قطع العلاقات التجارية ليس كافياً! بل من الضروري قطع جميع الشرايين الرئيسية لكيان يهود المحتل في أرض فلسطين!
قطع العلاقات التجارية ليس كافياً! بل من الضروري قطع جميع الشرايين الرئيسية لكيان يهود المحتل في أرض فلسطين!

الخبر: ذكرت وزارة التجارة أن الاستيراد والتصدير مع كيان يهود معلق "إلى أن تسمح الحكومة (الإسرائيلية) بتدفق متواصل وكاف للمساعدات الإنسانية إلى غزة".

0:00 0:00
Speed:
May 12, 2024

قطع العلاقات التجارية ليس كافياً! بل من الضروري قطع جميع الشرايين الرئيسية لكيان يهود المحتل في أرض فلسطين!

قطع العلاقات التجارية ليس كافياً!

بل من الضروري قطع جميع الشرايين الرئيسية لكيان يهود المحتل في أرض فلسطين!

(مترجم)

الخبر:

ذكرت وزارة التجارة أن الاستيراد والتصدير مع كيان يهود معلق "إلى أن تسمح الحكومة (الإسرائيلية) بتدفق متواصل وكاف للمساعدات الإنسانية إلى غزة".

التعليق:

كانت تركيا قد أعلنت في وقت سابق، في 9 نيسان/أبريل، أنها فرضت قيوداً على تصدير 54 مجموعة منتجات إلى كيان يهود. وكان أردوغان قد قال إن هذه القيود "ستستمر حتى يتم تسليم مساعدات إنسانية كافية إلى غزة دون انقطاع". ولكن بيانات تركستات دحضت تصريح أردوغان. فبحسب بيانات تركستات، بلغت صادرات تركيا مع كيان يهود المحتل في عام 2023، 5.2 مليار دولار، بينما بلغت الواردات من الكيان 1.6 مليار دولار. وفي فترة العام الواحد هذه، بلغ حجم التجارة بين البلدين حوالي 6.8 مليار دولار.

صرح الرئيس أردوغان بأن التجارة مع كيان يهود المحتل انقطعت، وقال: "لم يعد بإمكاننا الصبر في مواجهة ذلك. لقد اتخذنا خطواتنا". وقال "أغلقوا الباب" بتجاهل حجم التجارة بين البلدين البالغ 9.5 مليار دولار. لكنه لم يحدد الفترات التي يغطيها حجم التداول هذا.

لكن بينما يهاجم كيان يهود غزة منذ 7 تشرين الأول/أكتوبر 2023، يطالب المسلمون في تركيا الحكومة بإنهاء العلاقات التجارية معه. ولفترة طويلة دافعت الحكومة عن عدم وجود تجارة مع كيان يهود، حتى إنها أطلقت على من انتقد استمرار التجارة مع كيان يهود اسم "عملاء الموساد". وأعلنت وزارة التجارة في بيان لها تعليق الاستيراد والتصدير مع كيان يهود "إلى أن تسمح الحكومة (الإسرائيلية) بتدفق غير متقطع وكاف للمساعدات الإنسانية إلى غزة".

إن هذه التصريحات التي أدلى بها الرئيس أردوغان ووزارة التجارة هي دحض لادعاء الحكومة بأن الدولة لا تتعامل مع كيان يهود المحتل، بل الشركات الخاصة هي التي تقوم بذلك.

ومن ناحية أخرى، فإن هذه التصريحات الصادرة عن الدولة تعني أنه إذا سمح كيان يهود المحتل بتدفق المساعدات الإنسانية إلى غزة، فإن التجارة ستُستأنف مع الكيان الذي يحتل أرض فلسطين المباركة منذ 76 عاما وقد قتل عشرات الآلاف من المسلمين. وبعبارة أخرى، هي إشارة للعودة إلى الحياة الطبيعية.

منذ متى كانت لتركيا إرادة لإنهاء التجارة مع كيان يهود المحتل؟ ولماذا اتخذت تركيا التي لم تتخذ خطوة واحدة لصالح غزة منذ 7 أشهر، بل أرسلت كل المنتجات التي كانت شريان الحياة لكيان يهود المحتل، لماذا اتخذت مثل هذا القرار الآن؟

بعد هزيمتها في الانتخابات المحلية، أرادت الحكومة تعزيز قبضتها ولو قليلاً في قضية غزة في الرأي العام المحلي، لأن أحد أسباب خسارة الحكومة للانتخابات المحلية هو موقفها السلبي من غزة.

الجانب الآخر والأساسي هو أنه من غير المرجح أن تتخذ الحكومة مثل هذا القرار بشكل مستقل عن الولايات المتحدة، وبإرادتها السياسية على الرغم من أمريكا. فتركيا دولة تدور في الفلك السياسي الأمريكي، ولا يمكنها أن تتصرف منفردة، خاصة في سياستها الخارجية، فهي دولة ترهن إرادتها السياسية لأمريكا.

وقبل قرار الحكومة بقطع التجارة مع كيان يهود المحتل، كانت قد فرضت قيودا على البضائع الموجهة لكيان يهود. ومن ثم، ومن أجل منع عملية عسكرية محتملة ضد رفح من جانب كيان يهود، وهو ما لا تريده الولايات المتحدة، قالت الحكومة إن تركيا قررت التدخل في قضية جنوب أفريقيا ضد كيان يهود في محكمة العدل الدولية. وأخيراً أعلنت الحكومة قطع كافة الواردات والصادرات تجاه كيان يهود.

إذا نظرنا إلى كل هذا بعناية، نرى أن الحكومة لم تتخذ هذا القرار من تلقاء نفسها، بل كمسألة سياسية أمريكية من أجل محاصرة حكومة نتنياهو سياسيا والضغط عليه. لأن حكومة جو بايدن تريد إنهاء قضية غزة في أسرع وقت ممكن من خلال زيادة الضغط على حكومة نتنياهو وإجبارها على التوصل إلى اتفاق بسبب الانتخابات الرئاسية الأمريكية المقبلة. ولذلك تريد أمريكا حل هذه القضية من خلال أدواتها في المنطقة؛ تركيا ومصر وقطر. وفي الوقت نفسه تستخدم أمريكا أدواتها في المنطقة للضغط السياسي على حماس لإملاء خططها.

ومن ناحية أخرى، فإن قرار الحكومة بقطع التجارة هو قرار اتخذ لصالح نتنياهو كمسألة تتعلق بالسياسة الأمريكية، وهو ليس قراراً ضد كيان يهود. وإذا ترك نتنياهو، الذي لا تريده الولايات المتحدة، السلطة، فإن الحكومة ستستمر في التطبيع والتجارة مع هذا الكيان الخسيس الذي يحتل أرض فلسطين المباركة ويرتكب إبادة جماعية ممنهجة، كما كان من قبل.

وأخيراً، يجب على المسلمين وجماهيرهم ومجتمعاتهم أن يتنبهوا لأمر واحد؛ وهو أن قطع الحكومة للتجارة مع كيان يهود المحتل لا ينبغي أن يضلل المسلمين، لأن كيان يهود المجرم ما زال يقتل المسلمين، ولذلك عليهم الضغط على الحكومة ودعوتها لإرسال الجيوش إلى الأقصى لتتعامل مع هذا الأمر بشكل نهائي وتقطع كافة الشرايين الرئيسية لكيان يهود المحتل في الأرض المباركة.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

يلماز شيلك

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı