مشروع الفحم للطاقة مع "الهند الصديقة" هو مشروع حسينة الذليلة لإرضاء سيدتها
مشروع الفحم للطاقة مع "الهند الصديقة" هو مشروع حسينة الذليلة لإرضاء سيدتها

الخبر:   قررت حكومة حزب رابطة عوامي في بنغلادش بناءَ محطة للطاقة تعمل بالفحم وتولد 1,320 ميجاوات من الكهرباء في (رامبال)، بشراكة مع الهند من خلال شركة الصداقة للطاقة المحدودة (BIFPCL)، وهو مشروع مشترك بين مجلس تنمية الطاقة في بنغلادش (BPDB) وأكبر منتج للطاقة في الهند: الشركة الوطنية للطاقة الحرارية المحدودة (NTPC)، وهو المشروع المزمع إقامته داخل غابات (المانغروف السوندربان)، وهو موقع للتراث العالمي لليونسكو، وقد أثار ضجة في وسائل الإعلام وبين الوسط السياسي. وقد انتقدت رئيسة الوزراء الشيخة حسينة في 27 من آب/أغسطس 2016م موقف الجماعات المعارضة للمشروع، ووصفتها بأنها حركة مناهضة للتنمية، لا أساس لها وأصحابها مضللون.

0:00 0:00
Speed:
September 06, 2016

مشروع الفحم للطاقة مع "الهند الصديقة" هو مشروع حسينة الذليلة لإرضاء سيدتها

مشروع الفحم للطاقة مع "الهند الصديقة"

هو مشروع حسينة الذليلة لإرضاء سيدتها

الخبر:

قررت حكومة حزب رابطة عوامي في بنغلادش بناءَ محطة للطاقة تعمل بالفحم وتولد 1,320 ميجاوات من الكهرباء في (رامبال)، بشراكة مع الهند من خلال شركة الصداقة للطاقة المحدودة (BIFPCL)، وهو مشروع مشترك بين مجلس تنمية الطاقة في بنغلادش (BPDB) وأكبر منتج للطاقة في الهند: الشركة الوطنية للطاقة الحرارية المحدودة (NTPC)، وهو المشروع المزمع إقامته داخل غابات (المانغروف السوندربان)، وهو موقع للتراث العالمي لليونسكو، وقد أثار ضجة في وسائل الإعلام وبين الوسط السياسي. وقد انتقدت رئيسة الوزراء الشيخة حسينة في 27 من آب/أغسطس 2016م موقف الجماعات المعارضة للمشروع، ووصفتها بأنها حركة مناهضة للتنمية، لا أساس لها وأصحابها مضللون.

التعليق:

إنّ إصرار الشيخة حسينة الخطير على تنفيذ المشروع لخدمة سيدتها الإقليمية سيضع البلاد في مأساة. إنه يتم بناء محطة توليد للكهرباء في (رامبال) بعد أن رفضت الهند إنشاءه ضمن حدودها، فسُمح للشركة الهندية (NTPC) ببنائها في بنغلادش! لذلك تسعى الشيخة حسينة ووزراؤها ومستشاروها إلى إقناع الناس بأن الجدل الدائر حول محطة الطاقة وتأثيرها على (السوندربان) لا يستند إلى وقائع صحيحة، بالرغم من أن مؤسسة تقييم الأثر البيئي ((EIA قامت ببحث تأثير إنشاء المحطة على البيئة الفيزيائية والبيولوجية والإنسانية والاقتصادية للسوندربان من قبل العديد من الباحثين المستقلين؛ خلصوا إلى أن المناخ والتضاريس واستخدام الأراضي ونوعية الهواء ونوعية المياه والأراضي الرطبة وتنوع الأزهار والثروة الحيوانية وأماكن صيد الأسماك والسياحة سوف يتأثر بشكل دائم، بشكل لا يمكن معالجته ولا التخفيف من آثاره بأي شكل من الأشكال، والأدلة الواقعية تؤكد على أنه لن يكون هناك أي مجال للحد من الأثر المدمر على البيئة بعد بدء تشغيل محطة الطاقة الحرارية، ولكن الحكومة وشركاءها يدافعون باستماتة عن المشروع ويلفقون الكذب والبيانات لخداع الرعايا كما يفعلون عادة.

علاوة على ذلك، وبصرف النظر عن المخاطر البيئية التي لا حدود لها، فإن من شأن هذا المشروع أن يضر باقتصاد بنغلادش، حيث سيكون سعر وحدة شراء الكهرباء من (رامبال) حوالي 8.85 تاكا، في حين يتم الآن شراء الوحدة الكهربائية من شركة الطاقة البنغالية القائمة حاليًا وتعمل بالفحم بثلاثة تاكا. وما يدعو للسخرية هو أن هذا الاستثمار المدمر الكبير ستمتلك الهند خمسين بالمائة منه! وستتقاسم بنغلادش والهند بالتساوي 30 بالمائة من أسهم هذا المشروع، وما تبقى من الأسهم، التي قد تصل إلى ما يعادل 1.5 مليار دولار أمريكي، سيتم أخذها كقروض مصرفية من بنك الاستيراد والتصدير الهندي، ويجب على حكومة بنغلادش أن تعطي ضمانًا للقرض! فكيف لبنغلادش أن تأخذ قرضًا يفوق الترليون تاكا من دولة معادية مثل الهند؟! بالتأكيد، إن السبب هو سعي حسينة لخدمة سيدتها الهند من خلال الاقتراض على الرغم من توفر المبلغ في الخزينة البنغالية. علاوة على ذلك، ستمنح حكومة بنغلادش المشروع إعفاء ضريبيًا لمدة 15 عامًا يعادل 936 مليون دولار، وستضطر بنغلادش إلى إنفاق 26 مليون دولار لضمان تسليم الفحم إلى المصنع عن طريق إجراء التجريف للفحم.

بالتالي، فإنه عندما يقوم الرعايا بالاحتجاج ضد هذا المشروع نظرًا لآثاره الضارة بالبلد، تنكر الحكومة الآثار الضارة وتصف المتظاهرين بأنهم ضد التنمية، وأكثر من ذلك، فقد هددت الشيخة حسينة الذليلة في مؤتمر صحفي بأنها قد توقف جميع محطات الطاقة الأخرى إن لم يتوقف الناس عن الاحتجاج ضد مشروعها إرضاء لسيدتها العزيزة. فأية رئيسة وزراء هذه التي تظن أن جميع محطات توليد الكهرباء في البلاد، التي يستفيد منها عامة الناس وهي ملك لهم، تظنها ممتلكاتها الخاصة ويمكنها إيقافها في أي وقت شاءت؟! لم يكن من المستغرب إذن قول وزير الشؤون الخارجية الهندي (سوشما سواراج) مؤخرًا أن للهند أفضل العلاقات مع بنغلادش من بين كل الجيران، والعلاقات بين البلدين تتحسن يومًا بعد يوم حول العديد من القضايا. [بروثوم ألو، 20 حزيران/ يونيو 2016].

نعتقد أنه من الحمق بناء السلطة على الأصول الاستراتيجية مثل محطة توليد الكهرباء ومشاركتها مع دولة معادية مثل الهند التي هي العدو اللدود للبلد. مع ذلك، فإنه إن كنا بحاجة إلى محطة لتوليد الكهرباء باستخدام الفحم، فإنه يجب على الناس والخبراء الاتفاق على أننا نحتاج إلى مثل هذا المشروع بحق من أجل تحسين أحوال الأمة، وعندها يمكن أن يتم ذلك تحت قيادة مخلصة في ظل الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي سيكون لها طموح وسياسة متميزة للطاقة لتحسين أوضاع الناس، ولا حاجة لمشاركة دولة معادية في محطة توليد للكهرباء، فإن ذلك لا يجوز شرعًا، فالله سبحانه وتعالى يقول في سورة النساء: ﴿وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

شيراز الإسلام

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية بنغلادش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı