مسلمو الروهينجا كالمستجير من الرمضاء بالنار!
مسلمو الروهينجا كالمستجير من الرمضاء بالنار!

الخبر:   قالت وكالة تابعة للأمم المتحدة إن الغرق المحتمل لقارب في الأسابيع الأخيرة والذي كان على متنه 180 من مسلمي الروهينجا قد يجعل عام 2022 أحد أكثر الأعوام دموية في البحر منذ ما يقرب من عقد من الزمن، حيث يحاول اللاجئون الفرار من الظروف اليائسة في مخيمات بنغلادش. ويعيش ما يقرب المليون من الروهينجا من ميانمار في منشآت مزدحمة في بنغلادش ذات الأغلبية المسلمة، بما في ذلك عشرات الآلاف من الذين فروا من وطنهم بعد أن شن جيشها حملة قمع مميتة ضدهم في عام 2017. وقفز الذين غادروا بنغلادش في قوارب هذا العام أكثر من خمسة أضعاف مقارنة بالعام السابق ووصل إلى ما يقرب من 2400، حسب تقديرات جماعات حقوق الإنسان. (المصدر)

0:00 0:00
Speed:
January 04, 2023

مسلمو الروهينجا كالمستجير من الرمضاء بالنار!

مسلمو الروهينجا كالمستجير من الرمضاء بالنار!

الخبر:

قالت وكالة تابعة للأمم المتحدة إن الغرق المحتمل لقارب في الأسابيع الأخيرة والذي كان على متنه 180 من مسلمي الروهينجا قد يجعل عام 2022 أحد أكثر الأعوام دموية في البحر منذ ما يقرب من عقد من الزمن، حيث يحاول اللاجئون الفرار من الظروف اليائسة في مخيمات بنغلادش. ويعيش ما يقرب المليون من الروهينجا من ميانمار في منشآت مزدحمة في بنغلادش ذات الأغلبية المسلمة، بما في ذلك عشرات الآلاف من الذين فروا من وطنهم بعد أن شن جيشها حملة قمع مميتة ضدهم في عام 2017. وقفز الذين غادروا بنغلادش في قوارب هذا العام أكثر من خمسة أضعاف مقارنة بالعام السابق ووصل إلى ما يقرب من 2400، حسب تقديرات جماعات حقوق الإنسان. (المصدر)

التعليق:

تعرض مسلمو الروهينجا للقتل والاغتصاب والتدمير والتطهير العرقي من أراضيهم على يد حكومة ميانمار. واعتبرت هذه الجرائم كواحدة من أقسى عمليات الإبادة الجماعية في التاريخ. والذين استطاعوا الفرار إلى بنغلادش، حاصرتهم حكومة حسينة المجرمة في معسكرات الاعتقال غير الصالحة للعيش. وقد عانوا من الجوع والملاحقات القضائية، واستخدمتهم حكومة حسينة بمكر للحصول على مساعدات أجنبية وفي السياسة المحلية. لذلك أنفقت عائلات الروهينجا كل مدخراتها لركوب البحر نحو وجهات مجهولة على متن قوارب بالية لا تتحمل أمواج البحر، فكانوا كالمستجير من الرمضاء بالنار! والدول المجاورة مثل تايلاند وماليزيا وإندونيسيا لم تسمح لهم بالدخول إليها وتركتهم ليموتوا غرقى في البحر العميق. وعندما تقطعت بهم السبل وهم على متن قارب فيه العديد من الجثث، لم تلتفت الدول المجاورة عن قصد لصرخات الملهوفين وهم يموتون غرقا.

لقد وجدت القوى العالمية العظمى مثل أمريكا وبريطانيا، والقوى المحلية مثل الصين أثناء صراعها بعضها مع بعض للسيطرة على هذه البحار والمحيطات، وجدت أن هذه الأرواح لا تستحق الاهتمام بما يكفي. وفي سياق إنشاء هذا النظام العالمي الحالي بعد إضعاف دولة الخلافة خلال القرن التاسع عشر الميلادي، ثم هدمها عام 1924م، ازداد عدد اللاجئين والعاجزين الذين تقطعت بهم السبل. ويكشف بحث أجرته جامعة هارفارد بعنوان "الاستراتيجيات الجيوسياسية لمخيمات اللاجئين" ويخلص إلى أن "مختلف البلدان النامية المضيفة للاجئين والدول الرائدة عالمياً إما أنها تحتجز اللاجئين في مخيمات غير ملائمة بالقرب من الحدود أو توزعهم في العديد من الأماكن في الدولة المضيفة اعتماداً على الخلافات في مصالحهم الجيوسياسية. وفي معظم الحالات يستغلون الظروف المعيشية السيئة في معسكرات الاعتقال للتحريض على الحروب الأهلية في تلك المنطقة لمصلحتهم".

إن الدولة التي تتقي الله وترعى شؤون البشرية، أي الخلافة القائمة قريبا بإذن الله، لا تنوي أبداً تحقيق أهداف جيوسياسية من خلال وضع الناس في أزمة سواء أكانوا مسلمين أو غير مسلمين. فهي لا تحمي حياة وكرامة المسلمين فحسب، بل ستكون ملجأ لجميع المضطهدين في جميع أنحاء العالم. ففي عام 1492م، فتح الخليفة العثماني بايزيد الثاني الباب أمام يهود إسبانيا المضطهدين والمبعدين، ودمجهم في المجتمع الإسلامي، وأعلن أنه "من يريد أن يعيش في أمان المسلمين فإنه يمكنه أن يدخل دولة الخلافة ويعيش فيها بسلام". قال الله سبحانه وتعالى: ﴿وَإِنْ أَحَدٌ مِنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّى يَسْمَعَ كَلَامَ اللَّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

طلحة محمد

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية بنغلادش

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı