منظمة التّعاون الإسلامي شجبت مجدداً ثمّ تفرّقت!
منظمة التّعاون الإسلامي شجبت مجدداً ثمّ تفرّقت!

الخبر:   أدانت منظمة التعاون الإسلامي بشدّة حرق المصحف الشريف في العاصمة السويدية ستوكهولم ودعت إلى اتخاذ "إجراءات جماعية" لمنع تكرار مثل هذه الأعمال الاستفزازية. ...

0:00 0:00
Speed:
July 27, 2023

منظمة التّعاون الإسلامي شجبت مجدداً ثمّ تفرّقت!

منظمة التّعاون الإسلامي شجبت مجدداً ثمّ تفرّقت!

(مترجم)

الخبر:

أدانت منظمة التعاون الإسلامي بشدّة حرق المصحف الشريف في العاصمة السويدية ستوكهولم ودعت إلى اتخاذ "إجراءات جماعية" لمنع تكرار مثل هذه الأعمال الاستفزازية.

نُشر البيان الختامي بعد الاجتماع الاستثنائي للجنة التنفيذية بالمشاركة المفتوحة لمنظمة التعاون الإسلامي، الذي عُقد بناء على طلب رئيس المنظمة السعودي. وأدان البيان بشدة عدم احترام قدسية القرآن الكريم وأعرب عن أسفه لأن السلطات السويدية سمحت بذلك. (وكالة الأناضول)

التعليق:

لم تفاجئنا منظمة التعاون الإسلامي بإدانتها جريمة حرق المصحف في السويد للمرة الثانية. ففي كانون الثاني/يناير من هذا العام، أصدرت بيان إدانة ضعيفاً لم ينجح أيضاً عندما أحرق سياسي كافر يُدعى راسموس بالودان المصحف أمام السفارة التركية، بل الحقيقة أن الأمر يُشجع أعداء الله.

الجانب الأكثر إحراجاً في البيان الأخير أكثر من غيره هو أن منظمة المؤتمر الإسلامي حزنت لقرار السلطات السويدية بالسماح بمثل هذا الإجراء. كما لو أن الدولة السويدية كانت صديقة للمسلمين وارتكبت خطأً بسيطاً! فقد تمّ تحميل المسؤولية فقط للأشخاص الحقراء الذين حاولوا حرق المصحف، وتمّ الحرص على عدم المساس بقدسية حرية التعبير التي تختبئ السويد وراءها.

إذا كانت منظمة المؤتمر الإسلامي منزعجة من الهجمات على الإسلام والقرآن ورسول الله ﷺ، فهي منزعجة من السياسة التي اتبعتها السويد والتي كشفت الوجه القذر للقيم الليبرالية الغربية، علاوة على ذلك، فلو كان عند هؤلاء الحكام المزعومين القليل من عزة الإسلام، لكانوا قد تصرفوا وفقاً لقوله عزّ جل: ﴿مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ وَالَّذِينَ مَعَهُٓ أَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ﴾.

لكنهم اجتمعوا مرةً أخرى وشجبوا ومن ثمّ تفرقوا بسبب الدور الذي أعطاه لهم الكفار المستعمرون مقابل مقاعد رخيصة. لأن الغرض من وجود مؤسسات مثل منظمة التعاون الإسلامي هو تهدئة غضب المسلمين من خلال جمع أناس غير عاديين وإصدار جمل خيالية وكأنهم يقومون بعمل عظيم بينما تمتلئ قلوب المسلمين بالغضب على الكفار. وأهم مهمة لهم هي إبعاد المسلمين عن فكرة الخلافة التي هي الدرع الحامي الذي يُقاتل من ورائها.

هذا هو السبب في أن منظمة التعاون الإسلامي تقوم بهذه المهمة، حيث تقدم الخدمات للكفار المستعمرين منذ عام 1969، عندما تمّ تأسيسها بدافع حماية القدس. لدرجة أن زعيم الكفر، الرئيس الأمريكي السابق ترامب، لم يكن بإمكانه فعل شيء سوى التحدث، حتى عندما نقل سفارته إلى هناك في عام 2017، معتبراً القدس عاصمة كيان يهود. نعم، اجتمعت 57 دولة، لكنها لم تتمكن من حماية الأقصى أو الإسلام أو مسلم واحد!

هؤلاء القادة المزعومون إما يدينون أو يحيلون قضايا المسلمين إلى الدول المعادية للإسلام فيما يسمى المجتمع الدولي. من الواضح جداً أنّ توقُّع دفاع هذه المنظمات عن مقدسات المسلمين يشبه توقع الخير من المستعمرين؛ لأنه من السخف أن نتوقع الدفاع عن القرآن ممن تخاذلوا عن تطبيقه.

لذلك فإن الردّ على من يهاجم القرآن الذي يطغى على فرحتنا في العيد ليس إدانة أو رغبة، بل طرد سفراء الكفار الكبار من بلادنا وإيقاف من يشجعهم على ذلك، تماماً مثلما فعل الخليفة عبد الحميد الثاني.

عندما يسمع عن شاب مسلم أسير، عليه أن يظهر إرادة حقيقية، مثلما فعل القائد الأندلسي الحاجب المنصور، الذي ركب حصانه إلى قلعة العدو في يوم العيد ومنح الأم فرحة حقيقية بعد إنقاذه الفتى الأسير.

هو حماية الإسلام والمسلمين بطريقة كريمة ورائعة من خلال منع الشر من مصدره، مثلما فعل سليمان القانوني الذي أخضع فرنسا بقرار واحد.

ولا يحدث هذا إلاّ عندما يقوم أبناء الأمة البواسل ويعملون ويقيمون دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة. بإذن من الله، فإن جيوش الخلافة، المتلهفة ليحكم القرآن العالم، ستعلّم الغرب الصليبي احترام الإسلام. ﴿إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيداً * وَنَرَاهُ قَرِيباً﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد أمين يلدريم

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı