متلازمة ستوكهولم والدول العميلة!
متلازمة ستوكهولم والدول العميلة!

الخبر:   أعداء الأمة يغرقونها بالفتن والشهوات، حتى أصبحت ممزقة، وهي لا تزال تتابع وتصفق وتحاور وتختلف وتغرق أكثر فأكثر...

0:00 0:00
Speed:
August 11, 2018

متلازمة ستوكهولم والدول العميلة!

متلازمة ستوكهولم والدول العميلة!

الخبر:

أعداء الأمة يغرقونها بالفتن والشهوات، حتى أصبحت ممزقة، وهي لا تزال تتابع وتصفق وتحاور وتختلف وتغرق أكثر فأكثر...

التعليق:

تعرّف متلازمة ستوكهولم على أنّها حالة نفسية تدفع المصاب بها إلى التعاطف أو التعاون مع الشخص المضطِهد، فيبدي الشخص ولاءه للمعتدي، فإنّه عند وضع شخص أو مجموعة من الأشخاص في موقف معين لا يملكون فيه القدرة على التحكّم بمصيرهم، ويشعرون فيه بالخوف الشديد من التعرّض للأذى، ويظنّون أنّ السيطرة تكمن في يد الشخص المضطهِد لهم، فيفكّر هؤلاء الأشخاص بطريقة للنجاة قد تتطوّر إلى استجابة نفسيّة تتضمن التعاطف والمساندة مع المضطهِد.

هذه الظاهرة لو نظرنا إلى عالمنا اليوم وبالتحديد الأمة الإسلامية لرأيناها تعمم على أمتنا الإسلامية التي تقع رهينة بيد الأنظمة العميلة الوضعية، والتي من خلالها يفسر البعض تعاطف بعض الشعوب مع هذه الأنظمة القائمة اليوم ويبرر لها ويدافع عنها، فلا يخفى علينا رؤية المرض المتورم الواقع على أمتنا الجريحة لداء الخيانة وجراثيم العمالة وتبعية الدول العميلة للغرب والتي باتت متلازمة كتلك التي يطلق عليها اسم "متلازمة ستوكهولم" وكيف أن تلك الشعوب متعاطفة مع الجلاد، والذي أفرزته خيانات العملاء في الثورات "الربيع العربي" الذي أقنع الشارع بأن التحرر مرادف للموت والدمار، وأن الاستقلال عن الغرب يُوَلِّدَ الجهل والفقر والفناء، فيما الدول المستعمرة مستمرة باضطهاد المسلمين ونهب ثرواتهم ومواردهم.

فإذا استعرضنا مواقف ما يسمى بالمعارضة فسنرى العجب! حيث أصبح "تحسين شروط العبودية" موضة قديمة، وأضحى بيع النفس في سوق العمالة والخيانة لا يجلب دخلا يتلاءم مع ارتفاع أسعار القصور والعهر والفجور، ولا بد من بيع الشعوب والمبادئ والمقدسات!

بالفعل لا يوجد أحط من الحكام وأوساطهم في البلاد العربية، ولقد رأينا كيف استُقبل ترامب بأرض الحرمين الشريفين، وكيف استقبل السيسي في فرنسا، وكيف استقبلت "المعارضة" السورية مؤخرا في روسيا...

ونحن عبر الوسائل والمواقع وشاشات التلفزيون نرى هذه الهجمات الشرسة من أعداء الله ورسوله r، من الشيوعية المادية الملحدة، والصهيونية العالمية الماكرة، والصليبية الجديدة الخادعة، وغيرهم من العملاء والأذناب الذين يلعبون في أشهر الملاعب الدولية، ويرقصون على أشهر وأرقى المسارح العالمية، ويترنحون بين الشيوعية والصليبية والصهيونية، ويبررون للديمقراطية والمدنية والعلمانية ويأتون بمصطلحات جديدة حتى بات تغيير المفاهيم الإسلامية، وليّ أعناق النصوص سمة ثابتة لديهم!

ونحن ما زلنا نتابع ونصفق ونحاور ونختلف ونغرق أكثر فأكثر، نتخبط ذات اليمين وذات الشمال، وعدونا اللدود باسط إلينا ذراعيه بالفتن والشهوات، حتى أصبحنا ممزقين فيما بيننا لا مبدأ يجمعنا ولا عقيدة ترفعنا ولا فكرة توحدنا.

إنها حقيقة مؤلمة أصابت الأمة الإسلامية في مقتل، وأنزلت بها عدداً من الكوارث والبلايا، التي لا تصيب الأمم إلا إذا تخلت عن منهج الله تعالى، ووقعت في التبعية الذليلة لأعداء الله تعالى ورسوله، وسلمت القيادة لغير من يستحقها، وتخلت عن رسالتها، التي ابتعثها الله تعالى من أجلها.

فوالله إن هذا الشلل الذي نحن عليه الآن؛ الشلل المعنوي والفكري، في جميع أجهزتنا الفكرية والأخلاقية، وملكاتنا النفسية، ومواهبنا الشخصية، وطاقاتنا العقلية، والعملية والعلمية، هو الذي جعلنا في عجز عن الحراك الصحيح نحو تحقيق أهدافنا، وتأكيد وجودنا، وإثبات ذاتنا...

إن من يدرك ويعي ما يخططه أعداء الإسلام والمسلمين، من الكيد لأمة الإسلام وللنيل منها، عليه أن يصرخ وأن يتكلم ولا يخاف في الله لومة لائم، فلا أنظمتهم ولا قوانينهم ستنفعكم، نحن الآن أمة ذليلة، أمة مهانة، أفيقوا يا خير أمة أخرجت للناس.

أتعجبكم سدودهم وحدودهم؟ أتعجبكم أفكارهم المنحطة؟ ماذا أنتم مستفيدون؟ المال والسلطة؟ أم الحياة التي لا شكل ولا نظام ولا لون لها؟!

فلا ولن تتحرر بلادنا دون أن نطهرها من زمرة الحكام وزبانيتهم وعملائهم الذين سدوا كل منافذ التحرر والانعتاق، وجعلونا في سبات لا نعلم ولا نعي إلا أن نبحث عن لقمة العيش وغلاء المعيشة.

ولن تقوم لهذه الأمة قائمة ما بقي فيها من يقول "لدينا قيادة عسكرية في مصر زي الذهب" أو من يقول "لا نسعى لتغيير النظام بل لإصلاحه" أو من اتخذ من "التوافق" مع الكفرة والعملاء ديناً يطلب منه الرشاد والخلاص!!

نعم، لقد آن الأوان أن تعودوا أيها المسلمون إلى شريعة ربنا، وأن تعودوا إلى سنة نبينا، وإلى القرآن دستورها، وأن تشعلوا الإيمان المخدر في القلوب الغافلة، وتغرسوه في الأجيال الصاعدة، لنكون أهلاً لحمل رسالة الإسلام والهدى، ولنبلغ مبادئها لكل العالمين، فلا بد لنا من هذه العودة الصادقة الجادة، ولا بد لنا كذلك من اتخاذ الأسباب الموصلة إليها، الهادية إلى طريقها، وها هو حزب التحرير لم نره إلا باسطا ذراعيه ليضم كل الأمة ويحمل على عاتقه شؤونها ورعايتها والارتقاء بها لينال مرضاة الله وهي أسمى الغايات.

﴿وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

دارين الشنطي

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı