روسيا كانت ولا تزال عدوة للإسلام والمسلمين!
روسيا كانت ولا تزال عدوة للإسلام والمسلمين!

الخبر: ذكرت جريدة كوميرسانت في 2024/06/29م أن "مدير النيابة العامة الروسية ألكسندر باستريكن ألقى خطاباً أمام المنتدى العالمي للمحامين الشباب" في مدينة بطرسبورغ واقترح "الاستعجال" في منع النقاب، بحجة أن العمليات الإرهابية على الأراضي الروسية في الفترة الأخيرة تم تنظيمها من قبل "الإسلاميين".

0:00 0:00
Speed:
July 06, 2024

روسيا كانت ولا تزال عدوة للإسلام والمسلمين!

روسيا كانت ولا تزال عدوة للإسلام والمسلمين!

(مترجم)

الخبر:

ذكرت جريدة كوميرسانت في 2024/06/29م أن "مدير النيابة العامة الروسية ألكسندر باستريكن ألقى خطاباً أمام المنتدى العالمي للمحامين الشباب" في مدينة بطرسبورغ واقترح "الاستعجال" في منع النقاب، بحجة أن العمليات الإرهابية على الأراضي الروسية في الفترة الأخيرة تم تنظيمها من قبل "الإسلاميين".

التعليق:

إن نقاش مسألة حظر النقاب بشكل علني قد بدأ منذ أشهر، بعد الدعوة لحظره ليس من قبل ممثلي الأجهزة الأمنية، بل ومن طرف رئيسة مجلس حقوق الإنسان التابع للرئاسة، فاليريا فادييفا، التي صرخت بدورها بأن لبس النقاب يؤدي إلى زيادة الأصولية. وبعدها ظهرت في وسائل الإعلام مشاريع قوانين حول إمكانية تشريع مخالفة مالية على ارتداء النقاب، مع التأكيد على أن هذا الحظر ليس لأسباب دينية، بل للزوم معرفة الشخص والذي يمنعه النقاب!

وبهذا فإن تصريح رئيس النيابة العامة باستريكن يربط بشكل حتمي بين النقاب وبين الهجمات على الأجهزة الأمنية، على الرغم من أن المتهمين هم رجال ومسلمات لا علاقة لهم بهذا الأمر. وهكذا فإنه يدعو إلى الحرب على لباس المسلمات، أي على الإسلام.

لقد أحرجت صراحة باستريكن حتى أولئك الذين كانوا يدعون سابقا لحظر النقاب، ويعملون على إقناع الناس بأن الدولة لا تحارب الإسلام بل حربها هي على النقاب وحده. فقد صرح رئيس الشيشان قديروف بأن على رئيس النيابة العامة أن يكون أكثر دقة في أقواله، وأنه يأمل بأن لا يربط ألكسندر باستريكن بين الإسلام والإرهاب مستقبلاً. وقد أيد قديروف رئيس داغستان ميليكوف، حيث وقع منذ فترة قصيرة هجوم على الأجهزة الأمنية والذي أشار إليه باستريكن. حيث قال ميليكوف: "يتهموننا بالتطرف ويخلطون بين المجرمين وبين جميع المؤمنين، ويرون علامات الإرهاب في النقاب ويصرحون علناً بشكل غير متزن بل أستطيع القول إنها تصريحات خطيرة".

أي أن الذين عينتهم موسكو لإدارة المناطق المسلمة ووقفوا مع حظر النقاب فيما مضى، لم يعجبهم عدم تمكن باستريكن من إخفاء عداوة الدولة للمسلمين وربطه بشكل صريح بين النقاب والإسلاميين، في الوقت الذي يقتضي فيه حكم تلك المناطق إخفاء دورهم في الحرب على الإسلام.

أضف إلى ذلك أن باستريكن وقف في هذا المنتدى إلى جانب إزالة الحظر عن العقوبة بالموت، ويدور الكلام حول الإسلاميين، حيث اتهم البرلمان بأنه يتبنى بشكل بطيء قوانين ضد الهجرة واصفاً إياه "بغباء الدولة"، وذكر المهاجرين فقال: "هم يوجدون أماكن لثقافتهم، أماكن للصلاة. أي أنهم يحتلون بشكل مادي محسوس مناطقنا ليس فكريا بل ومن خلال مشاريع محددة".

وبهذا فإن روسيا اليوم تهيئ بلاد المسلمين للوقوف أمام الولايات المتحدة بالذات والغرب عموماً. حتى إنها ذكرت في تحديثها لسياستها الخارجية بأنها تعتبر الحضارة الإسلامية صديقة. السياسيون الروس كثيراً ما يعلنون عن شراكة بين الأديان والقوميات في بلدهم. وخدمة العلاقات العامة لبوتين يمكنها توزيع مقاطع لزيارته أحد المساجد وهو يضم إلى صدره نسخة من القرآن أهديت إليه!

ولكن الحقيقة تتلخص في أن روسيا كانت ولا تزال عدوة للإسلام. فقد بنت موسكو إمبراطوريتها على دماء المسلمين، وأبقت على الأراضي المحتلة في القفقاس، وآسيا الوسطى، والقرم ومنطقة الفولغا بالحديد والنار. وبعدها نشرت فيها الإلحاد، واليوم هي لا تستطيع إخفاء حقدها التاريخي على المسلمين المهاجرين وعلى الإسلام بشكل عام. ناهيك عن جرائمها في الشيشان وسوريا... وكذلك فإنها لا ترضى أن تطلق سراح حملة الدعوة إلى الإسلام من سجونها، بل وتلفق لهم قضايا جنائية جديدة لتضاعف من مدد محكوميتهم.

فليستحي ممثلو البلاد الإسلامية الذين وجدوا منفعة في العلاقات مع موسكو، فليستحيوا من الله ومن المسلمين قبل أن يدخلوا في أي علاقات معها. قال تعالى: ﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَن يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ﴾.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

علي أبو أيوب

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı