قادة الجالية المسلمة في ميشيغان يتعهدون بدعم ترامب في الانتخابات الأمريكية
قادة الجالية المسلمة في ميشيغان يتعهدون بدعم ترامب في الانتخابات الأمريكية

نشر موقع الجزيرة نت يوم الأحد الماضي الموافق 2024/10/27 خبر حصول ترامب على دعم الجالية المسلمة بولاية ميشيغان الأمريكية، حيث قام بعض أئمة المساجد والمراكز الإسلامية في تلك الولاية ذات التجمع العربي والإسلامي الأكبر في أمريكا بإعلان تأييدهم للمرشح دونالد ترامب خلال تجمع انتخابي أقيم يوم السبت الماضي، وقد علل بلال الزهيري إمام الجامع الكبير في مدينة هامترامك موقف الجالية من تأييد ترامب بقوله: "نتضامن مع ترامب لأنه وعد بالسلام وليس الحرب،

0:00 0:00
Speed:
October 31, 2024

قادة الجالية المسلمة في ميشيغان يتعهدون بدعم ترامب في الانتخابات الأمريكية

قادة الجالية المسلمة في ميشيغان يتعهدون بدعم ترامب في الانتخابات الأمريكية

الخبر:

نشر موقع الجزيرة نت يوم الأحد الماضي الموافق 2024/10/27 خبر حصول ترامب على دعم الجالية المسلمة بولاية ميشيغان الأمريكية، حيث قام بعض أئمة المساجد والمراكز الإسلامية في تلك الولاية ذات التجمع العربي والإسلامي الأكبر في أمريكا بإعلان تأييدهم للمرشح دونالد ترامب خلال تجمع انتخابي أقيم يوم السبت الماضي، وقد علل بلال الزهيري إمام الجامع الكبير في مدينة هامترامك موقف الجالية من تأييد ترامب بقوله: "نتضامن مع ترامب لأنه وعد بالسلام وليس الحرب، وعد بإنهاء الحرب في الشرق الأوسط وأوكرانيا، يجب إيقاف سفك الدماء حول العالم، وأعتقد أن هذا الرجل يستطيع فعل ذلك، ندعم ترامب لأنه ملتزم بالقيم العائلية وملتزم بحماية أطفالنا خاصة في المناهج التعليمية والمدارس".

التعليق:

لا شك أن عدم الوعي السياسي على سياسات الدول، وخاصة الكبرى منها، ومواقفها من الأحداث الجارية في العالم ودورها فيها وأهدافها المعلنة وغير المعلنة، هو مهلكة ما بعدها مهلكة، ولا نبالغ إن قلنا إن مقتل الشعوب قديما وحديثا يكمن في عدم وعيها السياسي، فتنخدع يوما بهذا ويوما بذاك وهم يقودونها لتحقيق مآربهم وأهدافهم ومن ثم ينحرونها كما ينحر الجزار ذبيحته دون شفقة أو رحمة، أما الأمة الإسلامية فقد دفعت أثمانا باهظة وما زالت تدفع نتيجة غياب الوعي السياسي، فكم من زعيم أو عالم وثقت به وهو يقودها إلى الهلاك، فالوعي السياسي هو قارب النجاة للمسلمين أفرادا وجماعات، وفي الخبر أعلاه خير شاهد على قلة الوعي السياسي عند مَن يُفترض فيهم أنهم قادة الجالية المسلمة في ميشيغان، ويفترض فيهم أنهم هم من يقودها إلى بر الأمان فيبصرها بما يحفظ عليها دينها ويحذرها من حبائل الشيطان، إلا أن المشاهد المحسوس أنهم هم أول من وقع في حبائل الشيطان ترامب، فما إن وعدهم بأنه سيحقق لهم بعض المطالب ومنها إيقاف الحرب في الشرق الأوسط وأوكرانيا حتى صدقوه وأعلنوا دعمه في الانتخابات، ونسوا قول الله سبحانه: ﴿يَعِدُهُم وَيُمَنِّيهِم وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيطَانُ إلَّا غُرُورَا﴾.

ولا يخفى على أحد أن من الأمور المتفق عليها بين الحزبين الأمريكيين الديمقراطي والجمهوري هو المحافظة على كيان يهود كيانا قويا في المنطقة ليكون دائما العصا التي تضرب بها أمريكا كل من يقف في وجهها ويتحدى مشاريعها الاستعمارية في المنطقة، فوجود كيان يهود يشكل أكبر مصلحة لأمريكا، ولذلك فإن من الطبيعي أن تقف أمريكا بالمرصاد لكل من يهدد وجود هذا الكيان اللقيط، فهي راعيته وحاميته، ولذلك ومنذ السابع من تشرين الأول/أكتوبر سنة 2023 حتى هذه اللحظة فقد أمدته أمريكا بكافة أنواع الأسلحة وشحنت له السفن الحربية المليئة بالسلاح، وأمدته بقنابل مدمرة تزن الواحدة منها 2000 طن والتي بمقدورها أن تدمر بنايات بأكملها، هذا عدا عن الآلاف من الجنود الرابضين في عرض البحر الأبيض وأيديهم على الزناد يراقبون حرب الإبادة في غزة عن كثب خشية أن تخرج الأمور عن سيطرتها، وطالما أن هناك خطراً يهدد وجود هذا الكيان فإن أمريكا، بغض النظر عن رئيسها جمهوريا كان أم ديمقراطيا، ستقف الموقف ذاته وهو ضرب كل من تسول له نفسه التعرض لهذا الكيان، فعن أي وعود يتحدث من يسمون بقادة الجالية المسلمة في ميشيغان؟ وهل ترامب يحفظ الوعود ويفي بها؟! هل نسي هؤلاء أنه في 15 آب الماضي ظهر ترامب في فعالية مخصصة للناخبين اليهود في نيويورك فكان مما قاله في تلك الفعالية أنه عندما ينظر إلى خريطة الشرق الأوسط، يجد كيان يهود بقعة صغيرة جدا، وقال: "هل من طريقة للحصول على المزيد من المساحات. إنها صغيرة جدا"، وفي الفعالية نفسها قال إنه سيقدم لكيان يهود الدعم الذي يحتاج إليه للانتصار، "لكنني أريدهم أن ينتصروا بسرعة".

جدير بالذكر أن هناك رفضا شديدا بين أبناء الجالية المسلمة في ميشيغان لما قام به إمام الجامع الكبير في مدينة هامترامك من إعلان دعم الجالية لترامب، ولذلك فإن قيام بعض وسائل الإعلام بتصوير أن دعم ترامب في حملته الانتخابية محل اتفاق الجالية المسلمة في ميشيغان هو محض افتراء.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

محمد أبو هشام

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı