مصر بلد النيل، تحتل المرتبة الثالثة وفق مؤشر الجوع العالمي!!!
مصر بلد النيل، تحتل المرتبة الثالثة وفق مؤشر الجوع العالمي!!!

الخبر: احتلت مصر المرتبة الـ59 عالميًا من بين 118 دولة، والـ3 عربيًا وفقًا لـ"مؤشر الجوع العالمي" العام الماضى. بينما جاءت في المركز الـ57 عالميًا بين 113 دولة، والـ8 عربيًا حسب "مؤشر الأمن الغذائي العالمي" عام 2016. طبقا لما قاله الجهاز المركزي للتعبئة العامة والإحصاء. وعلى صعيد الدول العربية جاء ترتيب أسوأ 10 دول وفق "مؤشر الجوع العالمي" كالتالي: اليمن – العراق – مصر – عمان – المغرب – الجزائر – لبنان – تونس – السعودية – الكويت. ....

0:00 0:00
Speed:
March 17, 2017

مصر بلد النيل، تحتل المرتبة الثالثة وفق مؤشر الجوع العالمي!!!

مصر بلد النيل، تحتل المرتبة الثالثة وفق مؤشر الجوع العالمي!!!

الخبر:

احتلت مصر المرتبة الـ59 عالميًا من بين 118 دولة، والـ3 عربيًا وفقًا لـ"مؤشر الجوع العالمي" العام الماضى.

بينما جاءت في المركز الـ57 عالميًا بين 113 دولة، والـ8 عربيًا حسب "مؤشر الأمن الغذائي العالمي" عام 2016. طبقا لما قاله الجهاز المركزي للتعبئة العامة والإحصاء.

وعلى صعيد الدول العربية جاء ترتيب أسوأ 10 دول وفق "مؤشر الجوع العالمي" كالتالي: اليمن – العراق – مصر – عمان – المغرب – الجزائر – لبنان – تونس – السعودية – الكويت.

وقد وصف المدير التنفيذي لشركة "كونسيرن وورلدوايد" دومينك ماكسورلي، الوضع بأنه "غير مقبول، ومثير للحرج، وغير أخلاقي" لوجود 795 مليون شخص يعانون من الجوع كل يوم طوال حياتهم، وأضاف: "لدينا التكنولوجيا والمعرفة والمصادر لتحقيق هذه الرؤية، وما هو غائب الآن هو الشعور بالأزمة، والإرادة السياسية لتحويل الالتزام إلى أفعال".

التعليق:

بعد عام من وضع المجتمع الدولي هدف إنهاء الجوع بحلول عام 2030، وجد مؤشر الجوع العالمي لعام 2016 أن 50 دولة حول العالم لا تقوم بواجبها، وأن نصف هذه الدول حصلت على تقييم "مثير للقلق"، أو "خطير"، بناء على مستويات فقر التغذية، وانخفاض النمو، ومعدل الوفيات بين الأطفال. وما زالت توصياتهم ومقرراتهم وتصوراتهم المستقبلية تبوء بالفشل وهم على يقين بذلك، ولكنها تبقى مقررات يستغلونها لإظهار مجتمعهم الدولي بالصورة الحسنة والإنسانية عندما يهتم بقضايا الجوع والفقر في العالم، لإخفاء الحروب والنزاعات التي تنال من شعوب العالم الخاضعة لنظامهم الرأسمالي الفاسد.

بداية، إن تسجيل اليمن في المرتبة الأولى والعراق في المرتبة الثانية أمر متوقع ولا سيما وأن هذين البلدين يمران بأزمة إنسانية كارثية جراء الحرب المدمرة التي قضت على البشر والشجر والحجر، فمن بين 10 آلاف ضحية للصراع في اليمن، أكثر من نصفهم من المدنيين. كما شردت الحرب ثلاثة ملايين شخص، بينما يعاني 1.5 مليون طفل يمني من سوء التغذية.

واليمن واحد من أربع حالات مجاعة أو اقتراب من مجاعة في العالم إلى جانب السودان وشمال شرقي نيجيريا والصومال حيث يواجه أكثر من 20 مليون شخص خطر الموت جوعا في الأشهر الستة المقبلة.

أما في العراق فقد تسببت الحرب بمقتل 19 ألف مدني في عامين. كما أن عدد النازحين بلغ 3.2 ملايين شخص منذ كانون الثاني/يناير 2014 بينهم أكثر من مليون طفل. وذكرت الأمم المتحدة أن الأرقام الفعلية قد تكون أكبر بكثير من تلك التي تم توثيقها.

إحصائيات تُخفي وراءها المعاناة والقهر للكثير من العوائل التي تشردت واكتوت بنار النزاعات المذهبية والصراعات الدولية، وما خفي فهو أعظم.

ولكن أن تحتل مصر المركز الثالث وفق مؤشر الجوع العالمي فهو الأمر المستغرب، فحسب آراء الخبراء العالميين وبلغة الأرقام، فإن مصر دولة غنية جدا بمواردها. ففي شهر شباط/فبراير من عام 2012 قالت كاثرين أشتون المفوضية العليا للاتحاد الأوروبي: أن مصر لديها ثروات تكفي لمساعدة ربع الدول الأوروبية. أما مهاتير محمد رئيس وزراء ماليزيا الأسبق، فقد أكد خلال زيارة للقاهرة أن مصر لديها ثروات ضخمة غير مستغلة كافية لمساعدة حوالي 50 دولة على مستوى العالم.

وأما بلغة الأرقام فإن مصر - حسب التقارير الرسمية - لديها احتياطات ضخمة من الموارد الطبيعية غير المستغلة ومنها على سبيل المثال: احتياطات من الحديد تقدر بحوالي 400 مليون طن، بالإضافة إلى مخزون من الفوسفات يصل إلى عشرة آلاف مليون طن، وأيضاً مخزون المنغنيز في سيناء يقدر بحوالي 175 ألف طن، كما تملك مصر أكبر مخزون من الرخام، والجرانيت، على مستوى العالم، والذي يُمكنها أن تصدر للخارج كميات بقيمة ملياري دولار سنوياً.

هذا غيض من فيض، عدا عما تؤمنه قناة السويس من زيادة للصادرات وتنمية للتجارة الدولية لمصر.

كيف لدولة حباها الله بهذه الثروات الطبيعية بالإضافة إلى الثروة البشرية أن تحتل المرتبة الثالثة في مؤشر الجوع العالمي!!

تفيد التقارير بأن السنوات الأخيرة تشهد معاناة اقتصادية كبيرة للشعب المصري الذي يتحمل، بالأساس، تكلفة الإصلاحات الاقتصادية والتي تزامنت مع ما يُسمى بالإصلاح السياسي ما بعد الثورة، وذلك لإيهام الناس أن شعارات التغيير التي أطلقوها قد بدأت من الهرم السياسي وها هي تستكمل طريقها نحو تأمين لقمة عيشهم.

إن الاقتصاد المصري يمر بأزمات متلاحقة لن تنتهي بارتفاع الجنيه أمام الدولار منذ أواخر كانون الثاني/يناير أو بزيادة ثقة المستثمرين الأجانب في الاقتصاد المصري بسبب القرض الذي ستحصل عليه مصر على مراحل من صندوق النقد الدولي (12 مليار دولار على مدى ثلاث سنوات)؛ وذلك لأن النظام السياسي لم يتغير بل تم ترقيعه بأشخاص أكثر عمالة للغرب الذي ركب موجة التغيير في العالم العربي وأعاد بوصلة البلاد الثائرة إلى وجهته الاستعمارية التي تجعل من الشعوب أداة لتحقيق مصالحه المادية عبر نهب الثروات وتسخير الإمكانيات البشرية التي يمنحونها فتات ما هو ملكهم في الأصل.

فالفقر والجوع هما نتيجة ليس فقط غياب الأمن واشتعال الحروب بل هما أيضا نتيجة فشل نظام سياسي يستمد قوته من تفقير وتجويع الناس للإمعان في إخضاعهم واستعبادهم حتى لا تقوم لهم قائمة من جديد...

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

رنا مصطفى

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı