قلة الحياء على الفعل القبيح أقبح من الفعل نفسه!
قلة الحياء على الفعل القبيح أقبح من الفعل نفسه!

  الخبر: التقى وزير الخارجية مولود تشاووش أوغلو بوزير الخارجية (الإسرائيلي) يائير لابيد في إطار زيارته لـ(إسرائيل). وعقد الوزيران مؤتمرا صحفيا مشتركا وأدليا فيه ببيان. قال الوزير لبيد "(إسرائيل) بكلمة واحدة تحب تركيا". وقال وزير الخارجية لبيد في خطابه: "(إسرائيل) وتركيا قوتان في المنطقة، والأهم من ذلك دولتان لهما تاريخ طويل ومشترك...

0:00 0:00
Speed:
May 26, 2022

قلة الحياء على الفعل القبيح أقبح من الفعل نفسه!

قلة الحياء على الفعل القبيح أقبح من الفعل نفسه!

الخبر:

التقى وزير الخارجية مولود تشاووش أوغلو بوزير الخارجية (الإسرائيلي) يائير لابيد في إطار زيارته لـ(إسرائيل). وعقد الوزيران مؤتمرا صحفيا مشتركا وأدليا فيه ببيان. قال الوزير لبيد "(إسرائيل) بكلمة واحدة تحب تركيا". وقال وزير الخارجية لبيد في خطابه: "(إسرائيل) وتركيا قوتان في المنطقة، والأهم من ذلك دولتان لهما تاريخ طويل ومشترك... لم ننس أن تركيا كانت أول بلد إسلامي يعترف بـ(إسرائيل) عام 1949. ودائما عرفنا كيف نعود للحوار والتعاون. تعرف الدول ذات التاريخ الطويل دائماً كيفية إغلاق فصل وفتح فصل جديد. هذا ما نفعله هنا اليوم. بعد اتفاق أبراهام، تم إنشاء شراكة قوة جديدة في الشرق الأوسط ضد الإرهاب ومحاولات تقويض الاستقرار. عزيزي الوزير، أقدر زيارتك والمحادثات المثمرة والصادقة التي أجريناها هذا الصباح. اليوم، نطلق إطاراً جديداً لتعزيز العلاقات التي لن تعود بالفائدة علينا فحسب بل لنفيد أطفالنا لسنوات قادمة". (www.sondakika.com 2022/05/25)

التعليق:

هناك بعض الأحداث التي لا يمكن فهمها إلا من خلال متابعة الأخبار عن كثب ويتم اتخاذ قرار بشأنها واتخاذ موقف وفقاً لذلك. لكن هناك بعض الأحداث التي لا تتطلب متابعة جادة للأخبار. لأن الحدث قد ظهر وأصبح مشهوراً لدرجة أنه حتى أولئك الذين لا يتابعون الأخبار يدركون بالتأكيد هذا الحدث بطريقة سمعية. خاصة إذا كان هذا الحدث عبارة عن معلومات مصدرها العقائد التي تشكل حياة المسلمين، فهو حدث معروف بالفعل على وجه اليقين ويجب اتخاذ موقف وفقاً لذلك. كما يعلم الجميع، فإن هذا الحدث هو أن حفنة من الأوغاد اليهود الجبناء يرتكبون الفظائع في فلسطين منذ اغتصابهم لها، ويقتلون بتهور المسلمين الأبرياء في فلسطين، ويدنسون المسجد الأقصى المبارك. والأهم من ذلك أن اليهود وصفهم الله في القرآن بأنهم مفسدون. والواقع أن الله تعالى قال: ﴿فَلَمَّا عَتَوْا عَمَّا نُهُوا عَنْهُ قُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِئِينَ﴾ [الأعراف: 166] فماذا يجب أن يكون موقف المسلم من يهود بعد إذلالهم في القرآن ووحشيتهم في الأرض المباركة؟ لنستمع إلى الجواب من كلام ربنا سبحانه: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ﴾ [المائدة: 51]

الآن دعونا نتفحص كلام وزير خارجية كيان يهود المحتل تجاه وزير الخارجية التركي: يقول يائير لابيد: "(إسرائيل) بكلمة واحدة تحب تركيا". هذا يعني: يا حكام تركيا! علاقتكم بنا بغض النظر عن القرآن الذي تؤمنون به، من خلال تجاهل مشاعر الكراهية التي يشعر بها الشعب التركي المسلم تجاهنا هي علامة على حبكم لنا. لهذا السبب نحبكم أيضاً. لقد أظهرتم هذا الحب بالفعل من خلال كونكم أول بلد إسلامي يعترف بكياننا عام 1949. ويتابع وزير كيان يهود "ودائما عرفنا كيف نعود للحوار والتعاون. تعرف الدول ذات التاريخ الطويل دائماً كيفية إغلاق فصل وفتح فصل جديد. هذا ما نفعله هنا اليوم". هذا يعني أنه حتى لو قتلنا الشعب الفلسطيني المسلم أو ذبحنا أبناء شعبك المسلمين على متن مافي مرمرة وهي سفينة مساعدات لفلسطين فعندما تأمرنا أمريكا عليك أن تدخل في حوار وتعاون معنا. من جهة أخرى يستخدم وزير الاحتلال بوقاحة عبارة "أمم ذات تاريخ طويل". إن جاويش أوغلو في مواجهة كلمات كيان اجتمع من هنا وهناك من قبل الغرب الاستعماري وخاصة البريطانيين الكافرين الاستعماريين وليس له تقليد (دولة) حتى مدى الحياة البشرية، إنه لأمر مخز أنه لم ينطق بكلمة واحدة لصالح المسلمين الذين يدعي أنهم إخوة في العقيدة منذ أكثر من 1400 عام، وهي خيانة عظمى لكل من القرآن والرسول والمسلمين.

أما قوله: "بعد اتفاق أبراهام، تم إنشاء شراكة قوة جديدة في الشرق الأوسط ضد الإرهاب ومحاولات تقويض الاستقرار"، فيا سيد جاويش أوغلو من المستحيل عدم معرفة أن اليهود هم رأس الإرهاب الذي يقوض الاستقرار ويقتل أهل فلسطين الأبرياء حتى اللحظة الأخيرة. ومع ذلك أليس من العار الاعتراف بهذه الكلمات؟ كيف ستنظر إلى وجوه المسلمين بعد كل هذا؟ ألا يتحول وجهكم إلى اللون الأحمر؟ بل ألم يبق أدنى حب في قلبكم لله ورسوله؟ كيف ستقدم حسابا في ذلك اليوم الذي لن يكون فيه للمال والسلطة فائدة؟ أم أنكم أزلتم إيمانكم بالآخرة من قلبكم؟! للمضي قدماً يقول الوزير المحتل "نطلق إطاراً جديداً لتعزيز العلاقات التي لن تعود بالفائدة علينا فحسب بل لنفيد أطفالنا لسنوات قادمة". سيد جاويش أوغلو هل تعرف ماذا يعني هذا؟ هذا يعني مثلما نقتل أهل فلسطين المسلمين منذ سنوات سيستمر أطفالنا في القتل بالطريقة نفسها وأنتم ستدعموننا. بحق الله، كيف يمكنك أن تظل صامتاً في وجه هذه الكلمات التي تقشعر لها الأبدان؟ ومع ذلك ليس الإسلامي، حتى أصغر كسرة للبشرية لا يمكنها تحمل هذه الكلمات. والله إن لم تشعر بأية مرارة في قلبك عند هذه الكلمات فهذا يعني أنه لم يبق فيكم خير! «إِذَا لَمْ تَسْتَحْىِ فَافْعَلْ مَا شِئْتَ».

اللهم لا تدمرنا بسبب هؤلاء الحمقى، هيئ لنا خلافة راشدة في أسرع وقت حتى تضع حدا لكيان يهود والرويبضات، وتخلص جميع المسلمين وحتى البشرية جمعاء ولا سيما أهل فلسطين المسلمين من براثن الرأسمالية التي تمص الدماء والتي تدمر العالم بوحشيتها. اللهم آمين. ﴿وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَن يَكُونَ قَرِيباً﴾ [الإسراء: 51]

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

رمضان أبو فرقان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı