مولي في تزور الخرطوم قبل بدء الحوار السوداني
مولي في تزور الخرطوم قبل بدء الحوار السوداني

الخبر: اعلنت وزارة الخارجية الأمريكية أمس فى بيان صحفي أن مساعدة وزير الخارجية الأمريكي للشئون الأفريقية مولي في ستزور السودان في الفترة من الخامس للتاسع من شهر حزيران/يونيو الجاري لدعم العملية التي يقودها السودانيون لحل الأزمة السياسية التي تشهدها البلاد بتسهيل من بعثة الأمم المتحدة المتكاملة لدعم الانتقال في السودان والاتحاد الأفريقى ومنظمة الإيقاد. وأشار البيان إلى أن المسؤولة الأمريكية ستلتقي خلال وجودها في السودان بقطاع واسع من أصحاب المصلحة والفاعلين السياسيين السودانيين وحثهم لاغتنام الفرصة التي توفرها العملية التي تقوم بتسهيلها الآلية الثلاثية المكونة من الأمم المتحدة والاتحاد الأفريقي والإيقاد لاستعادة الانتقال الديمقراطي والاستقرار الاقتصادي ودعم السلام. (وكالة السودان للأنباء 5 حزيران/يونيو2022م).

0:00 0:00
Speed:
June 08, 2022

مولي في تزور الخرطوم قبل بدء الحوار السوداني

مولي في تزور الخرطوم قبل بدء الحوار السوداني

الخبر:

اعلنت وزارة الخارجية الأمريكية أمس فى بيان صحفي أن مساعدة وزير الخارجية الأمريكي للشئون الأفريقية مولي في ستزور السودان في الفترة من الخامس للتاسع من شهر حزيران/يونيو الجاري لدعم العملية التي يقودها السودانيون لحل الأزمة السياسية التي تشهدها البلاد بتسهيل من بعثة الأمم المتحدة المتكاملة لدعم الانتقال في السودان والاتحاد الأفريقي ومنظمة الإيقاد. وأشار البيان إلى أن المسؤولة الأمريكية ستلتقي خلال وجودها في السودان بقطاع واسع من أصحاب المصلحة والفاعلين السياسيين السودانيين وحثهم لاغتنام الفرصة التي توفرها العملية التي تقوم بتسهيلها الآلية الثلاثية المكونة من الأمم المتحدة والاتحاد الأفريقي والإيقاد لاستعادة الانتقال الديمقراطي والاستقرار الاقتصادي ودعم السلام. (وكالة السودان للأنباء 5 حزيران/يونيو2022م).

التعليق:

ما تدخل الغرب في بلد إلا وحوله إلى أرض نزاعات، وهذا ما تأسست عليه سياستهم الاستعمارية التي تصطاد في الماء العكر! فقد كتب وود وزير الخارجية البريطاني في خطاب إلى اللورد الجن، الحاكم العام للهند في 1882م – 1883: "لقد حافظنا على سلطتنا على الهند بتأليب طرف على آخر وينبغي أن نستمر في القيام بذلك، ومن ثمّ يتعيّن أن تفعل كلّ ما في وسعك للحيلولة دون أن يتبنّى الجميع مشاعر مشتركة". وكتب الفيكونت روس، وزير الدولة البريطانية، في رسالة لنائب ملك بريطانيا اللورد دوفرن فيقول: "التقسيم للمشاعر الدينية يحقق الكثير لمصلحتنا".

تدخل سافر في شؤون هذا البلد الذي لا يملك القائمون على أمره قرارهم فيفتحون المجال لدول الغرب الرأسمالية الاستعمارية التي لا تقيم وزنا لإصلاح حال الآخرين بل أثبت التاريخ أنها تؤجج الصراعات وتفتعلها خدمة لمصالحها، وأقرب مثال في اليمن وسوريا، فماذا فعلت دول الغرب وبعثاتها ومبعوثوها غير الصراع على المصالح وإيقاع البلد المتصارَع عليه في دوامة الحروب والنزاعات؟!

قطعا لن تحل مشاكل أهل السودان بتدخل أمريكا التي كانت على مدى عقود مسيطرة على الحكم وما زالت عبر عملائها فوقع السودان في حالة الاهتراء الداخلي والتشظي التي بدأت بمحادثات وحوارات مع متمردي جنوب السودان فكانت النتيجة تغليب أصوات الضجيج والرأي السمج، بل وصل إلى إمضاء اتفاقية نيفاشا قسرا وغصبا عن وفد الحكومة المفاوض، وما جنى ساستنا إلا صناعة إنجازات الآخرين على نزاعاتنا في قلب بلادنا، وأمريكا والغرب يصفقون بكلتا أيديهم على عمالة وغباء ساستنا! وها هم يدعمون جنوب السودان بالمال والدعم اللوجستي، يقول أحد حكماء الاستراتيجية الصينية: "أسهل طريقة لهزيمة عدوك، أن تجعله يستعمل سلاحه ضد نفسه وأن تورطه في أخطاء مدمرة لقوته".

لم يحل الغرب أزمة سياسية في أي بلد تدخل فيها بل كلما تدخل غذى النزاعات والفتن الداخلية مستغلاً مرض ساسة المسلمين اليوم وهو حب الرئاسة والزعامة، وخلف الكواليس أطراف خفيّة؛ الغرب وأدواته يحركون الخلافات والنزاعات، وقد يكون من أطراف النزاع أنفسهم من ظاهره القوة والبطولة غير أنّه مخترق من فئة تعمل مع الغرب، فهو مرتبط بالغرب يعمل بأوامره أو أنّه غبي يعمل بظنّه إقامة شيء يُزيح تدخل الغرب السافر، غير أنّه يضع موطئ القدم ويكون سبباً بأعمال وطّدت إقامة أمريكا نفوذها على ظهره، لذلك كانت سبباً في تقوية نفوذ الكافر لا خدمة له.

بعد أحداث 11 أيلول/سبتمبر قال هنري كيسنجر وزير الخارجية الأمريكي الأسبق "إن الصراع التالي سيكون بين المسلمين أنفسهم"، وهو بهذا يُشعر بشيء يدور في الخفاء أنّ ثمّة جوانب ستُصنع لإدارة النزاعات وتغذية الصراعات؛ وإلاّ فإنّ الطبيعي أن تكون المواجهة بين الغرب الذي يظهر كل يوم على حقيقته الاستعمارية وبين البلاد المستعمرة، فما الذي يُحوّل بوصلة الصراع، ويُدير دفّته لتتركز بين أبناء البلاد؟ وشهد شاهد أمريكى آخر على خبث سياستهم تجاه بلاد المسلمين؛ ريتشارد نيكسون إذ قال: "إن رياح التغيير في العالم الثالث تكتسب قوة العاصفة، ونحن لا نستطيع إيقافها لكننا نستطيع أن نساعد في تغيير اتجاهها".

ألا تستطيع أمة الإسلام قلب الطاولة على الجميع وإقامة شرع الله في دولة خلافة راشدة تقضي على مخططات الغرب السياسية القذرة؟!

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

غادة عبد الجبار (أم أواب) – ولاية السودان

#بالخلافة_نقتلع_نفوذ_الكافر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı