متى يستيقظ المخلصون لحماية المستضعفين والمقهورين ونصرة المظلومين؟!
متى يستيقظ المخلصون لحماية المستضعفين والمقهورين ونصرة المظلومين؟!

الخبر: أفاد تجمع شباب سنار في تحديث جديد بأن الهجوم الأخير على منطقة جلنقي بولاية سنار من قبل الدعم السريع جاء نتيجة لمحاولة جنود هذه المليشيات اقتياد فتيات من القرية بالقوة.. وقد تصدى سكان القرية لهذه المحاولة بمقاومة شرسة، مستخدمين العصي في الدفاع عن أنفسهم، ما أجبر جنود المليشيات على الانسحاب من القرية. ...

0:00 0:00
Speed:
August 19, 2024

متى يستيقظ المخلصون لحماية المستضعفين والمقهورين ونصرة المظلومين؟!

متى يستيقظ المخلصون لحماية المستضعفين والمقهورين ونصرة المظلومين؟!

الخبر:

أفاد تجمع شباب سنار في تحديث جديد بأن الهجوم الأخير على منطقة جلنقي بولاية سنار من قبل الدعم السريع جاء نتيجة لمحاولة جنود هذه المليشيات اقتياد فتيات من القرية بالقوة.. وقد تصدى سكان القرية لهذه المحاولة بمقاومة شرسة، مستخدمين العصي في الدفاع عن أنفسهم، ما أجبر جنود المليشيات على الانسحاب من القرية.

ومع ذلك عادت قوات الدعم السريع إلى القرية بشكل انتقامي، حيث أطلقت النار بشكل عشوائي داخل القرية واقتحمت المنازل، وأسفر هذا الهجوم عن مقتل 80 شخصاً من أبناء جلنقي. وأشار التجمع إلى أن هناك عدداً من الضحايا الذين لم يتمكن ذووهم من دفنهم أو إخراج جثامينهم من المنازل، حيث منعت المليشيات عمليات الدفن، ولا يزال العدد الإجمالي للضحايا غير محدد حتى الآن.

وأكد التقرير وجود العديد من المصابين الذين يتلقون العلاج حالياً في مستشفيات الدمازين. وأفاد بأن أغلب سكان جلنقي قد نزحوا نحو ولاية النيل الأزرق هرباً من العنف، بينما لا تزال المليشيات موجودة في المنطقة، وتواصل ارتكاب انتهاكات إنسانية جسيمة بحق الناس. (اليوم نيوز، 16 آب/أغسطس 2024م)

التعليق:

أثبتت الانتهاكات المتزايدة للدعم السريع على أهل السودان، والتي تتنوع وتتجدد بشكل صادم، أن الدعم السريع يعلم أنه لا وجيع للضحايا ولا أحد يهمه أمرهم، وهذه حقيقة أثبتتها الأحداث؛ فالناس تموت كل يوم والدعم السريع يزداد سطوة ويتلذذ بما يفعله بالضحايا بل وأحيانا يوثق وهو يحتفل بالنصر على الأهالي المستضعفين المستباحين، لا يقف في وجهه إلا العزل من الرجال ليس بسلاح بأيديهم بل بنخوتهم وغيرتهم على أعراضهم فيتساقطون قتلى وجرحى دون أن يرف جفن هؤلاء المجرمين! وتطوف قوات الدعم السريع بالمدن والقرى أياما وشهورا وسنة، وها هي السنة الثانية تتسارع ولم نر أي قوة أو جهة منعت هذه الانتهاكات غير الرجال والشباب الذين يدافعون عن أعراضهم بدون سلاح متأكدين من مصيرهم المحتوم. يسطرون بطولات عظيمة تحكيها صفحات التواصل الإلكتروني، ليس آخرها قرية ود النورة التي شهدت مجزرة قتل فيها العشرات وتم التنكيل بهم، وبحسب شهود عيان تم تنفيذ حملات إعدام في الشوارع والأزقة وداخل المنازل على مرأى ومسمع من الأطفال والنساء! لم يرحموا أحداً خاصة من حاول المقاومة فإنه يقتل وينكل به. وقس على ذلك كل ربوع السودان. وهناك مبادرة لتوثيق الانتهاكات في ولاية الجزيرة تحكي عن فظائع ارتكبتها قوات الدعم السريع يندى لها الجبين، ولن يسطر التاريخ مثلها في أي حرب حدثت بين مسلمين، ونكاد نجزم بأن من يقومون بذلك مغيبون عن الواقع.

لن تكون جلنقي محطة أخيرة لانتهاكات الدعم السريع ما دام الناس قد تُرِكوا وجها لوجه مع القوات الغاصبة، وسيتكرر المسلسل اللعين حيث الضحايا بالجملة وانتهاك الأعراض ولا يتحرك أحد لنصرة المستضعفين بل يحدث ما يحدث غالبا بصمت في ظل انقطاع الإنترنت، ناهيك عما يرشح هنا وهناك في مواقع التواصل الإلكتروني.

إنها حرب فتنة أشعلها الغرب الكافر لتحقيق مصالحه، وهي صراع بين أمريكا وعملائها في الدعم السريع وقيادة الجيش، وبين المدنيين ممثلين في تنسيقية تقدم والأحزاب التقليدية التي تخضع لإملاءات بريطانيا بل تتصرف وفق ما يقوله السفير البريطاني، وكل ما يحدث في السودان هو حرب على باطل ومن أجل الباطل ولمصلحة الكافر! وكل من لا يعي هذه الحقائق للأسف هو جاهل لا يتدبر قذارة السياسة الاستعمارية التي تتحكم بمصيرنا بأيدي كل من هم في السلطة والمعارضة، ما يحتم التغير الحقيقي الذي يقلب الطاولة على الجميع ويقف في وجه مخططات الاستعمار وينصر المستضعفين.

منتهى الذلة والمهانة أن يقرر الغرب ما يفعل بنا ونحن خير أمة أخرجت للناس، وأن يكون أبناؤنا أدواته في حرق بلادهم وقتل إخوانهم ونهب ثرواتنا وخيراتنا وبقائه مهيمنا على كل قراراتنا ومقدراتنا وكأننا لا حول لنا ولا قوة، بينما كل أسباب القوة ملك لأمة الإسلام التي نصرت بالرعب مسيرة شهر!

لا يجني أحد من أبناء الأمة الإسلامية من هذه الحروب العبثية الموجهة من الغرب الرأسمالي إلا أن يقتل بعضنا بعضاً والاستعمار الغربي الموجه والمحرك يقطف الثمار في نهاية المطاف! هكذا يفكر الغرب وهذا ما ينطق به لسان حال ساسته كل يوم، والحكام ومن بيدهم السلطة يخضعون كمن لا حول لهم ولا قوة، يتحركون متى وكيفما شاء الغرب.

فإننا نلومهم ونحاسبهم ونأمرهم بالمعروف وننهاهم عن المنكر، حتى يقوموا بواجبهم في حماية الأمة ورعايتها وإقامة العدل بتطبيق أحكام الإسلام عبر دولته الخلافة الراشدة على منهاج النبوة. فقد تولوا أمور الناس في هذه الدويلات الوظيفية التي منحها الاستعمار استقلالاً مزيفاً يجعلها خاضعة، ما يجعل من بالسلطة بيادق خانعين خاضعين لقوى الكفر غير منتبهين لحجم وعظم قوتهم غير عابئين لدماء إخوانهم وأهليهم ولا أعراض أخواتهم ونسائهم ولا لما ينهب تحت سمعهم وبصرهم، بل برعايتهم وتحت حراستهم من أموال الأمة ومقدراتها لصالح الغرب الكافر!

إن مصاب الأمة في حكامها عظيم. لكن أين الجيوش في بلاد المسلمين التي يفترض فيها حماية الأمة والذود عنها وعن خيراتها ومقدراتها وحماية مستضعفيها ومقهوريها ونصرة المظلومين من أبنائها؟! مع بالغ الأسى لقد تحولت هذه الجيوش لحماية عروش الحكام العملاء وحراسة مصالح سادتهم في الغرب ونرى السلاح في أيديهم موجها نحو الأمة، نحو صدور أبنائها وشبابها؛ إخوانهم وآبائهم وأهليهم، هذا السلاح الذي اقتطعوا ثمنه من مقدرات الأمة! إلى متى يستيقظ المخلصون منهم حتى يعيدوا الأمور لنصابها ويكونوا في صف دينهم وأمتهم فينصروها بإقامة دولة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي تطبق الشرع الحنيف وتقطع دابر المستعمرين؟!

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

غادة عبد الجبار (أم أواب)ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı