قمة اسطنبول وتحقيق إستراتيجية القيادة من الخلف
قمة اسطنبول وتحقيق إستراتيجية القيادة من الخلف

الخبر:   اختتمت القمة الإسلامية الـ13، أعمالها الجمعة، بإقرارها "إعلان اسطنبول"، وذلك بعد يومين من جلسات عمل شارك فيها ممثلون عن أكثر من 50 بلداً إسلامياً، بينهم أكثر من 20 زعيماً.

0:00 0:00
Speed:
April 16, 2016

قمة اسطنبول وتحقيق إستراتيجية القيادة من الخلف

قمة اسطنبول وتحقيق إستراتيجية القيادة من الخلف

الخبر:

اختتمت القمة الإسلامية الـ13، أعمالها الجمعة، بإقرارها "إعلان اسطنبول"، وذلك بعد يومين من جلسات عمل شارك فيها ممثلون عن أكثر من 50 بلداً إسلامياً، بينهم أكثر من 20 زعيماً.

التعليق:

أولاً: لقد اعتمدت الولايات المتحدة استراتيجية القيادة من موقع القوة (القيادة من الخلف)؛ فلا مشكلة إذا كانت القيادة من الأمام أم من الخلف ما دمت أنت القائد، وهذه الاستراتيجية الجديدة ظهرت بعدما تبين للولايات المتحدة مساوئ وأخطار وآثار القيادة من الأمام خاصة في زمن بوش الابن في حربي العراق وأفغانستان، حيث وصل العجز والدين الأمريكي إلى أرقام فلكية، وأدى إلى استنزاف موارد الولايات المتحدة، وهو ما عبر عنه أوباما بقوله (إن الولايات المتحدة تقود من موقع القوة ولكن هذا لا يعني أنه يمكننا أو ينبغي علينا محاولة إملاء مسار كل الأحداث التي تتكشف في جميع أنحاء العالم)، وقد سبق له أن بيّن ووضح أن موارد الولايات المتحدة لها حدود ولا يمكن استنزافها أو الاعتماد عليها في حل جميع القضايا، لذا كان لا بد من إقامة تحالفات وتوزيع المهام وتوزيع الأدوار لكل أدوات الولايات المتحدة في العالم بالعمل المباشر من خلالهم وقيادتهم من موقع القوة، فلا تستنزف موارد الكيان الأمريكي ولا تراق دماء جيشه ولا ينفق من خزائنه وإنما من خلال دماء الأمة الإسلامية وخزائنها ومقدراتها، بل وتقطف هي الثمرة بعد أنهار من الدماء وإنفاق أموال هذه الأمة وثرواتها في سبيل خدمة الولايات المتحدة.

ثانيا: في بداية الربيع العربي أعطت الولايات المتحدة إيران دوراً محورياً بعد أن أثبتت قدرتها في حماية وتأمين مصالح الولايات المتحدة ومساعدتها في حربي العراق وأفغانستان، ولم يكن للولايات المتحدة آنذاك الكثير من الأدوات في المنطقة أو بعض أدواتها كان ضعيفاً؛ فمثلاً كانت مصر ضعيفة ومشلولة ومشغولة بأوضاعها الداخلية، وكانت أقدام أردوغان على رمال متحركة في بداية تسلمه الحكم، وكانت الحجاز بيد الإنجليز، ولكن بعد تثبيت أقدام أردوغان في الحكم وسيطرته على الرئاسة والحكومة والنواب وإضعاف الخصم في الجيش والقضاء والتعليم ومجيء سلمان ونايف ومحمد إلى حكم الحجاز، ومحاولة انتشال مصر من أزماتها تغيرت خارطة القوى الإقليمية على أرض الواقع، فأصبحت أربع قوى بدلاً من واحدة، وكل منها لا بد له من دور وملفات وذلك من خلال تخفيف وتحجيم الدور الإيراني بمناطق وملفات محددة، وإعطاء دور لكل من مصر وتركيا والسعودية، ومن هنا نفهم حقيقة الصراع بين هذه الدول من أجل رسم خارطة جديدة وبيان الأدوار كما تريد الولايات المتحدة، والكل يتسابق في خدمتها وليس صراعاً حقيقياً بينهم وليس صراعاً مع المركز (الولايات المتحدة)، وإنما تضليل الأمة بمحاولة إيجاد شعبية لهذه الأنظمة المرتبطة بالغرب الكافر من أجل أن تقوم بالصراع الحقيقي مع الأمة بذبحها على عتبات البيت الأبيض قرباناً للسيد الأمريكي.

إن الأمة الاسلامية برغم ما فيها من آلام وإذلال وقهر وسفك للدماء وقتل وتشريد وسجن واغتصاب، وبرغم كل الجراح والنكبات والمؤامرات، إلا أنها بدأت تدرك حجم المؤامرة والخيانة من قبل الأنظمة في سبيل خدمة الغرب الكافر، وبدأت تدرك أنها المستهدفة عقائديا وحضاريا وتشريعيا، وأن مقدراتها وثرواتها وإمكانياتها مستهدفة أيضا، وبدأت تدرك كذلك أدوات الحرب عليها، وهم من بني جلدتها، وممن يتكلمون بألسنتها، بل وبعض مشايخها ممن يسمّون زورا وبهتانا بالعلماء، وما هم بعلماء وإنما عملاء خانوا الله ورسوله والمؤمنين.

وختاماً أقول:

إن حجم المؤامرة على الأمة كبير وخطير وصدق الله العظيم: ﴿وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرهمْ وَعِنْد اللَّه مَكْرهمْ وَإِنْ كَانَ مَكْرهمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَال﴾، وما كان هذا المكر وشدته إلا لإدراك الغرب الكافر تلّمس الأمة لطريق نهضتها، وسبيل عزتها، وبداية عهد جديد تعود فيه الأمة إلى ما كانت عليه من رفعة وعزة ونصر، وإن غدا لناظره قريب ولكنكم تستعجلون...

كتبه لإذاعة المكتب الاعلامي المركزي لحزب التحرير

حسن حمدان - أبو البراء

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı