مؤتمر آخر في قطر لمحاولة إحياء مشروع غربي مات سريريا
مؤتمر آخر في قطر لمحاولة إحياء مشروع غربي مات سريريا

الخبر:   تستعد جامعة جورج تاون في قطر، لانطلاق فعاليات مؤتمرها الدولي "التاريخ والممارسات العالمية للإسلاموفوبيا"، الذي يناقش الأبعاد المعقدة والجذور التاريخية لظاهرة الإسلاموفوبيا، خلال الفترة من السبت 30 أيلول/سبتمبر وحتى الأحد الأول من تشرين الأول/أكتوبر الجاري. يشارك في المؤتمر نخبة من أبرز المفكرين المناهضين للإسلاموفوبيا، من بينهم علماء وناشطون ومشرعون وصحافيون، عبر حوارات ونقاشات موضوعية تطرح تساؤلات جادة ...

0:00 0:00
Speed:
October 01, 2023

مؤتمر آخر في قطر لمحاولة إحياء مشروع غربي مات سريريا

مؤتمر آخر في قطر لمحاولة إحياء مشروع غربي مات سريريا

الخبر:

تستعد جامعة جورج تاون في قطر، لانطلاق فعاليات مؤتمرها الدولي "التاريخ والممارسات العالمية للإسلاموفوبيا"، الذي يناقش الأبعاد المعقدة والجذور التاريخية لظاهرة الإسلاموفوبيا، خلال الفترة من السبت 30 أيلول/سبتمبر وحتى الأحد الأول من تشرين الأول/أكتوبر الجاري. يشارك في المؤتمر نخبة من أبرز المفكرين المناهضين للإسلاموفوبيا، من بينهم علماء وناشطون ومشرعون وصحافيون، عبر حوارات ونقاشات موضوعية تطرح تساؤلات جادة وتستكشف جذور تلك الظاهرة وسبل مواجهة المشاعر المعادية للإسلام والمسلمين، التي لا تزال حاضرة بقوة في المحافل والمنابر العامة والإعلامية الرئيسية حول العالم. ووفقا لبيان صادر عن جورج تاون اليوم الأربعاء، يشارك في المؤتمر السفير إبراهيم رسول، مؤسس مؤسسة العالم للجميع، الذي يناقش في كلمته تحديات ظاهرة الإسلاموفوبيا المعاصرة وأبعادها وجوانبها المختلفة.

كذلك، يشارك الدكتور خالد فهد الخاطر، مدير إدارة تخطيط السياسات في وزارة الخارجية القطرية، الذي أشار إلى أن الحاجة أصبحت ماسة للفت أنظار العالم إلى هذه الظاهرة الخطيرة، مضيفا أن "وزارة الخارجية القطرية تتخذ حاليا مجموعة من المبادرات ضمن أجندة سياستها الخارجية بشأن مكافحة العنصرية، ومنها ظاهرة الإسلاموفوبيا". خلال جلسات النقاش في اليوم الأول، يتتبع المتحدثون الضيوف مسائل الجذور الاستعمارية للإسلاموفوبيا وارتباطها بالعنصرية والتمييز. وفي اليوم الثاني، سيتعمق المشاركون بالبحث في حالات الإسلاموفوبيا والوصمات المعادية للإسلام التي ظهرت خلال أحداث استضافة قطر لكأس العالم لكرة القدم 2022 FIFA، بالإضافة إلى انتشار ظاهرة الإسلاموفوبيا عالميا ضمن التبعات الناجمة "للحرب على الإرهاب". (العربي الجديد، 2023/09/27)

التعليق:

إن مثل هذا المؤتمر لا يخرج عن كونه سلسلة أخرى من مخططات محاربة الإسلام، وتتلخص أهدافه بالتالي:

1) امتصاص غضب الأمة الإسلامية بإظهار القائمين عليه أنهم ضد المشاعر المعادية للإسلام والمسلمين.

2) محاولة حرف وعرقلة المسلمين عن أهم أعمالهم وهي الدعوة إلى الإسلام والأمر بالمعروف والنهي عن المنكر امتثالا للحكم الشرعي ليصبح همهم أن يتقبلهم الكفار لا غير.

3) تحريف كل المفاهيم الإسلامية المتعلقة بثلاثية الدعوة الإسلامية والجهاد والخلافة حتى يصبح الإسلام عند المتأثرين بهذه الطروحات مجرد دين آخر مكانه الرف مثله مثل سائر الأديان فلا يؤثر في قيام المجتمع والدولة بل يكون مفصولا عنهما من حيث المفاهيم والتشريعات المنبثقة عنها، ولا يؤثر على مجتمعات الكفار عبر الامتناع عن حمل الإسلام عقيدة ونظاما إليهم بالدعوة والجهاد في سبيل الله.

4) كسب بعض النخب الفكرية، تحت عين حكام دول الضرار في بلاد المسلمين، إلى هذه الحملة كما يحصل في قطر، والترويج لها وتسويقها على أنها نخب مفكرة وأنها ساهمت في الدعوة إلى الإسلام مع أنها لم تدع إلى الإسلام عبر هذه الحملات وإنما من لحظة انضمامها لها أصبح أكبر همها كسب ود النخب الفكرية في الغرب والتثقف بثقافتها، والدعوة إلى إسلام غربي غير الإسلام الذي نعرفه كما حصل في كأس العالم لكرة القدم عام 2022 في قطر، حيث برز فيه تعليق يافطات في الدوحة تدعو إلى شرب الخمر باعتدال! ولعل هذا هو معنى الإسلام المعتدل عند نظام قطر ومن وراءه طبعا.

وبهذا لا يخرج هذا المؤتمر عن سياق ما يسمى "الحوار بين الحضارات"، وعن هذا يقول حزب التحرير في كتابه حتمية صراع الحضارات في آخر جزء من قسم مفهوم الحوار بين الحضارات ما نصه:

 "ومن مجموع هذه النقول يمكن أن نبلور مدلول هذا الاصطلاح بما يلي:

أولا: التساوي والتكافؤ بين الأديان وبين الحضارات، وعدم التفاضل بين دين ودين أو حضارة وحضارة.

ثانيا: قبول الآخر كما هو، واستكشافه دون إصدار أحكام ضده، بل إدراك ومعرفة ما عنده دون قيد أو شرط.

ثالثا: الغرض من الحوار بين الحضارات هو التفاعل لإيجاد بديل حضاري أرقى عن طريق استلهام ما هو مشترك وإنساني ما يؤدي إلى تقدم الحضارات وازدهارها، ونشر السلام. والغرض من الحوار بين الأديان هو الحيلولة دون دخول الإسلام حلبة الصراع.

وهذه المفاهيم كلها تخالف الإسلام مخالفة تامة، وليس فيها مفهوم واحد له دليل أو شبهة دليل، فهي ليست من الإسلام، بل كلها تمويه وتضليل، وخطورتها على الإسلام مؤكدة". انتهى الاقتباس

وطالما بقي حملة الدعوة يعملون ويسهرون على أن تكون مفاهيم الإسلام متجذرة عند الأمة، ومنها العلاقة بين العقيدة والحكم الشرعي، ومنها بيان أن الأحكام الشرعية لم تترك ناحية من نواحي الحياة إلا صاغت الحياة بها، سواء كل تشريعات الدولة في الداخل أو حتى العلاقة مع الكفار، فلن يجد مؤتمر جورج تاون الذي يعقد في الدوحة قطر ما يجنيه سوى الشوك واليأس من المسلمين عموما.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

نزار جمال

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı