نظام إمام علي رحمون في طاجيكستان يُعلن الحرب على لباس المرأة المسلمة (مترجم)
نظام إمام علي رحمون في طاجيكستان يُعلن الحرب على لباس المرأة المسلمة (مترجم)

الخبر: في السابع والعشرين من كانون الثاني/يناير 2017، صرحت إيديجول كوسيم زودا رئيسة لجنة شؤون المرأة والأسرة في حكومة جمهورية طاجيكستان في مؤتمر صحفي بأن اللجنة بالتعاون مع أجهزة إنفاذ القانون تشن مداهمات تهدف إلى العثور على "النساء اللاتي يرتدين لباسا غير طاجيكي، يعتبر غريبا عن ثقافتنا". واتهمت رئيسة اللجنة أيضًا النساء اللاتي يرتدين اللباس الشرعي بأنهن ينشرن الفجور، فقالت: "لقد شاهدنا بشكل شخصي نساء يرتدين اللباس الشرعي كُنَّ يعملن بالقوادة. رأيت ذلك بأم عيني. وكنت مشمئزة للغاية." وأضافت "عندما تلتزم النساء بمبادئ غريبة عن طاجيكستان فإن الفجور يصبح عندهن أيضا أمرا طبيعيا".

0:00 0:00
Speed:
April 09, 2017

نظام إمام علي رحمون في طاجيكستان يُعلن الحرب على لباس المرأة المسلمة (مترجم)

نظام إمام علي رحمون في طاجيكستان يُعلن الحرب على لباس المرأة المسلمة

(مترجم)

الخبر:

في السابع والعشرين من كانون الثاني/يناير 2017، صرحت إيديجول كوسيم زودا رئيسة لجنة شؤون المرأة والأسرة في حكومة جمهورية طاجيكستان في مؤتمر صحفي بأن اللجنة بالتعاون مع أجهزة إنفاذ القانون تشن مداهمات تهدف إلى العثور على "النساء اللاتي يرتدين لباسا غير طاجيكي، يعتبر غريبا عن ثقافتنا".

واتهمت رئيسة اللجنة أيضًا النساء اللاتي يرتدين اللباس الشرعي بأنهن ينشرن الفجور، فقالت: "لقد شاهدنا بشكل شخصي نساء يرتدين اللباس الشرعي كُنَّ يعملن بالقوادة. رأيت ذلك بأم عيني. وكنت مشمئزة للغاية." وأضافت "عندما تلتزم النساء بمبادئ غريبة عن طاجيكستان فإن الفجور يصبح عندهن أيضا أمرا طبيعيا".

التعليق:

لا يخفي نظام إمام علي رحمون عداوته الصريحة ضد إعادة إحياء الإسلام في طاجيكستان. وعلى مدار عقدين من الحكم، كانوا يسقطون القناع الواحد تلو الآخر عامًا بعد عام في محاربتهم للدين، والآن ها قد بدؤوا بالفعل بتوجيه شتائم صريحة للمرأة الطاجيكية.

وتجدر الإشارة إلى أن كوسيم زودا ليست المسؤول الأول في الدولة الذي يهاجم علنا اللباس الإسلامي للمرأة. ففي وقت سابق، أدلى وزير التعليم السابق وهو في الوقت ذاته صهر الرئيس عبد الجبار رحمون زودا ببيان حاد اللهجة لطالبات ترتدين اللباس الشرعي أثناء زيارته لصالة حفلات الجامعة الطاجيكية الوطنية. "اطردوا الآباء الذين يرتدون اللباس الشرعي! وأبناءهم كذلك! دعوا الملالي الذين يأمرونكم بارتداء اللباس الشرعي هم من يعلم أبناءكم. لماذا لا تمتثلون لقوانيننا، ومن ثم تحضرون أبناءكم لنا؟ أرسلوهم إلى إيران إذن". هذا ما قاله الوزير حينها.

حتى إن الرئيس إمام علي رحمون بنفسه، قال مخاطبا الطلبة في الجامعة الطاجيكية الوطنية في الأول من أيلول/سبتمبر 2010: "عند مشاهدتي للشباب، وفي الغالب الفتيات والنساء في شوارع العاصمة، أرى بأن بعضهن يرتدين نمط لباس بلاد أخرى. إن كنتِ معجبة بنمط لباس بلد آخر، إذن سأرسلك إليه".

هل هم حقا يعتبرون الإسلام دينا غريبا عن الشعب الطاجيكي؟ أي لباس كانت أمهات وجدات النساء الطاجيكيات الحاليات يرتدين؟

للإجابة على هذه الأسئلة، لا بد أن نوضح ما يلي:

  1. حتى الآن، يبلغ عدد سكان طاجيكستان أكثر من 8 ملايين نسمة، 98% منهم مسلمون. دخل الإسلام بلاد آسيا الوسطى (بما في ذلك طاجيكستان) نتيجة لحملة القائد الشهير قتيبة بن مسلم في القرن السابع الميلادي. ومنذ ذلك الحين، دخلت شعوب المنطقة الإسلام ولم تتخل عنه حتى بعد احتلال روسيا القيصرية، وما بعد ذلك من طغيان الاتحاد السوفييتي الملحد الذي استمر 70 عاما.
  2. أما بالنسبة للباس نساء طاجيكستان، فقد كان دومًا إسلاميًا. وقد كتبت أولغا سوخاريفا، الإثنوغرافية السوفييتية الشهيرة واصفةً ملابس نساء طاجيكستان في كتابها الذي نشر عام 1979 "أزياء شعوب آسيا الوسطى" بأنها كانت "فساتين طويلة فضفاضة إلى الكعبين مع أكمام طويلة لليدين، وغطاء رأس عبارة عن وشاح طويل يغطي الشعر ويتدلى للمرفقين".

ولذلك، فإن تصريحات إيديجول كوسيم زودا بأن اللباس الشرعي يتعارض مع تقاليد الشعب الطاجيكي غير صحيحة على الإطلاق. على العكس من ذلك، هي تحاول تشويه وتحريف تاريخ الشعب، وتسعى إلى إدخال الأفكار العلمانية الغربية عنا والمتشبهة بلباس الكفار.

وهكذا، فإن الحاصل في طاجيكستان اليوم هو صراع مقصود موجه ضد ارتداء اللباس الشرعي للمرأة المسلمة. كل ذلك عبر دعاية قومية كاذبة واضطهاد للنساء اللاتي يرتدين اللباس الشرعي. نظام إمام علي رحمون يحاول التأثير في الرأي العام، ويسعى إلى حمل الناس على ترك شرائع الإسلام.

يقول الله جل وعلا: ﴿يُرِيدُونَ أَنْ يُطْفِئُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللَّهُ إِلَّا أَنْ يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عمر فارسي

إعداد وحدة الإنتاج الفني في المناطق الناطقة بالروسية


التابعة للمكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı