قصف همجي مستمر للمناطق المحررة
قصف همجي مستمر للمناطق المحررة

الخبر:   مجزرة مروعة ترتكبها عصابات أسد، في معارة النعسان بريف إدلب، راح ضحيتها ستة شهداء بينهم نساء وأطفال يوم السبت 2022/02/12م. سبقتها مجزرة أخرى في مدينة الباب على أيدي عصابات قسد. وأخرى في أطمة على يد التحالف الصليبي الدولي بقيادة أمريكا. مع إجرام روسي أسدي مستمر يطال قرى جبل الزاوية وأريحا وإدلب وريفها وريف حلب الغربي مخلفاً شهداء وجرحى. (رابط الخبر)

0:00 0:00
Speed:
February 15, 2022

قصف همجي مستمر للمناطق المحررة

قصف همجي مستمر للمناطق المحررة

الخبر:

مجزرة مروعة ترتكبها عصابات أسد، في معارة النعسان بريف إدلب، راح ضحيتها ستة شهداء بينهم نساء وأطفال يوم السبت 2022/02/12م.

سبقتها مجزرة أخرى في مدينة الباب على أيدي عصابات قسد.

وأخرى في أطمة على يد التحالف الصليبي الدولي بقيادة أمريكا.

مع إجرام روسي أسدي مستمر يطال قرى جبل الزاوية وأريحا وإدلب وريفها وريف حلب الغربي مخلفاً شهداء وجرحى. (رابط الخبر)

التعليق:

من أمن العقوبة أساء الأدب، وهذا هو سبب عربدة أعدائنا وإجرامهم بحق أهلنا.

ففي الوقت الذي يستبيح فيه المجرمون حمى الإسلام ودماء المسلمين على أرض الشام، لا تزال المنظومة الفصائلية مشغولة بالإبداع في أساليب كسر إرادة الأمة وعزيمتها، لتكمل دور القصف الذي يمارسه أعداؤنا.

حواجز ومعابر وأرتال واستعراضات أمنية تختفي حين يُنزل التحالف الصليبي جنوده ويسفك دماء نساء المسلمين وأطفالهم، وتظهر عند التضييق على الحاضنة الشعبية لبث مشاعر الخوف والرعب واليأس والقنوط، لينسى الناس سبب خروجهم في ثورتهم، وينسوا مدى قوتهم وأنهم هم بيضة القبان في عملية التغيير، وأنه لا توجد قوة على وجه الأرض يمكنها أن تقف في وجههم إن هم توكلوا على الله وسعوا جاهدين لكسر الخطوط الحمراء التي خطّتها أيدي الداعمين الآثمة.

كما أن الحكومات الوظيفية مشغولة بإلهاء الناس بلقمة عيشهم، حتى لا يطالبوا بفتح الجبهات ويستمروا في الثورة لإسقاط النظام الذي يسومهم سوء العذاب.

نعم، مجازر متكررة تتبعها خزعبلات "ردات فعل انتقامية مزلزلة"، بضع قذائف أو رشقات خلبية، ذراً للرماد في العيون وتمييعاً للقضية وتقزيماً للحدث! هذا إن لم يحتفظوا بحق الرد على طريقة "الممانعين"!

كما يأتي هذا الإجرام المتتابع متوازياً مع مكر أعدائنا لوأد ثورتنا وتثبيت نظام الإجرام عبر البوابة الأممية والقرار الأممي ٢٢٥٤، ضمن إطار الحل السياسي الذي تهندسه أمريكا وتسخّر لتنفيذه العملاء والأدوات والصنائع، ومنها معارضة خارجية مصنعة على المقاس الأمريكي، تنادي بما ينادي به مِن مصالحة النظام تدريجياً والتمهيد لفرض دستور علماني خالص يعلن الحرب على أحكام الإسلام. وما مخرجات ندوة الدوحة قبل أيام إلا خير دليل.

نعم، لم يكن النظام ليمعن في قصف المناطق المحررة دون أن يجد من يقف في وجهه لولا خبث الضامن المتآمر الذي ضمِن حماية نظام الإجرام من ضربات الصادقين، ووَسَّد الأمر إلى بائعي القضية ومن بدماء الشهداء يتاجرون. فكان أن كبّل المنظومة الفصائلية بماله المسموم ومنعهم من فتح أي جبهة من الجبهات ضد نظام الإجرام وخاصة في المناطق التي تزلزله وتفضح ضعفه وتصدّعه. وجعل أمنيات الفصائل سِلماً على النظام ودوريات الإجرام، وحرباً على الثائرين الذين يريدون الحكم بالإسلام!

فهل لهذا ثرنا وقدمنا الدماء والأشلاء والتضحيات؟! كلا والله، فهذا مكر المجرمين ومكر الله بهم أكبر.

وإن الأمل كل الأمل بعد الله معقودٌ على وعي الأمة التي ضاقت ذرعاً بالخائنين، وإن تحركها الهادف والمنظم، وسيرها على هدى وبصيرة وخطة محكمة، هو نقطة انطلاقها الكفيلة بتصحيح المسار وبكسر كل الحواجز والعقبات الموهومة، وقلب الطاولة على كل من يبغونها عوجاً.

فلن يثأر لتضحيات الثائرين مَن رهنوا قرارهم للداعمين وباتوا سيفاً مسلطاً على الثورة والثائرين.

ولن يثأر لهم من يستجدي الحلول الأممية والقرار 2254 الذي صدر بتوجيه أمريكي للحفاظ على نظام أسد عميل أمريكا المدلل.

لن يثأر لأهل الشام إلا رجالٌ صادقون يبيعون أنفسهم لله لا لسواه، يبتغون جنة عرضها كعرض السماوات والأرض أعدت للمتقين.

رجالٌ يجتمعون على مشروع خلاص من صميم عقيدتنا تتوحد كلمتهم عليه، ويجتمع به كل من لا زالت الثورة متقدةً بين جنبيه وجوانحه.

رجالٌ يقولون كلمة الحق دون أن تأخذهم في الله لومة لائم أو ترهبهم سطوة ظالم.

رجالٌ ينفضون عنهم غبار الذل والهوان ليعيدوا الثورة سيرتها الأولى، بمن فيهم إخواننا المخلصون في الفصائل الذين آن لهم أن ينحازوا لدينهم وثورتهم ومطالب أمتهم المتمثلة بالعمل الجاد المجد لإسقاط نظام الإجرام وإقامة حكم الإسلام مكانه، ولو كره أعداء الله أجمعون.

رجالٌ يلتفون خلف قيادة سياسية واعية صادقة ذات مشروع واضح ينبثق من صميم عقيدة الأمة، تقدم مشروع دستور مفصل لأنظمة الحكم وأجهزته، ترسم لنا خارطة طريق للحل الجذري لإنهاء مآسينا وتتويج تضحيات ثورتنا بإقامة حكم الإسلام عبر دولة أمرنا رسول الله ﷺ أن يكون نظام الحكم فيها نظام الخلافة.

هذا هو خلاصنا.. وهذا هو سبيله.. فيا لفوز من كان لنصرة دين الله وعباده من العاملين.

قال تعالى: ﴿إِنْ تَنْصُرُوا اللهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

ناصر شيخ عبد الحي

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية سوريا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı