Bir ormanda bir adamı öldürmek affedilmez bir suçtur.
Bütün bir halkı öldürmek ise tartışmaya açık bir konudur!
Bu çelişki ve standartlar politikasındaki bu ikiyüzlülük, çarpık küresel suç ortaklığını açığa çıkarıyor.
Bir yerde bir kişi öldürüldüğünde dünya ayağa kalkar ve konferanslar düzenlenir, ancak bütün bir halk öldürüldüğünde tartışma, münazara ve siyasi bürokrasi kapısı açılır.
İhanet konseyi, Yahudi varlığının talebi üzerine Hamas'ın elindeki Yahudi esirler konusunu görüşmek üzere toplanırken, Filistin halkı açlıktan ölüyor ve şehirleri sakinlerinin başları üzerine yıkılıyor ve dünyanın sessizliği önünde diri diri gömülüyorlar.
Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi ve diğerleri gibi uluslararası kurumların seçici bir şekilde harekete geçirilmesi, dünyanın gözü önünde zalimin zaferi için seferber ediliyor. Milyonlarca insanın işgal, abluka ve yıkım altında çektiği acılar görmezden gelinirken, tek taraflı esirlere ışık tutuluyor.
Bu, uluslararası platformlarda "insan hakları" sloganlarının yer aldığı bir dünyada, bütün bir halkın öldürülmesi sorununu "bakış açısı"na dönüştüren bir standart ikiyüzlülüğüdür.
Onlar için insanın değerinin insanlığıyla değil, uyruğuyla veya Batılı güçlerin, özellikle de demokrasinin lideri Amerika'nın çıkarlarına ne kadar yakın olduğuyla ölçüldüğü açıkça görülüyor!
Bu paradoks artık sadece retorik bir metafor değil, her gün yaşadığımız bir gerçeklik. Masum bir kişi öldürüldüğünde medya kameraları harekete geçiyor, raporlar yazılıyor ve toplantılar yapılıyor; ancak Gazze'de bütün bir mahalle bombalandığında veya aileler enkaz altında yok edildiğinde veya çocuklar molozların altında diri diri gömüldüğünde, sahne "soruşturma konusu" oluyor ve manşetler "çatışmalar", "gerginlik" veya "kendini savunma hakkı"ndan bahsedecek şekilde yeniden düzenleniyor!
Daha da kötüsü, onlarca hatta yüzlerce Filistinli her gün ölürken, uluslararası utanç ve rezalet konseyinin Hamas'ın elindeki esirler konusunu görüşmek üzere toplanmasıdır!
Ömürlerini parmaklıklar ardında geçiren Filistinli esirlerden kimse bahsetmiyor, tek sebebi topraklarını ve onurlarını savunmuş olmaları. Mülteci kamplarına atılan "akıllı" bombalardan kimse hesap sormuyor!
Bu ikiyüzlülük sadece ahlaki değil, aynı zamanda yasal da, uluslararası hukuk -iddia ettikleri gibi- herkese uygulanmak üzere konuldu, ancak büyük güçlerin keyfine göre seçici bir şekilde uygulanıyor.
Acıyla söylüyorum: Bu, Batı uygarlığının alnındaki bir utanç lekesidir!
Sormak hakkımızdır: Filistinlinin kanı daha mı ucuz? İşgale karşı direniş -sizin anayasalarınızda- terörizm haline mi geldi, oysa işgalin kendisi haklı mı gösteriliyor? İnsanın değeri medyanın kararına göre mi belirleniyor?
Dünyanın bu trajedilere sessiz kalması onları bilmediği anlamına gelmiyor, aksine zımni bir suç ortaklığı anlamına geliyor. Bu dünyada bütün bir halkın öldürülmesini "tartışmaya açık bir konu" olarak görenler olduğu sürece, tantanasını yaptığınız insanlık sadece bir yalan ve iftiradır!
Ey Müslümanlar: Bizi ve onurumuzu savunan bir varlığımız olsaydı, bugün kardeşlerimizin kanının durdurulması için Birleşmiş Milletler'e başvurmamıza gerek kalmazdı.
Devletimizin, izzetimizin ve onurumuzun yokluğu, kanımızın helal kılınmasına ve seslerimizin duyulmamasına neden oldu, zira dünya sadece gücü tanıyor ve sadece karar verme yetkisine sahip olana saygı duyuyor. Devletimizin yokluğunda, tarafı değil, sadece müzakereler için bir malzeme olmaya devam edeceğiz.
Bugün Filistin'de ve diğer İslam ülkelerimizde yaşananlar sadece insani bir trajedi değil, aynı zamanda devletimizin ve izzetimizin yokluğunun doğrudan bir sonucudur ve eğer bu devlet olsaydı, denklem değişir ve hakkın sesi yükselir ve zafer kazanırdı.
Ey Müslümanlar, bıçak kemiğe dayandı. Eğer birliğimizi sağlayacak bir devletimiz olsaydı, Yahudi varlığı ve heykeli Müslümanların kanının kutsallığını ihlal etmeye cesaret edemezdi. Bağımlılıkla veya çağrılarla değil, gerçek projemize, dağınıklığımızı birleştirdiğimiz ve heybetimizi ve izzetimizi yeniden kazandığımız devletimizi kurmaya dönerek izzet sahibi olacağımızı anlamanın zamanı geldi. Devletsiz, dağınık halklar, zayıf vatanlar ve hamisiz davalar olarak kalacağız.
İnsanları aldatmayan öncü Hizb-ut Tahrir, hakların korunduğu ve canların korunduğu bu görevi yerine getirmek için sizinle birlikte çalışmaya çağırıyor... Allah'ın izniyle bu gerçekleşirse, zillet gecesi ne kadar uzun sürerse sürsün, izzetin şafağı gelecektir!
Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu için yazılmıştır.
Mü'nis Hamid - Irak Vilayeti