مؤتمر إسطنبول 2017 كمؤتمر القمة العربي 1964
مؤتمر إسطنبول 2017 كمؤتمر القمة العربي 1964

أعلنت القمة الطارئة لمنظمة التعاون الإسلامي، اليوم الأربعاء، في تركيا اعترافها بـ(القدس الشرقية) عاصمة لدولة فلسطينية، وذلك ردا على اعتراف أمريكا بالقدس عاصمة لكيان يهود. وجاء في بيان القمة نقلا عن وكالة الأنباء التركية "الأناضول" اليوم الأربعاء: "نعلن اعترافنا بدولة فلسطين وعاصمتها (القدس الشرقية)". وكان قد تم عقد القمة الطارئة للمنظمة ردا على إعلان الرئيس الأمريكي دونالد ترامب لقراره بالاعتراف بالقدس عاصمة لكيان يهود ونقل السفارة الأمريكية لها. (هسبريس). "بتصرف بسيط"

0:00 0:00
Speed:
December 14, 2017

مؤتمر إسطنبول 2017 كمؤتمر القمة العربي 1964

مؤتمر إسطنبول 2017 كمؤتمر القمة العربي 1964

الخبر الأول:

أعلنت القمة الطارئة لمنظمة التعاون الإسلامي، اليوم الأربعاء، في تركيا اعترافها بـ(القدس الشرقية) عاصمة لدولة فلسطينية، وذلك ردا على اعتراف أمريكا بالقدس عاصمة لكيان يهود.

وجاء في بيان القمة نقلا عن وكالة الأنباء التركية "الأناضول" اليوم الأربعاء: "نعلن اعترافنا بدولة فلسطين وعاصمتها (القدس الشرقية)".

وكان قد تم عقد القمة الطارئة للمنظمة ردا على إعلان الرئيس الأمريكي دونالد ترامب لقراره بالاعتراف بالقدس عاصمة لكيان يهود ونقل السفارة الأمريكية لها. (هسبريس). "بتصرف بسيط"

الخبر الثاني:

أكد مجلس وزراء الخارجية أن (القدس الشرقية) هي عاصمة الدولة الفلسطينية "التي لن يتحقق الأمن والاستقرار والسلام في المنطقة إلا بقيامها حرة مستقلة ذات سيادة على خطوط الرابع من حزيران/يونيو 1967، وفق قرارات الشرعية الدولية ذات الصلة ومبادرة السلام العربية". (العربية نت)

التعليق:

ما أشبهَ الليلةَ بالبارحة! قبل ثلاث وخمسين سنة، أي في سنة 1964 تداعى زعماء أعضاء الجامعة العربية إلى القاهرة بناء على دعوة الهالك جمال عبد الناصر للرد على مشروع كيان يهود بحفر قناة بين البحرين الأحمر والميت، فخرجوا بقرار إنشاء منظمة التحرير الفلسطينية، بحجة تمثيل أهل فلسطين في المحافل الدولية - على حد زعمهم - والحقيقة التي ظهرت بعد ذلك أن تقوم منظمة التحرير بالاعتراف بكيان يهود باسم أهل فلسطين، وإن كان ذلك قد تم بالتدريج لسهولة تمريره على الأمة، ففي عام 1974 تبنت منظمة التحرير الفلسطينية مشروع دولة ديمقراطية علمانية في فلسطين، وفي عام 1988 تبنت المنظمة رسمياً خيار الدولتين، والعيش جنباً إلى جنب مع يهود في دويلة فلسطينية عاصمتها (القدس الشرقية) (الحل الأمريكي)، وانعقدت بعدها اتفاقات أوسلو، وفي عام 1993 اعترف الهالك ياسر عرفات رسمياً بكيان يهود، في رسالة إلى إسحاق رابين رئيس وزراء ذلك الكيان المسخ آنذاك، وقام ذلك الكيان بمبادلته الاعتراف بالمنظمة ممثلاً شرعياً ووحيداً لأهل فلسطين، نتج عنها سلطة حكم ذاتي في الضفة الغربية وقطاع غزة... وهكذا كان رد حكام العرب على مشروع كيان يهود...

واليوم تداعى وزراء الخارجية العرب، وتداعى قادة البلاد الإسلامية، للرد على قرار ترامب الأخير بالاعتراف بالقدس عاصمة لكيان يهود، وهذا هو ردهم: تحويل القضية من احتلال يهود لأرض المسلمين إلى قضية (القدس الشرقية والقدس الغربية)، أي إقرار ليهود بحق لهم في فلسطين، وتنفيذ من هؤلاء الحكام للمشروع الأمريكي لحل قضية فلسطين، حل الدولتين، فبئس المجتمِعون من وزراء الخارجية العرب، وبئس المجتمِعون من حكام بلاد المسلمين، وبئست الوفود المشاركةُ في مؤتمرهم المشؤوم ذاك... فما أشبه مؤتمراتهم هذه بمؤتمرات الستينات وما بعدها...

إن قضية فلسطين هي قضية الأمة الإسلامية، وليست قضية أهل فلسطين وحسب، وليست قضية العرب وحسبُ، ولن يردّ على احتلال يهود لهذه الأرض المقدسة؛ وعلى قرارات الدول الكبرى إلا جيوش جرارة أولها عندهم وآخرها عندنا كما قال هارون الرشيد رحمه الله، وهذه لن تكون إلا بدولة الخلافة الثانية على منهاج النبوة العائدة قريباً بإذن الله التي يعمل حزب التحرير لإقامتها في بلاد المسلمين بعد اقتلاع أولئك الحكام المتآمرين على الأمة من جذورهم بإذن الله القويّ العزيز.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

خليفة محمد – الأردن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı