روسيا وأوروبا وأمريكا وعملاؤهم يضربون الشام وثورتها عن قوس واحدة
روسيا وأوروبا وأمريكا وعملاؤهم يضربون الشام وثورتها عن قوس واحدة

انخرطت روسيا في تنفيذ الغارات الجوية ضد ما وصفته بمواقع لتنظيم الدولة الإسلامية، بينما قال مسؤولون أمريكيون إن الأهداف التي هوجمت لا تبدو أهدافا لتنظيم الدولة (بي بي سي 2015/9/30). ونقلت الجزيرة نت في 2015/9/30 تأكيد كل من باريس وواشنطن وجهات في ثورة الشام أن الغارات الجوية التي شنتها روسيا في سوريا لم تستهدف مواقع تنظيم الدولة.

0:00 0:00
Speed:
October 01, 2015

روسيا وأوروبا وأمريكا وعملاؤهم يضربون الشام وثورتها عن قوس واحدة

خبر وتعليق

روسيا وأوروبا وأمريكا وعملاؤهم يضربون الشام وثورتها عن قوس واحدة

الخبر:


انخرطت روسيا في تنفيذ الغارات الجوية ضد ما وصفته بمواقع لتنظيم الدولة الإسلامية، بينما قال مسؤولون أمريكيون إن الأهداف التي هوجمت لا تبدو أهدافا لتنظيم الدولة (بي بي سي 2015/9/30). ونقلت الجزيرة نت في 2015/9/30 تأكيد كل من باريس وواشنطن وجهات في ثورة الشام أن الغارات الجوية التي شنتها روسيا في سوريا لم تستهدف مواقع تنظيم الدولة.


وكان أعضاء البرلمان الروسي قد وافقوا بالإجماع على قرار يسمح للرئيس فلاديمير بوتين بإرسال قوات روسية إلى سوريا. ونقلت روسيا اليوم في 30/9/2015 عن وزارة الدفاع الأمريكية بأن موسكو أبلغتها الأربعاء ببدء غاراتها في إطار عملية القوات الجوية الروسية في سوريا.


التعليق:


لا شك أن هذه الهجمات العسكرية التي تريق دماء المسلمين لا تميّز بين أنصار تنظيم الدولة وبين من حمل السلاح من الثوار لحماية الثورة ورد عدوان عصابات بشار ومليشيات حزب إيران. فهي حرب على الإسلام والمسلمين لا تقتصر على تنظيم الدولة. بل إن الأخبار تتضافر أن روسيا باشرت باستهداف مواقع أخرى لا تخص تنظيم الدولة.


إن إجرام النظام الروسي الذي ورث الاتحاد السوفيتي لم يقتصر على حرب المسلمين ومعتقداتهم ومحاصرتهم الحضارية في روسيا، واحتلال بلدانهم في آسيا، بل هو اليوم يعبر الحدود ليفرّغ حقده ضد الأمة الإسلامية في الشام عقر دار الإسلام.


وهذا العدوان الروسي الوحشي هو رسالة دموية صارخة في وجه الأمة الإسلامية، مفادها السياسي أن روسيا تبارك قتل بشار للأطفال وتشاركه حربه ضد الشام وثوارها، لأنها أدركت كما أدركت كافة الدول الاستعمارية ما تمثله ثورة الشام من تحد حضاري وعسكري لقوى الاستكبار العالمي.


وقد سبقتها في هذه الحرب طائرات الغرب الاستعماري وعملائهم من الأنظمة العربية، فقبل فترة وجيزة باشرت فرنسا بضرباتها الجوية، وولغت إيران وحزبها في دماء المسلمين في الشام بعدما أدارت ظهرها لليهود وتعامت عن عدوانهم الوحشي المتصاعد في القدس والمسجد الأقصى، وقدّمت تركيا العون اللوجستي والقاعدة العسكرية، وصرّح عدد من زعماء أوروبا بقبول بقاء بشار الأسد (وتذرّع بعضهم بأن يكون ذلك لمرحلة انتقالية). وهو يفضح نظام بشار من جديد الذي جعل أرض الشام المباركة مستباحة من كافة قوى الأرض بينما يدعي هو وأبواقه الممانعة دعم المقاومة.


إن ما يجري من تآمر عالمي وإقليمي وحشي ضد أهل الشام وثورتهم المباركة ليجدد التأكيد على ما تمثله هذه الثورة الإسلامية من تحدٍ للنظام العالمي والقوى الاستعمارية الدولية والأنظمة الإقليمية، فهي التي تتصارع على المصالح في العالم، بينما تلتقي في الشام على مصلحة واحدة، وهي حماية بشار الأسد ونظامه من السقوط، ومنع تحرر الشام وانبثاق فجر الخلافة على منهاج النبوة فيها، وهو ما صرّح بالتحذير منه وزير خارجية سوريا ووزير خارجية روسيا وغيرهما من زعماء العالم، في أكثر من مناسبة. وهم جميعا يواجهون ثورة الخلافة لأنها القوة التي تهدد كافة أنظمة العالم، بينما تُخرج الشعوب من جور الرأسمالية وظلم عولمتها إلى عدل الإسلام ونوره.


ومن الواضح أن أمريكا غير متفاجئة بالهجمات الروسية، بل هي على علم بها، ولذلك تقبل بأن تقاتل في سوريا بالجيش الروسي، لتحقق مصالحها في الحفاظ على عميلها بشار، وقد كانت استراتيجيتها الدائمة في سوريا تركّز على إطالة عمر النظام السوري حتى ينضج البديل عن بشار، والذي يحمل شعار الثورة بينما يرتمي في حضن الاستعمار، ويعيد إنتاج نظام خانع مستبد فيكرر تجارب الثورات الفاشلة في مصر وتونس واليمن.


إن هذا العدوان الوحشي العالمي جدير أن يحرّك الأمة لحماية ثورة الشام من قوى الشرق والغرب، وأن تعتبر القصف العسكري في الشام قصفاً على عواصم المسلمين وحواضرهم يستوجب التحرك العسكري الجهادي لرد العدوان الروسي والغربي.


﴿وَمَا لَكُمْ لَا تُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ الرِّجَالِ وَالنِّسَاءِ وَالْوِلْدَانِ الَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْ هَٰذِهِ الْقَرْيَةِ الظَّالِمِ أَهْلُهَا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا وَاجْعَلْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ نَصِيرًا﴾

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير
الدكتور ماهر الجعبري
عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في فلسطين

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı