مستقبل سوريا
مستقبل سوريا

لا تزال إدلب، المنطقة الأخيرة في المعركة المستمرة منذ سبع سنوات في سوريا، خارج سيطرة النظام. فبعد أن كانت روسيا تستعد لشن هجوم نهائي على المقاطعة الشمالية، اجتمع أردوغان وبوتين في سوتشي يوم 16 أيلول/سبتمبر 2018 حيث اتفق الرئيسان على إنشاء منطقة منزوعة السلاح، الأمر الذي يعني حقا أن تركيا ستأخذ الأسلحة الثقيلة من الجماعات في إدلب؛ الجماعات نفسها التي قامت بتسليحها وتنظيمها، والتي ستشلّهم من أي قدرات وتحاربهم وتجبرهم بشكل فعال على قبول إنهاء الثورة التي استمرت سبع سنوات، ويقترب الآن حل وضع ما بعد الثورة، ومن المرجح أن يتم النظر في عدد قليل من الحلقات السياسية، ولكل منها تحدياته الخاصة.

0:00 0:00
Speed:
October 19, 2018

مستقبل سوريا

مستقبل سوريا

(مترجم)

الخبر:

لا تزال إدلب، المنطقة الأخيرة في المعركة المستمرة منذ سبع سنوات في سوريا، خارج سيطرة النظام. فبعد أن كانت روسيا تستعد لشن هجوم نهائي على المقاطعة الشمالية، اجتمع أردوغان وبوتين في سوتشي يوم 16 أيلول/سبتمبر 2018 حيث اتفق الرئيسان على إنشاء منطقة منزوعة السلاح، الأمر الذي يعني حقا أن تركيا ستأخذ الأسلحة الثقيلة من الجماعات في إدلب؛ الجماعات نفسها التي قامت بتسليحها وتنظيمها، والتي ستشلّهم من أي قدرات وتحاربهم وتجبرهم بشكل فعال على قبول إنهاء الثورة التي استمرت سبع سنوات، ويقترب الآن حل وضع ما بعد الثورة، ومن المرجح أن يتم النظر في عدد قليل من الحلقات السياسية، ولكل منها تحدياته الخاصة.

التعليق:

منذ الأيام الأولى للثورة، أوضحت أمريكا أجندتها في سوريا، وهذا أمر مهم حيث إنه ما من دولة تورطت في سوريا قد قدمت أجندة بديلة، حتى روسيا لم تضع أجندة بديلة عن أجندة أمريكا، على الرغم من الاختلافات في التفاصيل التنفيذية.

إن الأجندة الأمريكية وضعها وزير الدفاع آنذاك ليون بانيتا في مقابلة مع شبكة سي إن إن في تموز/يوليو 2012، قائلا: "أعتقد أنه من المهم عندما يغادر الأسد أن يحاول الحفاظ على الاستقرار في ذلك البلد، وأفضل طريقة للحفاظ على هذا النوع من الاستقرار هو الحفاظ على أكبر قدر من القوات العسكرية، والشرطة، بقدر الاستطاعة، إلى جانب قوات الأمن، ونأمل أن تتحول إلى شكل حكومة ديمقراطية، هذا هو المفتاح". الحفاظ على النظام في دمشق كان هو الأجندة الأمريكية منذ اليوم الأول، والنظام ليس بشار الأسد، أي رجلاً واحداً فقط، ولهذا السبب انتقدت أمريكا الأسد دائما، ولكنها لم تفعل أي شيء لإخراجه فعليا.

لكن التقدم السريع حتى اليوم وموقف النظام مختلفان جدا مما سيؤثر على الحل السياسي للحفاظ على النظام. بعد سبع سنوات من الحرب والانشقاقات الكبيرة في الجيش، استنفد الجيش والنظام في دمشق قوته ويفتقر إلى القدرة على الحفاظ على إحكام قبضته على البلاد كلها في الوقت نفسه. إن القوى العاملة هي ما يفتقر إليه النظام، وهذا هو السبب في قيام إيران وحزبها اللبناني وروسيا بالدعم الثقيل لبشار لسنوات. ورغم كل الأسلحة والموارد التي زود بها النظام في دمشق، إلا أنه يفتقر إلى القوى العاملة اللازمة للبقاء على قيد الحياة بعد انتهاء الثورة ودعم الحل السياسي، أما بالنسبة لأمريكا فإن حلها السياسي يتطلب قوة في سوريا لحماية أجندتها، وهذا هو التحدي الذي تواجهه أمريكا.

وقد نظمت إيران المليشيات التي حاربت الثوار في سوريا وأنقذت النظام، ومن الممكن لهذه المليشيات أن تبقى في سوريا لمواصلة هذا الدور، وسيتطلب ذلك من النظام القيام بإضفاء الصبغة الطبيعية لهم في القوات المسلحة السورية ومنحهم إقامة دائمة للقيام بمثل هذا الدور بشكل فعال. وكانت هذه المليشيات تضم أكثر من 40,000 جندي واستقرت في حزام دمشق مما يشير إلى أن النظام في دمشق يرى بالفعل أنها القوة العاملة التي ستؤمن الحل السياسي.

وفي نيسان/أبريل 2018 أبرزت صحيفة وول ستريت رغبة إدارة ترامب في تشكيل قوة عسكرية عربية في سوريا لتحل محل القوات الأمريكية هناك، وقال مسؤولون للصحيفة إن جون بولتون، مستشار الأمن القومي لدونالد ترامب، اتصل مؤخرا بعباس كامل، رئيس المخابرات المصرية وشخصية بارزة في حكومة الرئيس عبد الفتاح السيسي، لالتماس الدعم العسكري والمالي للمبادرة. ونقلت قناة الجزيرة عن المصلحة الوطنية في 2016 أن الحرب السورية مستعرة منذ سنوات وأن البلاد انزلقت إلى المستنقع وتحتاج إلى قوات حفظ سلام، إن النشر الأول لقوات حلف شمال الأطلسي (الإسلامية) قد يكون جيدا للحفاظ على الحل السياسي لأمريكا.

تقسيم سوريا لا يعتبر جزءا من الحل على الرغم من تقديم العديد من المفكرين والمحللين هذا كخيار، لطالما اعتبرت أمريكا منذ فترة طويلة أن سوريا، التي هي في قلب الشرق الأوسط وسيلة للسيطرة على المنطقة الأوسع، وفي الوقت الراهن، فإن النظام في دمشق يحكم كل سوريا، مهما كان ضعفه إلا أنه يخدم الأجندة، وإذا كان هذا مستحيلا فإن الدول الأصغر منها ستكون خيارا قابلا للتطبيق.

وعلى الرغم من عرقلة الثورة، فإن القوى العالمية والإقليمية ستكافح من أجل تنفيذ حلها السياسي لأنها تتطلب القوى العاملة للحفاظ على هذا الحل، وسيحتاج النظام في دمشق إلى الأبد دعما ماليا خارجيا فضلا عن الدعم المادي، لذا فمهما كان النصر الذي يحصل عليه النظام، فإنه سيكون بالفعل أجوف، وهذا لن يدوم طويلا على الأرجح.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عدنان خان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı