قرار بريطانيا وأمريكا يفضح صالح والحوثي
قرار بريطانيا وأمريكا يفضح صالح والحوثي

الخبر:   أوردت صحيفة اليمن اليوم الصادرة في اليمن يوم الخميس 2017/11/23م خبرا على صدر صفحتها الأولى بعنوان "قرار أمريكي بريطاني وراء فتح مطار صنعاء أمام رحلات الإغاثة" قالت فيه "استؤنفت مساء أمس الرحلات الجوية الإنسانية إلى مطار صنعاء الدولي بعد أن نجحت ضغوط حقوقية دولية في إجبار تحالف العدوان السعودي على فتح الحظر على المطار أمام الأجانب فقط ورحلات الإغاثة بعد توقفها منذ الـ6 من تشرين الثاني/نوفمبر الجاري. حيث وصلت أول رحلة إنسانية تابعة للجنة الدولية للصليب الأحمر تحمل كمية من المساعدات الإنسانية وعددا من موظفي اللجنة الدولية. كما وصلت إلى مطار صنعاء طائرة روسية تقل الطاقم الدبلوماسي الجديد لسفارة جمهورية روسيا الاتحادية بصنعاء. وأضافت "وكشف نائب المتحدث باسم الأمين العام للأمم المتحدة فرحان حق عن دور أمريكي بريطاني لفتح الحظر الجزئي أمام رحلات الإغاثة الإنسانية للتخفيف من تداعيات أكبر كارثة إنسانية في العالم المعاصر. وقال حق في مؤتمر صحفي مساء أمس الأول بمقر المنظمة الدولية بنيويورك إن الأمم المتحدة أجرت اتصالات مكثفة مع الولايات المتحدة وبريطانيا من أجل إقناع دول التحالف بضرورة فك الحصار الشامل المفروض على اليمن".

0:00 0:00
Speed:
November 27, 2017

قرار بريطانيا وأمريكا يفضح صالح والحوثي

قرار بريطانيا وأمريكا يفضح صالح والحوثي

الخبر:

أوردت صحيفة اليمن اليوم الصادرة في اليمن يوم الخميس 2017/11/23م خبرا على صدر صفحتها الأولى بعنوان "قرار أمريكي بريطاني وراء فتح مطار صنعاء أمام رحلات الإغاثة" قالت فيه "استؤنفت مساء أمس الرحلات الجوية الإنسانية إلى مطار صنعاء الدولي بعد أن نجحت ضغوط حقوقية دولية في إجبار تحالف العدوان السعودي على فتح الحظر على المطار أمام الأجانب فقط ورحلات الإغاثة بعد توقفها منذ الـ6 من تشرين الثاني/نوفمبر الجاري. حيث وصلت أول رحلة إنسانية تابعة للجنة الدولية للصليب الأحمر تحمل كمية من المساعدات الإنسانية وعددا من موظفي اللجنة الدولية. كما وصلت إلى مطار صنعاء طائرة روسية تقل الطاقم الدبلوماسي الجديد لسفارة جمهورية روسيا الاتحادية بصنعاء. وأضافت "وكشف نائب المتحدث باسم الأمين العام للأمم المتحدة فرحان حق عن دور أمريكي بريطاني لفتح الحظر الجزئي أمام رحلات الإغاثة الإنسانية للتخفيف من تداعيات أكبر كارثة إنسانية في العالم المعاصر. وقال حق في مؤتمر صحفي مساء أمس الأول بمقر المنظمة الدولية بنيويورك إن الأمم المتحدة أجرت اتصالات مكثفة مع الولايات المتحدة وبريطانيا من أجل إقناع دول التحالف بضرورة فك الحصار الشامل المفروض على اليمن".

التعليق:

كشف كلام نائب المتحدث باسم الأمين العام للأمم المتحدة فرحان حق في مؤتمره الصحفي الذي عقده يوم الثلاثاء 2017/11/21م بمقر الأمم المتحدة بنيويورك الغطاء لمن لا يبصرون ما يدور من صراع بين بريطانيا وأمريكا حول اليمن. وبكل بساطة ووضوح تحدث عمن يمسكون بأطراف الصراع في اليمن. وأن من يقفون على خطي الصراع في اليمن ليسوا سوى أدوات محلية تساندها أخرى إقليمية. في الوقت الذي ظن فيه من أورد الخبر أنه إنما يكشف نظام آل سعود فحسب!

فأمريكا تتخذ من الأمم المتحدة أداة لدعم الحوثيين في اليمن بدءاً بإرسالها جمال بن عمر في آذار/مارس 2011م مهندس اتفاق السلم والشراكة لإدخال الحوثيين صنعاء بأسلحتهم في 2014/9/21م، وتنسيقه لهم لإعلانهم الدستوري في شباط/فبراير 2015م، وانتهاء بدعوتها من على منبر الأمم المتحدة لعقد المؤتمرات حول اليمن من جنيف إلى غيرها من العواصم لاستيعاب الحوثيين في الحكم. في الوقت الذي تشن فيه أمريكا "حامية الديمقراطية" حربا لا هوادة فيها على من يصل إلى الحكم عن طريق السلاح.

فيما لم تستسلم بريطانيا ولم تجد سوى التراجع أمام الاندفاع الأمريكي للالتفاف بسيناريوهات تشاتم هاوس التي وضعتها حول اليمن في العام 2012م. وقسمت بريطانيا دور عملائها في اليمن إلى فريقين؛ الأول صالح وحزبه والثاني هادي و(شرعيته)، مقابل فريقي أمريكا الحوثي والحراك الجنوبي.

إنما انطلقت الحرب والمعارك في اليمن نتيجة اشتداد الصراع الدولي عليه بين بريطانيا صاحبة النفوذ السياسي في اليمن وبين أمريكا الطامحة لاستبدال نفوذها بنفوذ بريطانيا، وكلٌّ له أدواته الإقليمية، فبريطانيا كانت تتخذ من نظام آل سعود الذي شيدته بيديها أداة إقليمية لها، حتى قدوم سلمان ووليده، فنقلت الدور على الإمارات، فيما اتخذت أمريكا إيران منذ تولي الخميني وحتى اليوم أداة إقليمية لها في المنطقة.

فبالتالي لا بد من الرجوع إلى بريطانيا وأمريكا فيما يخص التطورات على الساحة السياسية في اليمن، وليس إلى المتشدقين بشعارات الاستقلال زورا وبهتانا، ولا لمزهقي الأنفس بلا حساب ليس بينها أمريكي واحد.

إن الصراع الدولي بين أمريكا وبريطانيا لن يزول حتى ينحاز أهل اليمن إلى الإسلام لجعل العقيدة الإسلامية أساس دولتهم بدلا من عقيدة فصل الدين عن الحياة، بأن يعملوا لإقامة دولة الخلافة الراشدة الثانية التي يعمل لإقامتها حزب التحرير منذ نشأته في 1953م على أساس ﴿وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ﴾، لاستئناف الحكم بالإسلام وتوحيد بلاد المسلمين تحت راية العقاب، راية رسول الله r، وحمل الإسلام للعالم دين حق ورحمة وهداية، بعد أن ذاق العالم الأمرين في غيابه وفي ظل المبدأ الرأسمالي.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

المهندس: شفيق خميس – اليمن

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı