مسلمو الإيغور يستصرخونكم
مسلمو الإيغور يستصرخونكم

الخبر:   طالبت الولايات المتحدة الأمريكية الصين بوقف عمليات "تحديد النسل القسري" التي تمارسها على مسلمات الإيغور، وفقا لما كشفته دراسة حديثة. ونقلت مجلة لوبوان الفرنسية عن وكالة الصحافة الفرنسية أن واشنطن دعت أمس الاثنين الصين إلى "الكف فورا" عن عمليات جعل مسلمات الإيغور عقيمات قسرا. ودعا الوزير في بيانه الحزب الشيوعي الصيني إلى "الوقف الفوري لهذه الممارسات الرهيبة"، وطالب بقية دول العالم بالانضمام إلى الولايات المتحدة في "الدعوة لوضع حد لهذه الانتهاكات اللاإنسانية". (الجزيرة نت)

0:00 0:00
Speed:
July 03, 2020

مسلمو الإيغور يستصرخونكم

مسلمو الإيغور يستصرخونكم

الخبر:

طالبت الولايات المتحدة الأمريكية الصين بوقف عمليات "تحديد النسل القسري" التي تمارسها على مسلمات الإيغور، وفقا لما كشفته دراسة حديثة.

ونقلت مجلة لوبوان الفرنسية عن وكالة الصحافة الفرنسية أن واشنطن دعت أمس الاثنين الصين إلى "الكف فورا" عن عمليات جعل مسلمات الإيغور عقيمات قسرا.

ودعا الوزير في بيانه الحزب الشيوعي الصيني إلى "الوقف الفوري لهذه الممارسات الرهيبة"، وطالب بقية دول العالم بالانضمام إلى الولايات المتحدة في "الدعوة لوضع حد لهذه الانتهاكات اللاإنسانية". (الجزيرة نت)

التعليق:

لقد أعربت الولايات المتحدة عن قلقها حول الاعتقالات الجماعية، وقالت غاي مكدوفال وهي من لجنة الأمم المتحدة للقضاء على التمييز العنصري إنها تشعر بالقلق إزاء تقارير تحول منطقة الإيغور ذات الحكم الذاتي إلى معسكر اعتقال هائل.

وبرزت قضية الإيغور بعد الإجراءات الصينية التي تحولت في مطلع نيسان/أبريل 2017م إلى قوانين على أن تمنع النساء اللواتي يغطين أجسامهن كاملة بما في ذلك غطاء الرأس من الدخول إلى الأمكان العامة، وأن يقوموا بعمليات تجعل المسلمات الإيغوريات عقيمات قسراً.

إن المجتمع الدولي ما فتئ يطرق آذاننا بقضية الإيغور الذين يشكلون 45% من سكان تركستان الشرقية، وقد لقي نحو 200 شخص حتفهم في تموز 2009م ولم يحرك المجتمع الدولي ساكنا، وتتوالى الأعمال الإجرامية بحق هذا الشعب المسلم ولا نجد من المجتمع الدولي إلا شجباً واستنكاراً دون حل أو وضع طريق للحل.

إن أمريكا والغرب والمجتمع الدولي بمؤسساته الحكومية وغير الحكومية ما هي إلا أدوات تعمل بأمر مالكها ولا يهمها إذا أبيد شعب أو ظلمت أمة أو اندثرت قبائل برمتها ما دامت لا تدخل في مصالح يستفيد منها الغرب الرأسمالي الجشع، واليوم نجد أمريكا التي أيديها ملطخة بدماء المسلمين في مناطق عديدة هي ذاتها تستنكر ما تفعله الصين بشعب الإيغور.

نعم، إن الشعب مظلوم وظلمه قاس ولكن من يحرر ذلك القيد الذي بأيديهم وبأعناقهم؟ بل هو بحاجة إلى راع عادل يرعى شؤون المسلمين رعاية مسئولية وعدالة ويوقف نزيف هذا الشعب المظلوم، ولا تحركه مصالح شخصية أو دولية، بل تحركه الأخوة والعدالة وتطبيق الشرع وحماية رعايا المسلمين المضطهدين في كل البلاد.

فيا أهلنا المسلمين الإيغور: لن يداوي جراحكم ذلك الغاصب الظالم الذي يداه تقطران بدماء المسلمين، وعندما تتحقق مصالحه يترككم لقمة سائغة للصين دون النظر إلى الوراء، ما دامت تتحقق.

والغرب هذه الأيام يفتش على كل صغيرة وكبيرة لكي يجعل من الصين هدفا له حتى يجبرها على توقيع اتفاقيات تجارية وسياسية واقتصادية جديدة تحد من تفوقها على الولايات المتحدة ولن يتوقفوا عند هذا الحد بل سوف يكررون الهجوم حتى تخضع الصين، ولا يهمهم إذا حلت قضية الإيغور أم لم تحل..

يبدو أنّ الأمة الإسلامية قد دمرتها المشاكل بعد أن توالت عليها المحن.. حتى تم إلهاؤها عن العديد من القضايا المهمة. ومن القضايا التي تناساها المسلمون قضية شعب تركستان الشرقية المسلم، فضاعت وسط الصين. فهذه القضية لا تقل عن قضية ومأساة أهلنا في البلاد الإسلامية الأخرى المحتلة.

إن نصرة إخواننا في تركستان الشرقية فرض على الأمة الإسلامية، وإن إنقاذهم مما هم فيه لا يكون إلا عبر إقامة دولة الخلافة الراشدة، وإلا سيستمر بؤس المسلمين ويزيد، من غير رقيب أو حسيب.

فهبوا أيها المسلمون لنصرة إخواننا في الإيغور وضعوا أيديكم بأيدي حزب التحرير الذي يعمل ليل نهار لكشف خطط الغرب الكافر لينقذكم ويخرجكم من ظلم العباد إلى نور الإسلام بما يرضي الله تعالى.

يقول الرسول الكريم ﷺ: «إِنَّمَا الإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ» رواه مسلم.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

دارين الشنطي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı