مظاهرة تضامنية في ماليزيا مع استمرار تدهور الوضع في غزة
مظاهرة تضامنية في ماليزيا مع استمرار تدهور الوضع في غزة

الخبر: إنّ الوضع في غزة يزداد سوءاً، حيث يواصل كيان يهود غير الشرعي هجماته، ما أسفر عن استشهاد أكثر من 37 ألف شخص، وإصابة أكثر من 82 ألفاً آخرين. ومن المعروف على نطاق واسع أنه لم تعد هناك أماكن آمنة حقاً لسكان غزة للجوء إليها من هجمات كيان يهود غير الشرعي. والآن يضّطر جميع المسلمين تقريباً في غزة إلى الفرار من منازلهم، بحثاً عن مأوى في أقصى الجنوب حتى رفح، بالقرب من الحدود المصرية. ...

0:00 0:00
Speed:
June 29, 2024

مظاهرة تضامنية في ماليزيا مع استمرار تدهور الوضع في غزة

مظاهرة تضامنية في ماليزيا مع استمرار تدهور الوضع في غزة

(مترجم)

الخبر:

إنّ الوضع في غزة يزداد سوءاً، حيث يواصل كيان يهود غير الشرعي هجماته، ما أسفر عن استشهاد أكثر من 37 ألف شخص، وإصابة أكثر من 82 ألفاً آخرين. ومن المعروف على نطاق واسع أنه لم تعد هناك أماكن آمنة حقاً لسكان غزة للجوء إليها من هجمات كيان يهود غير الشرعي. والآن يضّطر جميع المسلمين تقريباً في غزة إلى الفرار من منازلهم، بحثاً عن مأوى في أقصى الجنوب حتى رفح، بالقرب من الحدود المصرية. وعلى الرّغم من إصدار الأمم المتحدة قراراً يدعو إلى وقف إطلاق النار، فإن كيان يهود يواصل هجماته بلا هوادة.

ونظراً للوضع المروّع الذي يواجهه المسلمون في غزة وفلسطين بشكل عام، نظّم حزب التحرير في ماليزيا مظاهرات سلمية أمام السفارات المصرية والأردنية والأمريكية يومي 14 و21 حزيران/يونيو، تضامناً مع إخواننا وأخواتنا في فلسطين. وقد نظّمت المظاهرات للضغط على مصر والأردن لإرسال الجيوش لوقف الإبادة الجماعية وتحذير الأمريكيين من العقوبة من الخلافة القادمة قريبا بإذن الله.

التعليق:

إن ما يقرب من 1.7 مليون من سكان غزة يعيشون في خُمس مساحة جنوب قطاع غزة. وما زالت هذه المنطقة، المخصّصة لأغراض إنسانية، تفتقر إلى الضروريات الأساسية، وما زال الآلاف من سكان غزة يُقتَلون بلا رحمة على يد قوات الاحتلال. وفي الوقت نفسه، تواصل الولايات المتحدة التركيز على البلدان المحيطة بكيان يهود لضمان عدم تدخل جيوشها في الصّراع في غزة. إن الولايات المتحدة تدرك مدى هشاشة الوضع، الذي قد يتغير بشكل غير متوقع في أي وقت. فقد استمرّت هذه الإبادة الجماعية لمدة ثمانية أشهر، ولكن كيان يهود غير الشرعي، بدعم كامل من الولايات المتحدة، لم يحقق أهدافه بعد، ويواجه مقاومة عنيفة من جانب المقاتلين المسلمين غير المجهّزين في غزة. تخيلوا ماذا سيحدث لو تدخلت جيوش بلاد المسلمين المجاورة لفلسطين للدفاع عن سكان غزة! ولكن من المحبط للغاية أن يكون ردّ فعل المسلمين على الإبادة الجماعية في غزة فاتراً في أفضل الأحوال، مقارنةً بأفعال قسم كبير من المجتمع الغربي. والحقيقة أن المسلمين لا بد أن يظهروا دفاعاً أعظم عن مسلمي غزة. فأهل غزة هم إخوانهم في الدّين، وغزة جزءٌ من أرض المسلمين. والإجراء الأكثر أهمية الذي ينبغي على المسلمين في جميع أنحاء العالم أن يتخذوه هو الضغط على حكّامهم، خاصةً أولئك الذين يسكنون بالقرب من فلسطين، لإرسال قوات عسكرية على الفور للدفاع عن المسلمين في فلسطين وحمايتهم، مع الاستمرار في الدعاء. إن التاريخ يثبت كيف دافع الخلفاء والمحاربون السابقون عن المسلمين بالقوة العسكرية، وحلّوا مثل هذه القضايا بشكل حاسم. واليوم يحتاج المسلمون بشدة إلى "المعتصم" الذي يقود جيشه للدفاع عن المسلمين.

وبموجب المذكّرة التي سلمت إلى سفارتي مصر والأردن، فإن المسلمين في مختلف أنحاء العالم، وخاصةً في ماليزيا، يجب عليهم أن يقوموا بالإجراءات التالية كجهود كبيرة بالإضافة إلى الجهود الجارية الأخرى:

1- حثّ جيوش المسلمين والضغط المستمر على حكام المسلمين، وخاصةً في مصر والأردن والسعودية وتركيا، لتعبئة جيوشهم. يجب على هؤلاء الحكام أن يحرّروا أنفسهم من النفوذ الأمريكي وأن يكفّوا عن أن يكونوا دمىً في أيديها، وعن خداع المسلمين. إن هؤلاء الحكام الخونة يشهدون بأعينهم الإبادة الجماعية لسكان غزة، ويسمعون صراخهم، ويشاهدون طردهم ومعاناة أطفالهم ونسائهم. يجب حثّهم على حشد جيوش الأمة الإسلامية لإنقاذ مسلمي غزة من الإبادة الجماعية، وتحرير فلسطين وتحرير أنفسهم من الألعاب السياسية الأمريكية.

2- دعوة الحكام إلى التصرف بحزم من خلال إرسال الجيوش والضغط بقوة على نظرائهم لتعبئة جيوش المسلمين إلى فلسطين. كفى تفرجا سلبيا ومتابعة عمياء للولايات المتحدة، ما أدى إلى التقاعس عن إنقاذ مسلمي فلسطين. لقد حان الوقت لحكام المسلمين في جميع أنحاء العالم، بما في ذلك ماليزيا، أن يكفوا عن تجاهل فلسطين، التي سُلبت كرامتها وشرفها منذ عام 1948.

3- حثّ علماء الدين على إصدار فتاوى الجهاد للدفاع عن فلسطين. إن دعوات هؤلاء العلماء هي لتذكير الحكام والضغط عليهم لاتخاذ إجراءات عملية وقيادة المسلمين للنهوض واتخاذ خطوات فعالة لإنهاء المعاناة والقتل في فلسطين.

4- دعوة جميع المسلمين من خلال الأحزاب السياسية أو المنظمات غير الحكومية أو الأفراد إلى اتخاذ المزيد من الإجراءات العملية جنباً إلى جنب مع العلماء المخلصين للدفاع عن مسلمي غزة. ويشمل ذلك التظاهر أمام سفارات الدول ذات الأغلبية المسلمة القريبة من فلسطين للضّغط على قادتهم لقطع العلاقات مع الولايات المتحدة وحلفائها. وحثّ المسلمين على النّهوض وممارسة أي شكل من أشكال الضغط، في حدود الشريعة، بشكل مستمر، وخاصةً على الحكام العرب والأتراك حتى يحشدوا جيوشهم للدفاع عن مسلمي فلسطين.

يجب على المسلمين أن يتحركوا لإظهار الحلّ الحقيقي لحلّ العدوان على غزة، وهو الجهاد في سبيل الله. إذا استمر حكام المسلمين في هذا التراخي فإن سقوطهم سيكون وشيكاً، وستعلن الخلافة القادمة الجهاد ضد كيان يهود المجرم بلا أدنى شك!

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

د. محمد – ماليزيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı