان إفريقيا
منتوج ولاية واحدة في السودان يكفي حاجة نصف سكان إفريقيا

دعا النائب المستقل عن دائرة الفشقة مبارك النور، الحكومة لبناء سجون إضافية، تتسع لآلاف المزارعين المعسرين بولاية القضارف، وقال النور، (نصف مزارعي الولاية يتهددهم السجن، ما لم تتدخل الدولة تدخلاً عاجلاً وتصدر قراراً بتركيز أسعار الذرة)، وأشار إلى أن مشاكل المزارعين تتفاقم يوماً بعد الآخر، وأنهم يبيعون محصولاتهم بالخسارة دون أدنى اهتمام من الدولة، وذكر أن أردب الذرة لا يتجاوز 430 جنيهاً. واتهم النور في تصريحات صحفية أمس، الحكومة بتدمير الإنتاج والمنتجين، وطالبها ببناء سجون إضافية تسع آلاف المعسرين، وأن تبحث عمن يزرع لها لأن الكل مديونون بمبالغ طائلة، ولفت إلى أن مزارعي القضارف يزرعون أكثر من 8 ملايين فدان بالولاية، نصفهم مهدد بدخول السجن، ولن تحل مشاكلهم إلا ببيع ممتلكاتهم ومنازلهم لمخارجة أنفسهم، ما يعني خروجهم عن دائرة الإنتاج فعلياً. (صحيفة الجريدة 2017/04/10م).

0:00 0:00
Speed:
April 12, 2017

منتوج ولاية واحدة في السودان يكفي حاجة نصف سكان إفريقيا

منتوج ولاية واحدة في السودان يكفي حاجة نصف سكان إفريقيا

الخبر:

دعا النائب المستقل عن دائرة الفشقة مبارك النور، الحكومة لبناء سجون إضافية، تتسع لآلاف المزارعين المعسرين بولاية القضارف، وقال النور، (نصف مزارعي الولاية يتهددهم السجن، ما لم تتدخل الدولة تدخلاً عاجلاً وتصدر قراراً بتركيز أسعار الذرة)، وأشار إلى أن مشاكل المزارعين تتفاقم يوماً بعد الآخر، وأنهم يبيعون محصولاتهم بالخسارة دون أدنى اهتمام من الدولة، وذكر أن أردب الذرة لا يتجاوز 430 جنيهاً. واتهم النور في تصريحات صحفية أمس، الحكومة بتدمير الإنتاج والمنتجين، وطالبها ببناء سجون إضافية تسع آلاف المعسرين، وأن تبحث عمن يزرع لها لأن الكل مديونون بمبالغ طائلة، ولفت إلى أن مزارعي القضارف يزرعون أكثر من 8 ملايين فدان بالولاية، نصفهم مهدد بدخول السجن، ولن تحل مشاكلهم إلا ببيع ممتلكاتهم ومنازلهم لمخارجة أنفسهم، ما يعني خروجهم عن دائرة الإنتاج فعلياً. (صحيفة الجريدة 2017/04/10م).

التعليق:

سياحة سريعة بولاية القضارف تعطينا فكرة عن إمكانيات هذه الولاية، التي هي إحدى ولايات شرق السودان، ذات الأمطار الغزيرة، وبها حوالى 10.5 مليون فدان أرض صالحة للزراعة، تغطي المشاريع الآلية المطرية أكثر من 8.5 مليون فداناً، بينما تغطي المشاريع البستانية المروية حوالى 40 ألف فدان، من أصل 200 ألف فدان قابل للري والزراعة، وتشتهر القضارف بزراعة السمسم والذرة والدخن، وزهرة عباد لشمس، كما في القضارف حوالى 5.4 مليون رأس من المواشي، وتشمل الضأن والماعز والإبل.

وبالرجوع إلى موضوع الزراعة والمزارعين، فإن هذه المساحة الشاسعة من الأراضي الخصبة الصالحة للزراعة، والأمطار الغزيرة، لا يعقل أن يكون مزارعوها محاصرين بالديون، إلا إذا كان هناك خلل جوهري، وبالتدقيق نجد أن البنى التحتية لهذه الزراعة ضعيفة جداً ومتخلفة في أساليب الزراعة، فإذا استبعدنا الأساليب الحديثة المستخدمة في الزراعة والري في أوروبا وأمريكا، ولِم نذهب بعيداً بل إلى الجارة مصر، ففي العام 2000م قبل سبعة عشر عاماً نجد أن مصر زرعت 376 ألف فدان، وكان ناتجها الإجمالي 13.2 مليون جوال، أي بواقع 35 جوال ذرة للفدان الواحد، فإذا طبقنا هذه المعادلة على ولاية القضارف، لكان الناتج 367.5 مليون جوال، وبمعادلة بسيطة جداً إذا علمنا أن الجوال يطعم عشرة أشخاص لمدة شهر، فإن هذا الإنتاج من ولاية القضارف وحدها، يكفي سكان إفريقيا، البالغ عددهم 630 مليون نسمة لستة أشهر، فكان ينبغي لمزارع القضارف أن يمشي مزهواً، رافعاً رأسه، يتملكه الشعور بالفخر والاعتزاز، لأنه يستطيع أن يطعم نصف سكان قارته لمدة سنة كاملة، بدلاً من أن يسير مطأطئ الرأس، من ذل الديون، وتهديد بالسجن في كل لحظة وحين!

إن حجم الأموال المختلسة التي تظهر في ديوان المراجع العام في السودان، كافية لأن تشيد البنى التحتية للزراعة، ليس في ولاية القضارف فحسب، بل في كل أصقاع السودان، ويكون السودان اسماً على مسمى سلة (غذاء العالم)، ولكن هيهات، فهذه تحتاج إلى عقلية راعي شئون، مثل عمر بن عبد العزيز، الذي قال لزوجته حينما تولى الخلافة: (أنا وأنت وهذا المال لا نجتمع في بيت واحد) فاختارته على المال، ثم عرج على أموال بني أمية، فرد كل ما أخذ بغير وجه حق، ثم أصدر أوامره بشق القنوات، وإعطاء المعسرين من المزارعين من تلك الأموال قرضاً حسناً. وما أن دار العام حتى جال عماله الشرق والغرب فلم يجدوا من يأخذ الزكاة، فقال قولته المشهورة: "انثروا القمح على رؤوس الجبال؛ لكي لا يقال جاع طير في بلاد المسلمين". ومع كل ذلك فعندما دخلت عليه زوجته، وجدته واضعاً خده على يده، ودموعه تسيل، فقالت ما يبكيك؟ فقال: "يَا فَاطِمَةُ! إِنِّي تَقَلَّدْتُ أَمْرَ أُمَّةِ مُحَمَّدٍ eفَتَفَكَّرْتُ فِي الْفَقِيرِ الْجَائِعِ، وَالْمَرِيضِ الضَّائِعِ، وَالْعَارِي الْمَجْهُودِ، وَالْمَظْلُومِ الْمَقْهُورِ، وَالْغَرِيبِ الْمَأْسُورِ، وَالْكَبِيرِ، وَذِي الْعِيَالِ فِي أَقْطَارِ الْأَرْضِ، فَعَلِمْتُ أَنَّ رَبِّي سَيَسْأَلُنِي عَنْهُمْ، وَأَنَّ خَصْمَهُمْ دُونَهُمْ مُحَمَّدٌ eفَخَشِيتُ أَلَّا تَثْبُتَ لِي حُجَّةٌ عِنْدَ خُصُومَتِهِ، فَرَحِمْتُ نَفْسِي فَبَكَيْتُ".

اللهم عجل لنا بخلافة راشدة على منهاج النبوة، فيها أمثال عمر بن عبد العزيز هذا الزمان، حكام يرعون شئون الناس بما يرضي الله، لا يضيقون عليهم، ولا يدخلونهم السجون، كما يفعل رويبضات هذا الزمان!

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

المهندس/ حسب النور سليمان – الخرطوم

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı