رسالة إلى العشائر الأردنية  بخصوص حادثة مركز تدريب الشرطة في الموقر
رسالة إلى العشائر الأردنية  بخصوص حادثة مركز تدريب الشرطة في الموقر

عمان - أعلن وزير الدولة لشؤون الإعلام الناطق الرسمي باسم الحكومة الدكتور محمد المومني عن مقتل ثلاثة مدربين متعاقدين مع الأمن العام بينهم أمريكيان وآخر من جنوب أفريقيا إضافة إلى استشهاد مستخدم مدني أردني وإصابة سبعة آخرين بجروج أحدهم في حالة حرجة في مركز لتدريب الشرطة شرقي عمان.

0:00 0:00
Speed:
November 12, 2015

رسالة إلى العشائر الأردنية بخصوص حادثة مركز تدريب الشرطة في الموقر

الخبر:

عمان - أعلن وزير الدولة لشؤون الإعلام الناطق الرسمي باسم الحكومة الدكتور محمد المومني عن مقتل ثلاثة مدربين متعاقدين مع الأمن العام بينهم أمريكيان وآخر من جنوب أفريقيا إضافة إلى استشهاد مستخدم مدني أردني وإصابة سبعة آخرين بجروج أحدهم في حالة حرجة في مركز لتدريب الشرطة شرقي عمان.

وقال الدكتور المومني في تصريح لوكالة الأنباء الأردنية (بترا) أن شرطيا أردنيا قام اليوم الاثنين بإطلاق النار باتجاه المدربين وزملائهم ما أدى إلى مقتل المدربين الثلاثة واستشهاد المستخدم المدني وإصابة سبعة آخرين منهم أربعة أردنيين حالة أحدهم حرجة ومدربان أمريكيان ولبناني إصابته طفيفة.

وأضاف أن قوات الشرطة تعاملت مع الحادث وقتلت المهاجم، مؤكدا أن التحقيقات جارية لمعرفة دوافع الجريمة وظروف الحادث.

التعليق:

تضاربت التحليلات في تفسير الحادث فبعضهم ذكر أن الحادث مجرد ردة فعل عاطفية لم يتحمل فيها النقيب سخرية المدربين الأمريكان فأطلق عليهم النار، وبعضهم ذكر أنه طلب إحالته إلى التقاعد مرتين لكن طلبه رفض، ومنهم من ذكر أن حالة من التشدد الديني ظهرت على النقيب في الآونة الأخيرة مما جعل مديرية الأمن العام تنقله من مكان إلى آخر حتى وصل به المطاف إلى الموقر رغم أنه من سكان جرش، ودعا آخرون إلى وضع قيود على انتساب المتدينين إلى الوظائف الأمنية، إلى آخر التحليلات التي تكثر نتيجة تأخر الرواية الرسمية.

طبعا وقعت الحادثة في مدينة الملك عبد الله الثاني بن الحسين التدريبية في الموقر جنوب شرق عمان على بعد 40 كلم، وقد أنشئت المدينة بتاريخ 19 نيسان 2007 وتم بدء العمل فيها بتاريخ 1 آيار من العام نفسه من أجل توحيد منهجية التدريب وتوحيد المفاهيـم التدريبية في جهاز الأمن العام.

إلى متى يبقى أبناؤنا يعيشون حالة من التعب والاضطراب بسبب التناقض بين العمل الذي يعتاشون منه وبين عقيدة الإسلام التي يعتنقونها، فبمجرد أن يعود المرء إلى دينه يدرك أن عمله في الأجهزة الأمنية محرم وأنه يأكل حراما، لماذا يقف المسلم ابن الأردن مع الأمريكي في خندق واحد؟ لماذا يشرف الأمريكي بغروره المعهود على تدريب ابن الأردن المعتز بدينه وبعقيدته التي تحرم عليه التعامل مع الأعداء؟ كيف لا يرى الأمريكيَّ عدوا حاقدا وهو يراه يقتل المسلمين في سوريا والعراق وليبيا واليمن وغيرها من بلاد المسلمين، إن من بين القتلى الأمريكي لويد "كارل" فيلدز (46 عاما) من كيب كورال بولاية فلوريدا وهو نائب سابق لرئيس شرطة لويزيانا، وقد بدأ العمل في الشركة الأمريكية كمستشار للشرطة في العراق في 2006 ثم عمل مستشارا للشرطة في أفغانستان قبل القدوم إلى الأردن.

لماذا يقام في الأردن مثل هذا المركز الدولي لتدريب الأجهزة الأمنية في العراق وفلسطين، وغيرها من البلدان، وقد رأينا ماذا تفعل الأجهزة الأمنية العراقية بشعبها من قتل وتدمير حفاظا على مصالح أمريكا وإيران، ورأينا ماذا تفعل الأجهزة الأمنية للسلطة الفلسطينية بشعبها الأعزل حماية لأمن كيان يهود من أن يمسه طفل من أهل فلسطين.

رسالتي إلى العشائر الأردنية:

أنقذوا أولادكم من الموت في سبيل الواجب الأمني أو العسكري الذي يفرض عليهم القتال إلى جانب الظلمة والطغاة ضد المسلمين.

أنقذوا أولادكم غير الواعين على أحكام الإسلام وطريقته في التغيير، من تغيير الأوضاع بطريقتهم الساذجة من الحكم بالردة على زملائهم وقتلهم إزالة لمنكر أو تطبيقا لحد.

أنقذوا أولادكم من عذاب يوم القيامة عندما يسألهم رب العزة ماذا فعلتم بالأنظمة الكافرة الظالمة الفاسقة التي حكمت بغير ما أنزل الله؟ هل أوقفتم دعمكم لهذه الأجهزة؟ هل عملتم على إزالتها بدلا من حمايتها؟

إن الطريق لإنقاذ أنفسكم من خزي الدنيا وعذاب الآخرة وإنقاذ أولادكم العاملين في الأجهزة الأمنية والعسكرية من المصير الأسود الذي ينتظرهم في الدنيا والآخرة هو حشدهم للإطاحة بالنظام الحاكم ومبايعة خليفة للعمل بكتاب الله وسنة رسوله.

لا تنتظروا أن يأتي التغيير من غيركم أو أن يفرض عليكم من قبل عملاء الدول الأخرى، فيصبح أولادكم أدوات في يد عدو يثير الفوضى والفساد لا يهمه دماؤكم ولا أموالكم ولا أعراضكم، وتتحول الأردن إلى يمن ثانية وليبيا ثانية.

قودوا عملية التغيير لإقامة الخلافة الراشدة على منهاج النبوة قبل أن يتلاعب بكم بعض أبنائكم ممن هو مستعد لبيع نفسه وأهله للشيطان، ويثيروا الفوضى في ربوع البلاد كما أثاروها في سوريا.

قال تعالى: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قُوا أَنفُسَكُمْ وَأَهْلِيكُمْ نَارًا وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ عَلَيْهَا مَلَائِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللَّهَ مَا أَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ﴾ [سورة التحريم: 6]

يا قوم قد نصحت لكم وأرجو أن تكونوا من الذين يحبون الناصحين

اللهم إني بلغت اللهم فاشهد

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

أميمة حمدان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı