رسالة عبد الله أوجلان، وإمكانية عملية الحل الجديدة
رسالة عبد الله أوجلان، وإمكانية عملية الحل الجديدة

قال محمد عبد الله أوجلان بعد زيارته إلى إمرالي:.. "قال أخي عبد الله أوجلان، "لدينا مشاريع خاصة بنا، ونحن لم ندمر عملية الحل ويمكننا حل هذه المشكلة في 6 أشهر. إن هذه الحرب عمياء. ويجب أن تتوقف هذه الدماء، وهذه الدموع. ويمكنك قول هذا للصحافة".

0:00 0:00
Speed:
September 22, 2016

رسالة عبد الله أوجلان، وإمكانية عملية الحل الجديدة

رسالة عبد الله أوجلان، وإمكانية عملية الحل الجديدة

(مترجم)

الخبر:

قال محمد عبد الله أوجلان بعد زيارته إلى إمرالي:.. "قال أخي عبد الله أوجلان، "لدينا مشاريع خاصة بنا، ونحن لم ندمر عملية الحل ويمكننا حل هذه المشكلة في 6 أشهر. إن هذه الحرب عمياء. ويجب أن تتوقف هذه الدماء، وهذه الدموع. ويمكنك قول هذا للصحافة".

التعليق:

بعد عملية 15 تموز/يوليو وبحجة الخوف من السلامة وبلا أي معلومات، قام حزب الشعوب الديمقراطي بإضراب مفتوح عن الطعام، كما جرى في عام 2012. ومنحت الحكومة الإذن لشقيق عبد الله أوجلان محمد عبد الله أوجلان برؤية شقيقه بمناسبة عيد الأضحى المبارك وذلك لمنع حزب العمال الكردستاني من استغلال صحته لتحقيق أهدافهم. وبعد هذا الاجتماع، أنهى بيان أوجلان الإضراب عن الطعام وبدأ أفراد حزب الشعوب الديمقراطي مع المقربين لهم باستخدام عبارات مثل أن يعودوا إلى عملية الحل. فهل سيكون من الممكن استئناف عملية الحل؟ وهل سيكون من الممكن الحفاظ على وقف إطلاق النار؟

بعد انتخابات 7 حزيران، وضعت عملية الحل في الثلاجة، حيث أعلن حزب العمال الكردستاني "الحكم الذاتي" في المدن التي حصل فيها حزب الشعوب الديمقراطي على أغلبية الأصوات، وأعلنت أنها بدأت المقاومة المسلحة في المدن. وبقيت الحكومة تقول للشعب إنه من أجل نزع سلاح حزب العمال الكردستاني، فإن الحملات والعمليات المسلحة باتت ضرورية. ومنذ ذلك الحين قتل 8000 شخص في العمليات والهجمات. ومنعت الحكومة حزب العمال الكردستاني من إعلان الاستقلال في المدن مع هذه العمليات وضعفت قوة حزب العمال الكردستاني-حزب الشعوب الديمقراطي في المنطقة.

وترى الحكومة أنهم تعاملوا مع حزب العمال الكردستاني بشكل جيد منذ الانتخابات، وأن حزب العمال الكردستاني يضعف في هذه الفترة، وسيزيد ضعفه، وأن الدعم الشعبي لحزب الشعوب الديمقراطي يضعف أيضاً معه. مرة أخرى، من الصعب على الحكومة أن تنظر إلى حل سياسي في هذه الأيام التي تقوم فيها بعملية مسلحة عبر الحدود تحت ذريعة محاربة تنظيم الدولة وحزب الاتحاد الديمقراطي. وإن كل ما قاله ممثلو الحكومة في كل مناسبة هو أن العمليات سوف تستمر. فقد قال رئيس الوزراء بن علي يلدريم، إنه حتى عندما يتم الإعلان عن مشاريع التنمية مع الناس في المناطق، فإنهم سيواصلون معركتهم ضد (الإرهاب)، وذكر أنه لا يوجد مشكلة كردية وأن الشعب الكردي لديه مشكلة مع حزب العمال الكردستاني بهذه العبارة: "لا يوجد حل، لقد فقدوا هذه الفرصة". كما أن الحكومة عزلت الكثير من بلديات حزب الشعوب الديمقراطي ضمن قانون حالة الطوارئ وبدأت بالتحقيقات حول أكثر من عشرة آلاف من موظفي الخدمة المدنية.

لقد نزف حزب العمال الكردستاني وحزب الشعوب الديمقراطي الدم منذ انتخابات 7 حزيران. إن ممارساتهم في عملية الحل نفرت الناس منهم وبسبب ذلك، لم يتلقوا الدعم الفعال من الناس لشغبهم في الشوارع، وإغلاق المحلات، والعصيان المدني، ومحاربة الدعوات. حاول دوران كالكان، أحد قادة حزب العمال الكردستاني، المقاومة بأقواله مثل: "أولئك الذين يحاولون السيطرة على بلديات الشعب بالقوة يجب أن يعلموا أنهم معرضون للقوة بقدر القوة التي استخدموها. ينبغي لموظفي الخدمة المدنية دعمنا، يجب أن يذهب الأطفال إلى المدرسة". والهجمات التي قام بها في الكثير من المدن.

وعلى الرغم من أن خطة حل الحكومة لمشكلة حزب العمال الكردستاني هي خطة سياسية، فإنه لا يبدو أنها من الممكن أن تكون في المدى القصير. العمليات والقتلى، والعملية التي تجري حاليا في سوريا ووجود حزب الاتحاد الديمقراطي في المنطقة الحدودية، وأيضا وجود الصراع الأمريكي-الإنجليزي، كل ذلك ليس هو الحل بل هي الأسباب الرئيسية للصراعات. أيضا لأن أوجلان ليس ليس له سيطرة تامة على المنظمة، فلن تؤخذ تصريحاته الحالية في الاعتبار. ولكن قد يحتاج أوجلان في المستقبل للسلام.

إن أساس هذه المشكلة هو نظام الحكم الوضعي الحالي. وإن الحل للمشكلة برمتها يكمن في استئناف الحياة الإسلامية، بإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، ومنع تدخلات الكفار في بلادنا. وما ذلك على الله بعزيز. نسأله تعالى أن يعجل لنا بالفرج.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

موسى باي أوغلو

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı