مرسوم صدم الغزاة والمافيا والكارتلات!
مرسوم صدم الغزاة والمافيا والكارتلات!

    الخبر: أصدر المرشد الأعلى للإمارة الإسلامية الشيخ هبة الله أخوند زاده، في 3 نيسان/أبريل، مرسوماً يقضي بمنع زراعة وإنتاج وبيع وشراء وتصدير واستيراد أي نوع من المخدرات في أفغانستان، فضلاً عن معاملة المخالفين بما يتفق مع أحكام الشريعة الإسلامية. إلى جانب ذلك، ينص المرسوم أيضاً على حظر استخدام ونقل وتجارة واستيراد وتصدير جميع أنواع المخدرات مثل الخمور والهيروين والحشيش وحبوب المخدر، وما إلى ذلك، بما في ذلك مصانع الأدوية.

0:00 0:00
Speed:
April 08, 2022

مرسوم صدم الغزاة والمافيا والكارتلات!

مرسوم صدم الغزاة والمافيا والكارتلات!

(مترجم)

الخبر:

أصدر المرشد الأعلى للإمارة الإسلامية الشيخ هبة الله أخوند زاده، في 3 نيسان/أبريل، مرسوماً يقضي بمنع زراعة وإنتاج وبيع وشراء وتصدير واستيراد أي نوع من المخدرات في أفغانستان، فضلاً عن معاملة المخالفين بما يتفق مع أحكام الشريعة الإسلامية. إلى جانب ذلك، ينص المرسوم أيضاً على حظر استخدام ونقل وتجارة واستيراد وتصدير جميع أنواع المخدرات مثل الخمور والهيروين والحشيش وحبوب المخدر، وما إلى ذلك، بما في ذلك مصانع الأدوية.

التعليق:

كان السبب الرئيسي لزراعة الخشخاش والحشيش في أفغانستان هو عقود الحرب والفقر الناتج عن الاحتلال البريطاني والسوفيتي والأمريكي وحلف شمال الأطلسي للبلاد والذي أثر بشكل مباشر على المسلمين والمجاهدين في أفغانستان، ومع ذلك، فإن الأدنى من الفائدة الكبيرة من محاصيل الخشخاش ذهبت إلى المزارعين الأفغان حتى الآن. على العكس من ذلك، فإن المافيا والشركات العملاقة والقوى الاستعمارية في العالم هم الفاعلون الرئيسيون الذين يتاجرون ويعالجون ويوردون الأدوية للأسواق العالمية، ويحققون أرباحاً ملحوظة من هذه الأعمال الهائلة. إن عصابات المافيا الكبرى والكارتلات هي التي تصادف أن تحول الخشخاش والحشيش إلى مسكنات ومسكرات ومخدرات وتزود الأسواق العالمية بها من خلال القنوات الحكومية والخاصة. لذلك، يتبين أن أفغانستان ليست أكثر من مزرعة منخفضة التكلفة لمثل هذه الأعمال التجارية العالمية.

لذلك، فإن مثل هذا المرسوم الصادر عن قيادة الإمارة الإسلامية يعتبر خطوة قيمة نحو تطبيق الشريعة الإسلامية. وحتى من وجهة النظر السياسية، فهي تعتبر وسيلة للضغط على الولايات المتحدة والغرب لأنه قبل النظام الحالي، كان نطاق واسع من تجارة الأفيون تقوم به بشكل غامض وكالات الاستخبارات الأمريكية والبريطانية، ما أدى إلى تغذية الأسواق العالمية. تم استخدام الأموال التي جنتها هذه التجارة الشريرة لإخضاع الحكام الخونة، والبحث عن التجسس، وتعزيز الحروب بالوكالة في البلاد الإسلامية.

خلال الفترة الأولى من حكم طالبان لأفغانستان، حظر زعيمها آنذاك زراعة الخشخاش، ما أدى إلى انخفاض كبير في إنتاج الأفيون في البلاد. أفاد مكتب الأمم المتحدة المعني بالمخدرات والجريمة (UNODC) عن انخفاض بنسبة 91% في زراعة الخشخاش في أفغانستان في عام 2001.

على الرغم من عدم وجود إحصاءات واضحة لإظهار الوضع الدقيق لتجارة المخدرات العالمية، فمن المقدر أن قيم إيرادات هذه التجارة تتجاوز مئات المليارات من الدولارات في جميع أنحاء العالم. في أفغانستان، قدرت قيمة عائدات المخدرات بين 1.8 مليار دولار و2.7 مليار دولار العام الماضي، وفقاً للأمم المتحدة. تشير أحدث سجلات وزارة الصحة الأفغانية إلى أنه قبل الإمارة الإسلامية، بلغ عدد المدمنين في البلاد 2.5 مليون، منهم حوالي 850 ألف امرأة. وهكذا، فإن النمو المميت والكارثي لزراعة المخدرات وإنتاجها والاتجار بها وإدمانها في أفغانستان شوهد بعد احتلالها من أمريكا وحلف شمال الأطلسي.

هذه هي بالفعل طبيعة الرأسمالية، التي تحول ما حرم الله سبحانه وتعالى إلى منهيات مشروعة، لمجرد المصالح المادية. قبل 1400 عام، كان الإسلام قد حرم جميع أنواع المخدرات قبل أن يلحق ذلك الأذى بالمجتمع البشري كما يفعلون اليوم، بل ووصف بعضها كالخمر مثلا وعرفها بأنها نجس. وقد اعتُبر هذا كواحد من حدود الله سبحانه وتعالى التي يتعرض منتهكها للجلد 80 جلدة وفقاً للشريعة الإسلامية. يجب اعتبار وصية الإسلام التي تهدف إلى حماية المجتمع البشري من أعجوبات الإسلام في عالم اليوم.

يجب أن تدرك المجتمعات البشرية الحالية أن السبب الرئيسي لتدمير المجتمعات السابقة كان دوما المبادئ التي وضعها الإنسان، وبخاصة الرأسمالية. لأنه في الرأسمالية، يهدف العمل أساسا إلى كسب المصالح حيث يتم تهميش القيم الأساسية كالروحية والإنسانية والأخلاقية، ما يشجع التفكير والتصرف على أساس نيل أكبر قدر من المصالح. ومن هنا، ومن أجل تأمين المصالح الفردية، حول هذا المبدأ المجتمعات إلى مجتمعات فاسدة بفرض قوانين من صنع الإنسان وتشجيع العلاقات من خلال تعاطي المخدرات والخمور وما إلى ذلك. كما أنها دمرت البيئة بشكل خطير بما في ذلك الماء والهواء والتربة لتحقيق ذات المصالح المادية.

وهكذا، فمن الواضح تماماً أن المجتمع البشري كان يتجه بسرعة نحو الإبادة ببعده عن تطبيق الإسلام وغياب الخلافة. ومما لا شك فيه، إذا ما درس المرء الأسباب الجذرية للأزمة والحروب في البلاد الإسلامية، بما في ذلك أفغانستان، فإنه سيكتشف أن الغرب الكافر والأنظمة التابعة هم الذين زادوا من الأزمات المختلفة من مثل الفقر والحرب والبؤس. إلى جانب ذلك، يجب ألا تُمنح هذه الوحوش الفاسدة مرة أخرى فرصة العودة إلى أفغانستان تحت ستار المنظمات الإنسانية والمنظمات غير الحكومية وموظفي الأمم المتحدة والصحفيين ورجال الأعمال والمحسنين لتأمين نفوذهم الاستخباري والسياسي في البلاد.

لقد آن الأوان لتتكاتف الإمارة الإسلامية مع حزب التحرير، تماما كالأنصار ومهاجري الدولة الأولى، لتطبيق الإسلام بالكامل في جميع مجالات الحياة وللقضاء على القيم الفكرية والسياسية والاقتصادية والثقافية للغرب كما فُعل بالاحتلال العسكري الغربي.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

سيف الله مستنير

رئيس المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية أفغانستان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı