متى يتوب سحرة فراعنة هذا العصر؟
متى يتوب سحرة فراعنة هذا العصر؟

الخبر: جاء الخبر التالي على موقع مفكرة الإسلام يوم الاثنين 10 تشرين الأول/أكتوبر، 2016، بعنوان: "المجلس الأوروبي: دور الإسلام يتنامى في القارة رغم محاولة إذابة المسلمين". مفكرة الإسلام: أكد المجلس الأوروبي للإفتاء والبحوث في نهاية مؤتمره الـ26، أن الإسلام يشهد دورا متناميا في القارة الأوروبية سواء في الدول التي تضم أغلبية مسلمة أو التي تضم أقلية مسلمة كبيرة نسبيا، واختتم المجلس أول أمس السبت فعاليات مؤتمره بعد أربعة أيام من الانعقاد في مدينة إسطنبول التركية تحت عنوان "هدي الإسلام في إقرار السلام والأمان ودفع الظلم والعدوان."

0:00 0:00
Speed:
October 12, 2016

متى يتوب سحرة فراعنة هذا العصر؟

متى يتوب سحرة فراعنة هذا العصر؟

الخبر:

جاء الخبر التالي على موقع مفكرة الإسلام يوم الاثنين 10 تشرين الأول/أكتوبر، 2016، بعنوان: "المجلس الأوروبي: دور الإسلام يتنامى في القارة رغم محاولة إذابة المسلمين".

مفكرة الإسلام: أكد المجلس الأوروبي للإفتاء والبحوث في نهاية مؤتمره الـ26، أن الإسلام يشهد دورا متناميا في القارة الأوروبية سواء في الدول التي تضم أغلبية مسلمة أو التي تضم أقلية مسلمة كبيرة نسبيا، واختتم المجلس أول أمس السبت فعاليات مؤتمره بعد أربعة أيام من الانعقاد في مدينة إسطنبول التركية تحت عنوان "هدي الإسلام في إقرار السلام والأمان ودفع الظلم والعدوان."

التعليق:

خبر مقتضب عن مؤتمر المفترض أنه مهم. فما هي هذه الفعاليات التي استمرت في مدينة إسطنبول بتركيا لأربعة أيام؟ ألم يجد الموقع معلومة مفيدة أخرى ليضمنها محتوى الخبر؟ فالمسلم المتابع للأحداث الجارية يتوقع الكثير من العلماء. فما هو دور العلماء في الإسلام؟ وهل علماؤنا اليوم ورثة الأنبياء؟ وكيف يكون إقرار السلام والأمان ودفع الظلم والعدوان على أساس هدي الإسلام؟! وهل نُوقشت القضية المصيرية الأساسية بأن الحكم بغير ما أنزل الله في تركيا وفي سائر بلاد المسملين وتطبيق قوانين ودساتير علمانية مصدرها عقيدة فصل الدين عن الحياة حرام شرعاً؟ وهل خرج المجلس بقائمة مطالبات وحلول ومعالجات لقضايا الأمة الإسلامية المصيرية من مثل إسقاط الأنظمة الحاكمة المنبطحة للغرب الكافر وطرد نفوذ الاستعمار الغربي السياسي والعسكري والاقتصادي من البلاد، وكيفية إيقاف الغزو الثقافي الفكري الغربي من خلال وسائل الإعلام ومناهج التعليم العلمانية في بلاد المسلمين عامة وتركيا خاصة؟! هل ناقش المؤتمر معاناة المرأة المسلمة حول العالم واتهامها (بالإرهاب) أو التخلف لارتدائها الزي الشرعي؟ وهل ذُكر في المؤتمر أن مشاركة جيوش تركيا وانطلاق الطائرات الأمريكية من قاعدة إنجرليك لقتل أطفال الشام هو حرام شرعاً؟ هل هاجم المجلس أردوغان لمقابلته بوتين السفاح ولتنفيذه ما تمليه عليه أمريكا؟! وهل طالب المجلس جيوش المسملين بالقيام بدورهم والتحرك لنصرة المسلمين الذين تكالب عليهم أعداء الدين؟ هل طالب المجلس الأوروبي للإفتاء والبحوث بإقامة دولة إسلامية واحدة تحكم الأمة الإسلامية جميعا ولا يمزق جسدها حدود ولا سدود تحت ظل خليفة المسلمين حتى انتشر العدل والسلام والأمن والأمان ولم يعد للظلم والعدوان مكان كما هي حال البشرية اليوم بسبب الحكم بالمبدأ الرأسمالي الغربي الفاشل؟...

إن "المعلومة المهمة" التي احتواها الخبر معلومة من الدين بالضرورة فالإسلام هو الحق والحق سينتصر في كل الأحوال، ولا عجب أن يتصاعد بالرغم عن محاولة إذابته، وهذا وعد الله للمؤمنين. ولنا في سيرة رسول الله e ومنهجه أسوة، وطريقة رسول الله e في التغيير واضحة لجميع المسلمين، فلقد تحقق العدل والسلام والأمان وتم دفع الظلم والعدوان بإقامة دولة الإسلام، عندما أخذ علماء المسلمين بأيديهم في الطريق الصحيح، فحاسبوا الحكام الذين كانوا يطبقون أحكام الإسلام كاملة في دولة الخلافة الإسلامية. وأي مؤتمر "للعلماء" لا يناقش هذه القضية الأساسية المصيرية لن يخدم قضايا المسلمين، ويجب على المؤتمر أن يجيب على كل الأسئلة التي تدور في أذهان المتابعين وأولها السؤال المتكرر لماذا لا يتوحد المسلمين مع بعضهم، وسؤال آخر لماذا وأمتنا غنية بالثروات وهي خير أمة أخرجت للناس تجدها مقموعة وفقيرة ولا توجد رعاية لائقة لشؤونها وتلبية لاحتياجاتها الأساسية؟

إن هذا الخبر يذكرنا بسحرة فرعون الذين كانوا يطبلون لفرعون الذي استخف بهم واستغباهم وأطاعوه ورضوا بذلك وهم يعلمون! ولقد انقلب السحر على الساحر حين أرسل الله تعالى سيدنا موسى عليه السلام ليواجه فرعون بكفره ويفضح نفاقه واستغباءه للناس ولمن حوله حتى غرق في اليم ومعه سحرته وأنجى الله سيدنا موسى عليه السلام والمؤمنين معه من الغرق في يوم عاشوراء العظيم، وكان دور السحرة في تلميعه وفي تمرير خداعه وضلاله وقلبه للحقائق! فإن لم يكن العالم عالماً ربانياً تقياً نقياً يعمل لتحرير هذه الأمة العظيمة من أفكار الكفر ليعود بها إلى أفكار الإسلام فهو مثل ساحر فرعون الذي استغله للحفاظ على كرسي الحكم. وما أكثر فراعنة اليوم!

أما آن للسحرة أن يكفروا بفراعنتهم ليقوموا بدورهم الشرعي مع أمتهم؟

أما آن لعلماء المسلمين أن يتقوا الله وأن لا ينفقوا أموال المسلمين على مجالس تضر ولا تنفع حيث لم يجعل المشاركون العقيدة الإسلامية مصدرًا للتفكير في الواقع الفاسد والعمل على هذا الأساس لتغييره.

قال تعالى: ﴿إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنزَلَ اللّهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهِ ثَمَنًا قَلِيلاً أُولَـئِكَ مَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ إِلاَّ النَّارَ وَلاَ يُكَلِّمُهُمُ اللّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلاَ يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ * أُولَـئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُاْ الضَّلاَلَةَ بِالْهُدَى وَالْعَذَابَ بِالْمَغْفِرَةِ فَمَآ أَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ﴾ [البقرة: 174-175].

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

غادة محمد حمدي – ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı