نسمع جعجعة ولا نرى طحنا!!
نسمع جعجعة ولا نرى طحنا!!

الخبر: أكدت طهران يوم الأربعاء الموافق 2024/8/7م أن جيشها يجهز منطقة الدفاعات الجوية شرقي البلاد بأنظمة صاروخية ورادارية ومسيرات وسط توقعات برد إيراني بعد اغتيال رئيس المكتب السياسي لحركة المقاومة الإسلامية حماس إسماعيل هنية في طهران، وقال قائد القوات الجوية بالجيش الإيراني حميد واحدي: "إن إيران ليس لديها خيار سوى الاستعداد وتنمية قدراتها العسكرية للدفاع عن أراضيها"، وأوضح أن بلاده تجري استعداداتها العسكرية، وأضاف "نتابع جديا تعزيز قدراتها وتحسينها لمواجهة كل أنواع التهديدات"، وقال واحدي: "إن الكيان الصهيوني والولايات المتحدة هما مصدر المصائب في منطقتنا والعالم"، ويأتي ذلك وسط التوتر المتصاعد في المنطقة بعد اغتيال إسماعيل هنية في طهران والقائد العسكري البارز فؤاد شكر في لبنان، وقال قائد الحرس الثوري الإيراني حسين سلامي في كلمة له في طهران بمناسبة يوم الصحفي: "إن (إسرائيل) عندما ستتلقى الضربة في المكان والزمان المناسبين ستعرف أنها أخطأت في حساباتها". (الجزيرة)

0:00 0:00
Speed:
August 15, 2024

نسمع جعجعة ولا نرى طحنا!!

نسمع جعجعة ولا نرى طحنا!!

الخبر:

أكدت طهران يوم الأربعاء الموافق 2024/8/7م أن جيشها يجهز منطقة الدفاعات الجوية شرقي البلاد بأنظمة صاروخية ورادارية ومسيرات وسط توقعات برد إيراني بعد اغتيال رئيس المكتب السياسي لحركة المقاومة الإسلامية حماس إسماعيل هنية في طهران، وقال قائد القوات الجوية بالجيش الإيراني حميد واحدي: "إن إيران ليس لديها خيار سوى الاستعداد وتنمية قدراتها العسكرية للدفاع عن أراضيها"، وأوضح أن بلاده تجري استعداداتها العسكرية، وأضاف "نتابع جديا تعزيز قدراتها وتحسينها لمواجهة كل أنواع التهديدات"، وقال واحدي: "إن الكيان الصهيوني والولايات المتحدة هما مصدر المصائب في منطقتنا والعالم"، ويأتي ذلك وسط التوتر المتصاعد في المنطقة بعد اغتيال إسماعيل هنية في طهران والقائد العسكري البارز فؤاد شكر في لبنان، وقال قائد الحرس الثوري الإيراني حسين سلامي في كلمة له في طهران بمناسبة يوم الصحفي: "إن (إسرائيل) عندما ستتلقى الضربة في المكان والزمان المناسبين ستعرف أنها أخطأت في حساباتها". (الجزيرة)

التعليق:

كان العرب في الجاهلية قبل الإسلام يسود لديهم عرف بأن من أجار أحدا أعلن ذلك فلا يستطيع أحد أن يتعرض له بسوء، فقد كان الصحابي الجليل عثمان بن مظعون رضي الله عنه في جوار الوليد بن المغيرة لا يتعرض له أحد بسوء بينما كان بقية المسلمين يعذبون ويهجرون إلى أن طلب من الوليد بن المغيرة رد جواره إليه لما رأى بقية المسلمين يعذبون، والوليد بن المغيرة هو من هو في عدائه للإسلام والمسلمين، إلا أن هذا كان عرفا سائداً لدى قبائل العرب قبل الإسلام لا يجرؤ أحد على مخالفته. وكذلك عندما استجار الرسول محمد ﷺ بالمطعم بن عدي عندما ذهب إلى الطائف يطلب النصرة منهم فأغروا به صبيانهم وسفهاءهم ورموه بالحجارة فلم يستطع أن يدخل مكة إلا بجوار المطعم بن عدي وكان مشركا، فجمع المطعم أولاده وطاف بالبيت وأعلن جواره لرسول الله ﷺ. وقد جاء الإسلام وشرع الجوار حتى للمشركين فقال تعالى: ﴿وَإِنْ أَحَدٌ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّى يَسْمَعَ كَلاَمَ اللهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَّ يَعْلَمُونَ﴾.

أما هذه الأنظمة الحاكمة في بلاد المسلمين والتي تسلطت على رقاب الأمة بعد ذهاب دولتها؛ دولة الخلافة الإسلامية، فإنها لا ترد لامساً، بل هي شديدة على شعوبها ذليلة على أعدائها؛ فالنظام الإيراني قام بإسقاط أربع عواصم عربية وهي بغداد ودمشق وبيروت وصنعاء خدمة لعدوة الإسلام أمريكا، وساعدها في احتلال أفغانستان، وعندما يتعرض علماؤه النوويون وقادته العسكريون إلى عملية اغتيال يلتزم الصمت، أو يقوم برد صوري!

وهذا نظام بشار الأسد المجرم الذي استقدم كل قوى الأرض لتحميه من ثورة أهل الشام المباركة واستخدم السلاح الكيمياوي ضد أهل الشام والبراميل المتفجرة وقتل وهجر الملايين، وعندما يتعرض لضربة من كيان يهود يقول نحن نحتفظ بحق الرد!

وكذلك النظام في بلدنا العراق عندما قامت الطائرات الأمريكية بقصف قوات الحشد الشعبي في جرف الصخر في محافظة بابل وقتلت منهم أربعة، ولو كان الفعل من أحد من أهل البلاد لقامت الدنيا ولم تقعد ولتمّ اتهامه وفق المادة أربعة إرهاب، أما أن يقوم المحتل الأمريكي بهذا الفعل فلا يقوم النظام العميل بالرد المناسب مع أن عدد قوات الحشد الشعبي مئة وخمسون ألف مقاتل وعدد القوات الأمريكية الموجودة في العراق ألفان وخمسمائة مقاتل! ما يدل على مدى الهوان والذل الذي وصلت إليه هذه الأنظمة الحاكمة في بلاد المسلمين.

أما النظام التركي فيقوم بإرسال جيشه لمقاتلة الأكراد شمال العراق ولحماية نظام بشار المجرم في بلاد الشام خدمة للمصالح الأمريكية، ويقوم بإرسال طائرات بيرقدار إلى أوكرانيا ولا يرسلها إلى أهل غزة لإنقاذهم من قصف كيان يهود، ويكتفي بالجعجعات الإعلامية والقيام بالمظاهرات تنفيسا لمشاعر الأمة!

وكذلك النظام في الأردن لم يكتف بعدم إرسال الجيش لنصرة إخواننا في غزة بل وقف حارسا للحدود مع الكيان المحتل ومنع المتطوعين من الدخول إلى فلسطين لنصرة إخوانهم المحاصرين الذين يتعرضون للقصف والتجويع والتعطيش!

وهذا النظام المصري وهو على بعد أمتار من أهلنا في غزة يقف موقف المتفرج ولا يحرك ساكنا لنصرتهم وإغاثتهم من كيان يهود المحتل لأراضي المسلمين بل يقوم بالوساطة بين كيان يهود وحركة حماس لإطلاق أسرى يهود! ما يدل على أن هذه الأنظمة هي مجرد أنظمة وظيفية تقوم بدور محدد لها من قبل أسيادها الغربيين وعلى رأسهم رأس الشر أمريكا المجرمة.

إن على قوى الأمة الإسلامية وعلى رأسها أهل القوة والمنعة من جيوش المسلمين التحرك فورا للإطاحة بهذه الأنظمة وتسليم السلطة إلى المخلصين من أبناء الأمة، لاستئناف الحياة الإسلامية بإقامة دولة الخلافة على منهاج النبوة، التي تحرر البلاد الإسلامية المحتلة وتنقذ أهل غزة وبلاد الشام وتركستان الشرقية وكشمير وبورما والسودان والبشرية جمعاء من ظلم وجور النظام الرأسمالي، وتعيد إلى البشرية عزتها كرامتها، وتملأ الأرض قسطا وعدلا بعد أن مُلئت ظلما وجورا وما ذلك على الله بعزيز.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

صديق عبد الستار – ولاية العراق

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı