مسلمو الصين ينشدون قائدا كقتيبة بن مسلم لتخليصهم من الظلم والاضطهاد!
مسلمو الصين ينشدون قائدا كقتيبة بن مسلم لتخليصهم من الظلم والاضطهاد!

الخبر:تحت عنوان "الصين تحتجز أطفال الإيغور وعمليات غسل الأدمغة مستمرة" نشر موقع أخبار الآن بتاريخ 2019/7/3 تحقيقاً صحفياً أجرته شركة "فايس ميديا" أشارت فيه إلى أنَّ السلطات الصينية تأخذ أطفال الإيغور من آبائهم وتقوم بغسل أدمغتهم في المدارس وحضانات الأطفال، وخاصة بين عامي 2016 و2017. وتأتي العملية تزامناً مع انتشار معسكرات الاعتقال للإيغور الأكبر سناً، تحت ما وصفته السلطات الصينية بمراكز التأهيل والتعليم لمحاربة التطرف.

0:00 0:00
Speed:
July 04, 2019

مسلمو الصين ينشدون قائدا كقتيبة بن مسلم لتخليصهم من الظلم والاضطهاد!

مسلمو الصين ينشدون قائدا كقتيبة بن مسلم لتخليصهم من الظلم والاضطهاد!


الخبر:


تحت عنوان "الصين تحتجز أطفال الإيغور وعمليات غسل الأدمغة مستمرة" نشر موقع أخبار الآن بتاريخ 2019/7/3 تحقيقاً صحفياً أجرته شركة "فايس ميديا" أشارت فيه إلى أنَّ السلطات الصينية تأخذ أطفال الإيغور من آبائهم وتقوم بغسل أدمغتهم في المدارس وحضانات الأطفال، وخاصة بين عامي 2016 و2017. وتأتي العملية تزامناً مع انتشار معسكرات الاعتقال للإيغور الأكبر سناً، تحت ما وصفته السلطات الصينية بمراكز التأهيل والتعليم لمحاربة التطرف.


وذكرت فايس ميديا أنّه مع بدء الحكومة في تجميع مئات الآلاف من البالغين، كانوا أيضاً يقومون ببناء منشآت مدرسية كبيرة للأطفال، إذ تمّ الكشف من قبل صور أظهرتها الأقمار الصناعية أنّ العديد من الحاضنات المشابهة قد تمَّ بناؤها مؤخراً (عام 2017). وقال عالم الأنثروبولوجيا في جامعة واشنطن والباحث المختص في الشأن الإيغوري، دارين بايلر، إنّ الحملة في جميع أنحاء شينجيانغ تتجاوز مجرد التلقين، إنّها الثقافة نفسها. وأضاف "لقد تمّ تعليمهم أنّ ثقافة الإيغور متخلفة، وعلى مدى الجيل القادم أي بعد 10 أو 20 عاماً سيبدأ أطفال الإيغور في تغيير ثقافتهم وأفكارهم المرتبطة بالإيغور".


التعليق:


تتلاحق التقارير والأخبار عن الأوضاع المأساوية التي يحياها المسلمون في إقليم تركستان الشرقية حيث القمع والاعتقال والتعذيب والتضييق والمنع من أداء العبادات وشعائر الإسلام كحظر ارتداء الحجاب والنقاب ومنع إطلاق اللحى للرجال، أو الإجبار على الإفطار في رمضان، والإجبار على شرب الخمر وأكل لحم الخنزير، والمنع من إقامة الصلاة وهدم المساجد والتضييق على روادها فقد نشرت وكالة "أ.ف.ب" تقريراً جديداً يوثق معاناة الإيغور في إقليم تركستان الشرقية. وبحسب التقرير، فإنّ "مسجد حيتكة في الإقليم أصبح الآن موقفاً للسيارات". ولفتت الوكالة إلى أنّ "السلطات الصينية دأبت على تدمير عشرات المساجد في الإقليم" وأظهرت العديد من صور الأقمار الصناعية أنّ "36 من المساجد والمواقع الدينية قد تمّ هدمها أو إزالة قبابها ومآذنها منذ العام 2017". وفي المساجد المتبقية، فإنّ المصلين يمرون على العناصر الأمنية ويخضعون للتفتيش والتدقيق، كما أنّ كاميرات المراقبة ترصدهم في الداخل".


يضاف إلى ذلك اعتبار الصين الإسلام مرضاً عقلياً، وإدخالها جواسيس في بيوت المسلمين لمراقبة التزامهم بأحكام الإسلام، وكأن هذا الإجرام لم يكفِ، وكأنّ الصين لم يشبع حقدها من الإسلام والمسلمين، فقامت بفصل الأطفال عن آبائهم ووضعتهم في مدارس تقوم فيها بغسل أدمغتهم وتربيتهم على الثقافة الشيوعية الإلحادية، كما اعتقلت الآلاف في مراكز اعتقال جماعية تسميها مراكز "إعادة التثقيف والتأهيل" تحاول فيها سلخهم عن عقيدتهم الإسلامية وطمس هويتهم الإسلامية وإحلال الفكر الشيوعي بدلاً منها. وما خفي من جرائم أعظم، ولا حول ولا قوة إلا بالله.


ثمَّ بعد كلّ هذا الإجرام من النظام الصيني المجرم بحق المسلمين في تركستان الشرقية، يأتي أردوغان ليحدثنا عن أنَّ "سكان إقليم شينجيانغ الصيني يعيشون في سعادة في ظلّ التنمية والرخاء في الصين" حسبما نقلت عنه وسائل إعلام حكومية صينية ذلك يوم الثلاثاء 2019/7/2 أثناء زيارته للصين! بل وفوق هذا يتحدث عن تقوية العلاقات مع الصين والوقوف إلى جانبها في حربها ضدّ (التطرف والإرهاب)، فهل بقي في الأمة من ينخدع بهِ وبدموع التماسيح التي يذرفها؟!


إنَّ تخليص المسلمين في الصين من الظلم والشقاء الذي يحيونه لن يكون إلا على يد قائد كقتيبة بن مسلم الباهلي الذي جعل ملوك الصين يأتونه صاغرين ويسعون لإرضائه والبر بيمينه حين أقسم ليطأنّ تراب الصين، فنسأله تعالى أن يفرج كرب إخواننا، وأن يعجل لنا بقائد مخلص يحمي بيضتنا ويذود عنّا ويقتص ممن ظلمنا.


كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
براءة مناصرة

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı