صعود ترامب مؤشر لسقوط أمريكا
صعود ترامب مؤشر لسقوط أمريكا

نشرت الإكونوميست البريطانية تقريرا عن المرشح الجمهوري دونالد ترامب وصفته فيه بأنه سيتسبب في ضرر حقيقي للجمهوريين ولأمريكا والعالم وأن صعوده سيكون بمثابة تراجيديا لهم (النسخة الإلكترونية من العدد الصادر 7 أيار/مايو 2016).

0:00 0:00
Speed:
May 06, 2016

صعود ترامب مؤشر لسقوط أمريكا

صعود ترامب مؤشر لسقوط أمريكا

الخبر:

نشرت الإكونوميست البريطانية تقريرا عن المرشح الجمهوري دونالد ترامب وصفته فيه بأنه سيتسبب في ضرر حقيقي للجمهوريين ولأمريكا والعالم وأن صعوده سيكون بمثابة تراجيديا لهم (النسخة الإلكترونية من العدد الصادر 7 أيار/مايو 2016).

التعليق:

يصور البعض دونالد ترامب بشكل كاريكاتوري على أنه المرشح البهلواني الدخيل على السياسة والثري الذي قفز فجأة من عالم الملاهي والفنادق الفخمة إلى عالم الأضواء والسياسة حتى لمع نجمه دون أن يتحمل أي منصب عام في السابق أو يرشح لأي عمل رسمي. شكك البعض في أن يفوز رجل يروج للعنصرية والكراهية ويدعو لمنع المسلمين من دخول الولايات المتحدة بل ويتوعد بأنه سيقوم بقتل عائلات المدانين بالإرهاب ويتطاول على منافسيه ولفق لهم التهم. وكلما اتضحت معالم الرسمة الكاريكاتورية اقترب ترامب من قيادة الدولة الأولى في العالم.

لقد أثبتت الانتخابات التمهيدية عكس هذه الصورة المروجة إعلامياً، فقد أيد ترامب أكثر من عشرة ملايين ناخب ووقف الإعلام معه بقوة فسطع اسمه في زمن قياسي. سخر الإعلام منه ولكنه منحه مساحة وتغطية مجانية لم يمنحها لغيره. نعم لقد نشر الكراهية وفكره الدغمائي فسخر منه المعلقون ووصفوا ما يقوله كسخافات وهذيان لا يمكن أن تؤخد على محمل الجد، وسخر منه السياسيون ومن مشروعه السياسي غير الناضج وأطروحاته الاقتصادية التي تفتقر للبلورة والاطلاع ولكن القاعدة الشعبية في ازدياد ملحوظ. وبالرغم من النقد والسخرية وبعض المحتجين الذين يرمونه بالبيض إلا أن هناك آذانا صاغية لما يقوله وناخبين يرون فيه المخرج الوحيد والحماية من التوتر والمخاطر التي تهدد مصالحهم وحياتهم. هذيان ترامب يخاطب شريحة كبيرة من المجتمع في أمريكا؛ يخاطب المهمشين وضحايا الرأسمالية الطاحنة التي وسعت الهوة بين الفقراء والأثرياء ثم تنصلت من جريمتها. ترامب يخاطب من تغذوا على خطابات بوش وابنه والغطرسة الاستعمارية للشعوب ونظريات المؤامرة التي غرسوها في عقول الناس. يخاطب الخيبة والفشل والعبء المادي الذي خلفته مغامرات أمريكا في العراق وأفغانستان وغيرها من البلاد. يخاطب أزمة الهوية بعد أن خاضت أمريكا تلك الحروب ولكن لم تخرج منها كما يود ترامب ومؤيدوه كدولة مهابة الجانب، بل على العكس فقد ازداد الشعور بالخوف وازدادت الكراهية لأمريكا حتى بات هاجسا يؤرق الجميع. ترامب لا يطمح لدولة مهابة فقط بل يود أن تجني بلاده ماديا وبشكل مباشر من مغامرات أمريكا خارج حدودها وتعالج مشاكلها المادية كما استفادت من الحرب العالمية، يود أن يحكم العالم على طراز قياصرة وأباطرة العصور الماضية فتنصاع له الشعوب وتقدم لجنابه فروض الولاء والطاعة.

بدأ ترامب السباق والأغلبية تظن أن الصورة التي يرسمها خيالية لا تقنع إلا اليمين المتطرف وفيها شيء من المبالغة لا يرتقي للطرح السياسي المتزن وأن الحزب الجمهوري لن يجازف بتاريخه و160 عاما من الوجود السياسي، وأن أمريكا لن تدع شخصاً دخيلاً على السياسة مثل ترامب أن يقودها وهي في مرحلة تنازع فيها للاحتفاظ بمركز الدولة الأولى في العالم وتتفرد به. ولكن ترامب أصبح واقعا وحتى إذا ما خسر أمام الديمقراطيين فإن طرحه سيؤثر على السباق السياسي وسياسات ما بعد الانتخاب، بل سيؤثر حتما هو وشريحة مؤيديه على الانتخابات القادمة وسيتسابق الجميع لإرضاء ناخبين لن يرضوا بأقل من حروب جديدة فوق بلاد المسلمين.

تقدم ترامب في السباق ولم يتراجع عن عدائه للإسلام وأهله بل أظهر فور انسحاب منافسيه وتفرده برئاسة الحزب الجمهوري أنه ما زال مصرا على منع المسلمين من السفر للولايات المتحدة. وإن دل هذا على شيء فإنما يدل على إفلاس ترامب السياسي والفكري وأن الكراهية هي كرته الرابحة ومشروعه للوصول للبيت الأبيض. لم يصنع ترامب هذه النظرة الضيقة بل استفاد منها ومن الهجمة الإعلامية الشرسة على الإسلام والمسلمين وسياسة صناعة الإرهاب ثم مناهضته والتنديد به ثم الاستفادة منه وهكذا دواليك.

هل نكتفي بالمتابعة ومقاعد المتفرّجين ونحن في الذكرى الخامسة والتسعين لهدم الدولة أم نحذو حذو رسولنا الأكرم وأصحابه الغر الميامين فنتابع بعين بصيرة ونعمل لما فيه رفعة أمتنا. لن يكون لعهد ترامب والغوغاء من خلفه مكان بل سيكون لعهد الراشدين.

﴿غُلِبَتِ الرُّومُ * فِي أَدْنَى الْأَرْضِ وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ سَيَغْلِبُونَ * فِي بِضْعِ سِنِينَ لِلَّهِ الْأَمْرُ مِنْ قَبْلُ وَمِنْ بَعْدُ وَيَوْمَئِذٍ يَفْرَحُ الْمُؤْمِنُونَ * بِنَصْرِ اللَّهِ يَنصُرُ مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

هدى محمد (أم يحيى)

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı