مقتل الجنديين المغربيين في أفريقيا الوسطى قَتَلَكُما الذي زجَّ بكما في صراعٍ لا ناقة لكما فيه ولا جملٌ!
مقتل الجنديين المغربيين في أفريقيا الوسطى قَتَلَكُما الذي زجَّ بكما في صراعٍ لا ناقة لكما فيه ولا جملٌ!

الخبر: نقلت وسائل الإعلام في 2017/05/13 خبر مقتل جندي مغربي آخر بجمهورية إفريقيا الوسطى متأثراً بجروحٍ أصيب بها على إثر هجوم على نقطة تفتيش للقوات المسلحة الملكية فجر السبت. ونقل موقع (leparisien.fr) في التاريخ نفسه نقلاً عن بيان للمينوسكا أن الهجوم استهدف بالأساس المسلمين (بلغ عدد الضحايا 26 شخصاً من المدنيين). وكانت تجريدة للقوات المسلحة الملكية العاملة ضمن بعثة "مينوسكا"، تؤمن مهمة خفر وتأمين فريق للهندسة العسكرية من الكمبودج قد تعرضت لهجوم ليل الاثنين 08/05/2017 من طرف مجموعة مسلحة يعتقد أنها تتبع مجموعة تدعى "أنتي بالاكا"، أسفر عن مقتل جندي بطريقة وحشية بعد اختطافه، وإصابة تسعة آخرين حالة أحدهم خطيرة. وهذا هو الهجوم الثاني من نوعه، الذي تتعرض له عناصر من الجيش المغربي، العاملة تحت راية الأمم المتحدة، في مجال زمني لا يتجاوز أسبوعاً واحداً، والذي يرفع عدد قتلى الجيش المغربي إلى 4 منذ مطلع السنة الجارية.

0:00 0:00
Speed:
May 14, 2017

مقتل الجنديين المغربيين في أفريقيا الوسطى قَتَلَكُما الذي زجَّ بكما في صراعٍ لا ناقة لكما فيه ولا جملٌ!

مقتل الجنديين المغربيين في أفريقيا الوسطى

قَتَلَكُما الذي زجَّ بكما في صراعٍ لا ناقة لكما فيه ولا جملٌ!

الخبر:

نقلت وسائل الإعلام في 2017/05/13 خبر مقتل جندي مغربي آخر بجمهورية إفريقيا الوسطى متأثراً بجروحٍ أصيب بها على إثر هجوم على نقطة تفتيش للقوات المسلحة الملكية فجر السبت. ونقل موقع (leparisien.fr) في التاريخ نفسه نقلاً عن بيان للمينوسكا أن الهجوم استهدف بالأساس المسلمين (بلغ عدد الضحايا 26 شخصاً من المدنيين). وكانت تجريدة للقوات المسلحة الملكية العاملة ضمن بعثة "مينوسكا"، تؤمن مهمة خفر وتأمين فريق للهندسة العسكرية من الكمبودج قد تعرضت لهجوم ليل الاثنين 2017/05/08 من طرف مجموعة مسلحة يعتقد أنها تتبع مجموعة تدعى "أنتي بالاكا"، أسفر عن مقتل جندي بطريقة وحشية بعد اختطافه، وإصابة تسعة آخرين حالة أحدهم خطيرة. وهذا هو الهجوم الثاني من نوعه، الذي تتعرض له عناصر من الجيش المغربي، العاملة تحت راية الأمم المتحدة، في مجال زمني لا يتجاوز أسبوعاً واحداً، والذي يرفع عدد قتلى الجيش المغربي إلى 4 منذ مطلع السنة الجارية.

التعليق:

أرسل المغرب تجريدته العسكرية إلى إفريقيا الوسطى بناءً على مكالمةٍ هاتفيةٍ من طرف الرئيس الفرنسي السابق فرانسوا هولاند في 2013/12/26، لتكون عضداً لقوات الجيش الفرنسي في صراعها مع أمريكا لتثبيت نفوذها في البلاد. ومنذ دخول القوات الفرنسية عُرف عنها انحيازها لصالح مليشيات أنتي بالاكا النصرانية المعادية للمسلمين، حيث قامت القوات الفرنسية بنزع أسلحة أكثر من 7000 مقاتل من حركة سيليكا المكونة أساساً من المسلمين بحجة حفظ الأمن، لتفتح المجال للمليشيات النصرانية للفتك بالمسلمين، وهذا ما كان فعلاً، حيث قامت هذه المليشيات بعد إسقاط الرئيس جوتوديا بأعمال بشعة أفظع مما تقوم به الوحوش من قتلٍ وحرقٍ للمسلمين وأكل لحومهم وتدمير لبيوتهم ومساجدهم ومدارسهم ومؤسساتهم ونهب لممتلكاتهم تحت مرأى القوات الفرنسية والأفريقية. حتى إن تقارير الأمم المتحدة اتهمت فرنسا بدعم المليشيات النصرانية ضد المسلمين العُزَّل بعدما جرَّدتهم من أيِّ سلاحٍ يمكن أن يدافعوا به عن أنفسهم.

لقد أخذت القوات الفرنسية على نفسها دعم مليشيات أنتي بالاكا، لكنها لم تُكلِّف نفسها إلزامها بعدم التعرض إلى حلفائها، مما يعطي صورةً عن مدى رُخص دماء المسلمين. لقد رضي المغرب على نفسه أن يقف إلى جانب فرنسا رغم انحيازها الواضح والظالم إلى جانب النصارى ضد المسلمين، ولم يتَّخِذْ أيَّ إجراءٍ لردع تلك المليشيات الحاقدة عن المضي قُدُماً في مجازرها الوحشية ضد المسلمين، ورغم ذلك فها هي هذه المليشيات تتعقَّب أبناءنا وتقتلهم الواحد تلو الآخر.

ما كنا لنحزن لو أن هؤلاء الجنود قتلوا وهم يدافعون عن المسلمين ويذودون عن حياضهم، أما أن يُجَرُّوا إلى صراعٍ استعماريٍّ لا ناقة لهم فيه ولا جملٌ، وتُسفك دماؤهم لتثبيت نفوذ الكفار في ديار المسلمين، فوالله إنه ليحزننا ذلك ويدمي قلوبنا.

إن الواجب يحتم عليكم يا حكام المغرب أن تنسحبوا فوراً من التبعية لقوات الأمم المتحدة في إفريقيا الوسطى وفي باقي دول العالم، ثم توجهوا سلاحكم إلى صدور المليشيات الوحشية المعادية للمسلمين وتدعموا إخوانكم وتحموهم. فإن لم تفعلوا ولن تفعلوا، فأقل شيء أن تعيدوا القوات المغربية إلى بلادها ولا تجعلوا أبناءنا وقوداً لحربٍ حكرٌ ثمراتها على مستعمر قديمٍ أو جديدٍ، وحتى هذه ما نظنكم تستطيعون فعلها إلا أن يأذن لكم من أمركم بالذهاب ابتداءً، فالأمر ليس بأيديكم.

ها هي دماء أبنائكم أيها المسلمون تسيل مرة أخرى هدراً حماية لنفوذ الكفار، أفلم يكن من الأولى أن توجه هذه الجيوش لقتال يهود، أو لنصرة المسلمين في ميانمار أو العراق أو الشام أو أفريقيا الوسطى نفسها؟!

إن المسلمين اليوم، ومنذ سقوط دولتهم دولة الخلافة، كالأيتام على مأدبة اللئام، لقمةٌ سهلةٌ لا يضيق بها حلق، يتجرأ عليهم أراذل الناس فلا يجد من يصدُّه ولا يردعه. ولو أن للمسلمين خليفةً يزأر فتردِّد جنبات الدنيا صدى زئيره، لتكفل الكفار من تلقاء أنفسهم بردع سفهائهم ومنعهم من أن يصلوا إلى المسلمين بأذى، خشية أن يجتاحهم غضب المسلمين فيجتثهم من ديارهم ويصبحوا على ما فعلوا نادمين.

فإلى هذا العز ندعوكم أيها المسلمون، اعملوا معنا لإقامة هذا الصرح الإسلامي، الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، فتنعموا بعز الدنيا ونعيم الآخرة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد بن عبد الله

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı