قطر تخدم بريطانيا في التآمر الدولي ضد أفغانستان
قطر تخدم بريطانيا في التآمر الدولي ضد أفغانستان

أوضح وزير الخارجية البريطاني خلال مؤتمر صحفي في الدوحة، اليوم الخميس، أن بلاده تريد تشكيل حكومة تشمل كل الأطياف في أفغانستان، وقال إن المملكة المتحدة ستحكم على طالبان عبر النظر إلى أفعالها، وإنها ستتابع موقف الحركة من حقوق الإنسان وحقوق المرأة. ...

0:00 0:00
Speed:
September 06, 2021

قطر تخدم بريطانيا في التآمر الدولي ضد أفغانستان

قطر تخدم بريطانيا في التآمر الدولي ضد أفغانستان

الخبر:

أوضح وزير الخارجية البريطاني خلال مؤتمر صحفي في الدوحة، اليوم الخميس، أن بلاده تريد تشكيل حكومة تشمل كل الأطياف في أفغانستان، وقال إن المملكة المتحدة ستحكم على طالبان عبر النظر إلى أفعالها، وإنها ستتابع موقف الحركة من حقوق الإنسان وحقوق المرأة.

وأكد راب أنه ناقش في الدوحة مسألة ألا تتحول أفغانستان إلى ملاذ للجماعات الإرهابية، وقال إن بلاده تعمل مع الشركاء الدوليين، ومن بينهم قطر، من أجل الحفاظ على المكتسبات التي تحققت على مدار عشرين عاماً.

وخلال المؤتمر قال وزير الخارجية القطري إنه أكد لنظيره البريطاني مواصلة الدوحة العمل كوسيط محايد في الملف الأفغاني، وسعيها لإيجاد توافق دولي بشأن الأزمة. فيما قال وزير الخارجية البريطاني إن الظروف الأخيرة أثبتت أن قطر صديق يمكن الاعتماد عليه.

وفي وقت سابق اليوم، وصل وزير الخارجية البريطانية إلى الدوحة لبحث الوضع الأفغاني، ومقابلة أعضاء بعثة بلاده الدبلوماسية الذين نقلوا إلى الدوحة. وشهدت الأيام القليلة الماضية توافد العديد من الدبلوماسيين الغربيين إلى الدوحة التي أصبحت مركز المشاورات الدولية بشأن أفغانستان. (الخليج أونلاين).

التعليق:

إن هذه التصريحات ليست نابعة من حرص قطر وبريطانيا على أفغانستان، وإحقاق السلام فيها، ونصرة المسلمين المظلومين، بل تنطلق من أطماع بريطانيا الاستعمارية في أفغانستان وهي امتداد لكراهيتها القديمة للإسلام، والرعب من عودة الخلافة الإسلامية التي هدمتها قبل قرن من الزمان، وتؤكد خضوع قطر وتفانيها في خدمة أسيادها المستعمرين. فتصريحات وزير الخارجية البريطاني وثناؤه على دور قطر في أفغانستان هي بمثابة تعليمات لعملاء بريطانيا حكام قطر حتى يمارسوا الضغط على حركة طالبان لإخضاعها لتطبيق القوانين والتشريعات الرأسمالية الكافرة، علاوة على إلزام طالبان بقطع العلاقات مع تنظيم القاعدة وطرد الحركات الإسلامية المسلحة التي يصفونها بالجماعات "الإرهابية" التي ترفض الخضوع للقواعد الدولية.

ويتساءل المرء ما هي المكتسبات التي تزعم بريطانيا أنها تحققت على مدار عشرين عاماً من احتلال أمريكا وحلفائها لأفغانستان، والتي تعمل للحفاظ عليها مع الشركاء الدوليين، ومن بينهم قطر، سوى الخروج المخزي لقوات الاحتلال من مقبرة الإمبراطوريات بهزيمة نكراء بعد أن قتلت مئات الآلاف من الأطفال والنساء والمدنيين، ودمرت البلاد، ونهبت الثروات والخيرات؟!

بريطانيا التي تحطم كبرياؤها ودُحرت من أرض أفغانستان تعطي نفسها الحق بتحديد النظام السياسي المستقبلي لها، فتصرح أنها تريد تشكيل حكومة تشمل كل الأطياف في أفغانستان، وأنها ستتابع موقف طالبان من حقوق الإنسان وحقوق المرأة، وكأن أفغانستان حديقتها الخلفية، وكأن الشعب الأفغاني المسلم يعتنق مبدأها الرأسمالي الفاسد ويؤمن بتشريعاتها الكافرة ونظرتها الخاطئة للمرأة ولحقوقها وحقوق الإنسان!

أما قطر فهي تؤكد رغبتها في مواصلة أداء الدور القذر الذي رسمه لها الغرب المستعمر لتمكينه في بلاد المسلمين وتحقيق أهدافه الاستعمارية وعلى رأسها منع إقامة الخلافة وترسيخ العلمانية القذرة في بلاد الإسلام. فأي توافق دولي يمكن أن يكون بشأن أفغانستان غير منع تطبيق الإسلام، والعمل للحيلولة دون عودة الخلافة؟

إن واجب المسلمين في أفغانستان وخارجها إدراك وجهة نظر دول الغرب الاستعمارية هذه، وألا تغرنهم الشعارات الزائفة التي تطلقها كذريعة للتدخل في شؤون المسلمين مثل تحقيق الأمن وتثبيت الديمقراطية، وحقوق المرأة، وحقوق الإنسان، التي لا يُجنى منها سوى الخراب والدمار. كما يلزمهم الحذر وعدم الارتماء في أحضان الدول العميلة للغرب التي ترعى المفاوضات القاتلة مع دول الكفر والتي تخدم مصالح العدو وتقف ضد مصالح الإسلام والمسلمين. فبريطانيا وأمريكا ودول الغرب الكافرة لا يمكن أن تكون صديقة أو حليفة، بل ستظل العدو اللدود الذي يتبرص بالإسلام والمسلمين. وليعلموا أن ما سينقذ أفغانستان وجميع بلاد المسلمين من ذل بريطانيا وأمريكا وحلفائهما وعملائهما هو الإسلام، ودولته؛ الخلافة الراشدة على منهاج النبوة.

#أفغانستان       #Afganistan#Afghanistan

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

فاطمة بنت محمد

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı