منظمات المجتمع المدني الأجنبية تستهدف شبابنا... صناعة قادة أم صناعة عملاء؟
منظمات المجتمع المدني الأجنبية تستهدف شبابنا... صناعة قادة أم صناعة عملاء؟

الخبر:   انطلقت يوم الثلاثاء 28 آب/أغسطس 2018 في بنزرت جامعة صيفية بنزل الأندلسيَة لطلبة حزب آفاق تونس والتي ينظمها الحزب بالشراكة مع المنظمة الألمانية فريدريتش إيبرت والمعهد الجمهوري الدولي الأمريكي لغاية 2 أيلول/سبتمبر 2018 تحت إشراف محمد علي الفريوي عضو المكتب السياسي للحزب وأعضاء وقيادات عدَة لحزب آفاق تونس. والهدف المعلن لهذا الملتقى الذي يشارك فيه أكثر من 150 طالبة وطالباً من شباب الحزب أعمارهم تتراوح بين 20 و24 سنة، إلى تحسين المشاركة السياسية للطلبة وتعزيز قيم الانتماء للحزب وتبني أسس وقيم الليبرالية الاجتماعية وتطوير مهارات وقدرات الطلبة في مجال القيادة والتواصل.

0:00 0:00
Speed:
October 01, 2018

منظمات المجتمع المدني الأجنبية تستهدف شبابنا... صناعة قادة أم صناعة عملاء؟

منظمات المجتمع المدني الأجنبية تستهدف شبابنا...

صناعة قادة أم صناعة عملاء؟

الخبر:

انطلقت يوم الثلاثاء 28 آب/أغسطس 2018 في بنزرت جامعة صيفية بنزل الأندلسيَة لطلبة حزب آفاق تونس والتي ينظمها الحزب بالشراكة مع المنظمة الألمانية فريدريتش ايبرت والمعهد الجمهوري الدولي الأمريكي لغاية 2 أيلول/سبتمبر 2018 تحت إشراف محمد علي الفريوي عضو المكتب السياسي للحزب وأعضاء وقيادات عدَة لحزب آفاق تونس.

والهدف المعلن لهذا الملتقى الذي يشارك فيه أكثر من 150 طالبة وطالباً من شباب الحزب أعمارهم تتراوح بين 20 و24 سنة، إلى تحسين المشاركة السياسية للطلبة وتعزيز قيم الانتماء للحزب وتبني أسس وقيم الليبرالية الاجتماعية وتطوير مهارات وقدرات الطلبة في مجال القيادة والتواصل.

التعليق:

قبل الخوض في بحث الأسباب الحقيقية لهكذا تظاهرات أصبحت تتكاثر كالفطريات في الساحة السياسية في تونس فلنعطِ لمحة بسيطة عن كلا المنظمتين الغربيتين:

فريدريتش إيبرت التي ذكر اسمها كثيرا في الآونة الأخيرة كراعية للندوات والتظاهرات الثقافية والسياسية الحكومية والمستقلة بعد ثورات الربيع العربي ليس فقط في تونس بل هي في نشاط دائم واتصال حثيث بالفئة الشابة في كل من مصر، وتونس، وليبيا، والأردن، وفلسطين، واليمن.. والقائمة تطول، حيث تعمل على التثقيف بالمفاهيم الليبرالية والعلمانية وهي تركز أساسا نشاطها على التكوين السياسي للشباب وما تسمّيه بالنصيحة السياسية للأحزاب والمنظمات داخل البلاد، والذي يثير الريبة أنها لا تتوجّه إلى الجمهور العريض بل تستهدف الشباب الجامعي في تونس بل وتصطاده من خلال الأحزاب السياسية ذات التبعية الأوروبية والغربية فتقوم بتأطيره وإحاطته بل وحتى إغرائه من خلال برامج المنح لمواصلة الدراسة في ألمانيا التي تقدمها لطلبة الدكتوراة والبحث العلمي والتي تشترط فيها تبني الطالب للقيم الليبرالية وإثباته لمدى استعداده لتبني وخدمة القيم الغربية التي تغلفها بوصفها كونية وإنسانية.

أما منظمة المعهد الجمهوري الدولي فهي أمريكية الجنسية برئاسة السيناتور جون ماكين المقبور مؤخرا وهو اسم سياسي غني عن التعريف يرتبط ذكره بحرب العراق، فهو كان زعيم المحافظين الجدد في أمريكا والذين قاموا بشن حملة شنيعة لاحتلال العراق إضافة لكونه كان المرشح الجمهوري ضد أوباما في الانتخابات الرئاسية سنة 2008 وطيارا عسكريا خاض حرب فيتنام وأُسر بالإضافة لكونه صديقا حميما لسفاح تشيلي الجنرال السابق بيونشيه وهو أحد جنرالات أمريكا الديكتاتوريين الذين عملوا لصالحها لمحاربة المد الاشتراكي بالاستبداد بشعوبهم من خلال اغتيال رئيس تشيلي المنتخب سيلفادور أليندي والفساد المالي والسياسي الذي ميّز حكمهم لبلدان أمريكا اللاتينية.

والهيكل الإداري لهذه المنظمة يحوي الكثير من الأسماء السياسية المعروفة بأنها على شاكلة ماكين ومعادية أشد العداء للأمة الإسلامية خاصة وكل من يقف أمام مصالحهم الرأسمالية الاستعمارية عامة، ولعل ماكين مثال كاف يغنينا عن التعريض بهم.

أما النشاطات السياسية المشبوهة لهاته المنظمة فقد اشتهرت بأنها السبب الرئيسي الواقف وراء الانقلاب سنة 2004 على القس استيد رئيس جمهورية هايتي - الواقعة في بحر الكاريبي - ونفيه حيث عرف عنه عداؤه للسياسة الأمريكية ومحاسبته للاستعمار الفرنسي مطالبا باريس بمبالغ تعويضية كبيرة لاستعمارها لبلاده.

كما أنها توفر دعما للأحزاب اليمينية المتطرفة في بولندا التي ترفع شعار "أوروبا البيضاء" و"الدماء النقية" إضافة إلى نشاطها الكبير في أعقاب ثورة 25 كانون الثاني/يناير بمصر في صفوف الشباب مساهِمة في خلق وافتعال أجواء سياسية ورأي عام يخدم الانقلاب الذي أتى في ما بعد؛ أمر يمكن ربطه بعلاقة أمريكا المباشرة في الانقلاب الذي أدى إلى اغتيال الثورة ومجيء السيسي.

هذا الخبر الذي يبدو بسيطا للوهلة الأولى ويمر مرور الكرام ليس سوى نقطة في بحر العمل الخبيث والدؤوب للغرب من خلال أذرعه العالمية في المجتمع المدني حيث ينفق الملايين ويستنفد مئات الطاقات والجهود ليستهدف شباب أمتنا للتغرير بهم وعجنهم وفقا لقالب يخدم مصالح الغرب الاستعمارية، فهو اليوم يجد نفسه عاجزا عن فرض هيمنته من خلال الحروب، ولعل في ثورة سوريا خير مثال فهو قد سقط في مستنقع حرب لم يستطع فيه الالتفاف على أهل الشام الذين رفضوا كل عملائه وصُناعه السياسيين، لذلك هو يلتفت لبلد مثل تونس فيجد - ويا للعار - بتواطؤ من النظام السياسي المتخاذل مناخا ملائما لاستقطاب الشباب وخلق عملاء للمستقبل يستغلهم للالتفاف على إرادة الناس وتمرير أجنداته ومخططاته الاستعمارية... وسيرتهم التي ذكرت خير شاهد.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

الأستاذة هاجر بلحاج حسن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı