قمة ثلاث دويلات ضرار وحارة ضارة
قمة ثلاث دويلات ضرار وحارة ضارة

الخبر:   انعقدت (القمة الإسلامية) المصغرة في العاصمة الماليزية كوالالبمور، في الفترة من 18 إلى 21 كانون الأول/ديسمبر الجاري، بدعوة من رئيس الوزراء الماليزي مهاتير محمد وجهها لرؤساء إندونيسيا وتركيا وإيران وقطر وباكستان، وإلى 450 من العلماء والمفكرين في العالم الإسلامي، تحت عنوان "دور التنمية في تحقيق السيادة الوطنية".

0:00 0:00
Speed:
December 22, 2019

قمة ثلاث دويلات ضرار وحارة ضارة

قمة ثلاث دويلات ضرار وحارة ضارة

الخبر:

انعقدت (القمة الإسلامية) المصغرة في العاصمة الماليزية كوالالبمور، في الفترة من 18 إلى 21 كانون الأول/ديسمبر الجاري، بدعوة من رئيس الوزراء الماليزي مهاتير محمد وجهها لرؤساء إندونيسيا وتركيا وإيران وقطر وباكستان، وإلى 450 من العلماء والمفكرين في العالم الإسلامي، تحت عنوان "دور التنمية في تحقيق السيادة الوطنية".

التعليق:

ليس من الأهمية بمكان أن نبحث في من حضر هذه القمة ومن لم يحضر، أو أين عقدت ولماذا هناك، وما الذي أسفرت عنه الاجتماعات الرئيسية أو التي عقدت على هامشها، ولكن الأهم هو المنطلق الذي انطلقت منه هذه الدعوة، والهدف الذي انعقدت من أجله.

وقبل التعليق، أحب أن أذكر بأن ماليزيا صاحبة هذه الدعوة ليست مستقلة في سيادتها الوطنية، ولا أي من دويلات الضرار المدعوة إلى اجتماع القمة، وبالضرورة فإن الحارة الضارة (قطر) لا تملك ما يفقده أقرانها.

أما المنطلق، وهو كون الداعي والمدعويين يحكمون أكبر التجمعات السكانية الإسلامية في العالم، فإن هذا المنطلق يحمل في طياته عناصر الفشل الذريع المانع من تحقيق الهدف الذي تمت الدعوة من أجله. وعليه فلا يلزم الباحث أن يكلف نفسه عناء البحث في إمكانية تحقيق الهدف، إذ ما بني على باطل فنتائجه باطلة، وأهدافه باطلة، فجموع المسلمين إذا لم يقُدْها رجل بكتاب الله، فهي غثاء كغثاء السيل مهما عظمت.

وقد يقول قائل: لماذا هذا التشاؤم الكبير؟ ولماذا التسرع في إصدار الأحكام قبل أن تدور الأمور دورتها الطبيعية، فنقرأ المقررات والتوصيات، ونتابع تنفيذها عبر الآليات التي وضعت لها، وغير ذلك مما يجول في خاطر المتابعين والمراقبين، بل وفي خاطر المسلمين في تلك الدويلات وغيرها داخل العالم الإسلامي وخارجه...

والجواب على تلك الأسئلة يكمن في معرفتنا الحقيقية لتأسيس دويلات الضرار المذكورة والحارات الأخرى الضارة، سواء أكانت في الخليج العربي أم في غيره من بلاد المسلمين، وكيف أن مصطلح السيادة فيها زائف ومضلل، فكلها أفراخ سايكس بيكو، وتربت في أعشاشه، ولا زال أساطين سايكس بيكو من الإنجليز والفرنسيين ومن ورثهم أو تحالف معهم ضد المسلمين؛ من الأمريكيين والروس والصينيين، لا زالوا يمسكون بخيوط تلك الدويلات السياسية والاقتصادية والاجتماعية وغيرها، فلا سيادة تذكر، ولا حرصا على وحدة الأمة الإسلامية يُقرأ في أمثال هذه الاجتماعات، فكلها سراب خادع، وتجاذبات سياسية ماكرة، وتلك شنشنة نعرفها من أخزم. وما تطرحه من شعارات ومحاور نقاش وآمال وغير ذلك مما يزعمونه هم أو غيرهم من قادة العالم الإسلامي، كقضايا "التنمية والسيادة" و"السلام والأمن والدفاع" و"الاستقامة والحكم الرشيد" و"العدالة والحرية" و"الثقافة والهوية" و"التكنولوجيا وحاكمية الإنترنت" و"التجارة والاستثمار" لدى الدول الإسلامية، و"طرد المسلمين من أوطانهم"، و"تصنيف الإسلام كدين إرهاب"، وما شاكل ذلك من أوتار ما فتئ الحكام يعزفون عليها، ما هي إلا ذر للرماد في العيون، وسراب خادع يحسبه الظمآن ماءً حتى إذا جاءه لم يجده شيئا!

وختاما، لو أخذنا بعين الاعتبار ما ذكره الباحث في الاقتصاد السياسي، محمد المشد، في تصريحه لموقع "دويتش فيليه" الألماني، فيما يتعلق بالتعداد السكاني لهذه الدول، والموقع الجغرافي الممتد بين آسيا وأوروبا، حيث "يبلغ تعدادها نحو 400 مليون نسمة، كما أن لديها طاقة بشرية هائلة إلى جانب تمتعها بالقوة السياسية والاقتصادية"، وأضفنا إليه نقطة جوهرية مفادها أن الاتحاد الحقيقي لهذه الدول لتشكيل نواة لدولة الخلافة الثانية الراشدة على منهاج النبوة، وتحقيق الانسجام بين عقيدة أهلها والنظام المطبق عليها، لأصبح المسلمون في مقدمة دول العالم بتأييد الله ونصره، ولأمكن ضم باقي الأقطار الإسلامية إلى هذا الكيان الشرعي الجديد، ولطوينا صفحة الذل والمهانة، وفتحنا صفحات العز والانتصار إن شاء الله.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

رولا إبراهيم – بلاد الشام

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı