سد النهضة يكشف عمالة حكامنا وأنهم لا يرقبون فينا إلا ولا ذمة
سد النهضة يكشف عمالة حكامنا وأنهم لا يرقبون فينا إلا ولا ذمة

الخبر:   أورد موقع سودان برس في 2021/07/14 خبراً تحت عنوان "الحوار هو الطريق الأوحد لمعالجة قضية سد النهضة"، أورد فيه أن رئيس مجلس السيادة الانتقالي القائد العام للقوات المسلحة أكد أن الحكومة الانتقالية حريصة على الاستقرار التام في دول المحيط الإقليمي وتعمل على استقرار الأوضاع بالجارة إثيوبيا، وأن الحوار هو الطريق الأوحد لمعالجة قضية سد النهضة مشيرا إلى مبادرة السيد رئيس الوزراء في هذا الخصوص.

0:00 0:00
Speed:
July 19, 2021

سد النهضة يكشف عمالة حكامنا وأنهم لا يرقبون فينا إلا ولا ذمة

سد النهضة يكشف عمالة حكامنا وأنهم لا يرقبون فينا إلا ولا ذمة

الخبر:

أورد موقع سودان برس في 2021/07/14 خبراً تحت عنوان "الحوار هو الطريق الأوحد لمعالجة قضية سد النهضة"، أورد فيه أن رئيس مجلس السيادة الانتقالي القائد العام للقوات المسلحة أكد أن الحكومة الانتقالية حريصة على الاستقرار التام في دول المحيط الإقليمي وتعمل على استقرار الأوضاع بالجارة إثيوبيا، وأن الحوار هو الطريق الأوحد لمعالجة قضية سد النهضة مشيرا إلى مبادرة السيد رئيس الوزراء في هذا الخصوص.

التعليق:

سبحان الله، بالرغم من الخطورة العظمى من هذا السد؛ القنبلة الموقوتة التي حذر منها الخبراء، إلا أننا نسمع بمثل هذه التصريحات، ومثل هذا التصريح الجبان سبقه رئيس مجلس الوزراء عبد الله حمدوك، فقد صرح هو الآخر لفرانس 24 قائلاً: "ليس لدينا أية نية لخوض حرب ونحن عازمون على حل أزمة سد النهضة من خلال الحوار". وكذلك صرح بها وزير الري ياسر عباس، وأيضاً وزيرة الخارجية!! فعن أي حوار تتحدثون وأنتم تعلمون أنه لا جدوى من الحوار؟! أكدت مريم الصادق، وزيرة الخارجية، بحسب نبض السودان، أن إثيوبيا تهدد أمن المنطقة بالاستمرار في ملء سد النهضة دون اتفاق، وأشارت لضرورة التوصل لاتفاق بأقصى سرعة، منددة بطول وقت المفاوضات دون جدوى، قائلة "الآن لدينا 122 شهراً من المفاوضات غير المثمرة"، هل تريدون أن تقضوا كل حياتكم في التفاكر بينما يصيب الضرر البليغ أهل السودان!

هذه التصريحات التي تدعو للحوار ليست ذاتية، بل هي إملاءات من أسيادهم فقد أوردت الجزيرة نت تقريرا تحت عنوان: "الخارجية الأمريكية تكشف موقف واشنطن من الحل العسكري لأزمة سد النهضة"، ففي 2021/7/11 قال سامويل وربيريغ المتحدث الإقليمي باسم الخارجية الأمريكية "إن الولايات المتحدة تحث أطراف أزمة سد النهضة الثلاثة على استئناف الحوار تحت مظلة الاتحاد الأفريقي وتعتقد أنه لا مجال للحل العسكري على الإطلاق". وأضاف في لقاء مع الجزيرة مباشر أن الولايات المتحدة ترى أنه ليس هناك حاجة لنشوب حرب جديدة في القارة الأفريقية بين مصر والسودان من جهة وإثيوبيا من جهة أخرى مؤكداً على حتمية الحل السلمي عبر التسوية التفاوضية.

وكذلك أورد موقع الرأي اليوم تحت عنوان: "أمريكا تحذر: الحل العسكري لأزمة سد النهضة سيكون كارثيا على المنطقة"، وقالت المتحدثة باسم الاتحاد الأوروبي: "لا حل عسكريا للأزمة بين مصر والسودان وإثيوبيا" وبعد ساعات من تحذير أمريكا من أن الحل العسكرى لأزمة السد الإثيوبي سيكون كارثيا على المنطقة، جاءت المتحدثة باسم الاتحاد الأوروبي تعلنها على الملأ: لا حل عسكريا للأزمة بين مصر وإثيوبيا والسودان بشأن سد النهضة. وأضافت المتحدثة باسم الاتحاد الأوروبي في تصريحات للجزيرة أنه يجب التوصل إلى تسوية لأزمة سد النهضة عبر حل متوافق بشأنه بين الدول الثلاث، مؤكدة أنه يجب استئناف مفاوضات سد النهضة تحت رعاية الاتحاد الأفريقي في أسرع وقت.

من المعروف أن المياه مصدر قوة اقتصادية تتقوى بها الدول في مشاريعها الزراعية والكهربائية وغيرها، ولكن هؤلاء الحكام عملاء مأجورون ينفذون أجندات الغرب الكافر ولو أدى ذلك إلى هلاك الأمة، وقد باعوا قضايا أهل البلد بعمالة رخيصة، وثمن بخس فكيف بالله عليكم تريدون حلا عبر الحوار وأنتم ترون هذا الموقف الثابت من إثيوبيا ورفضها وتعنتها؟ والمعلوم أن إثيوبيا تريد كسب المزيد من الوقت حتى بداية الملء الثاني وقد بدأت الملء بالفعل ووضعت السودان ومصر أمام الأمر الواقع وحينها سيحرس أهل السودان ومصر السد مخافة انهياره!

وأنتم تعلمون خطورة هذا السد الكارثة فقد أكد رئيس الوزراء السوداني عبد الله حمدوك أن سد النهضة يشكل تهديدا لأمن نحو 20 مليون سوداني، لافتاً إلى أن حل مسألة السد يجب أن يتم وفق القانون الدولي.

 فمثل هذه الحكومة العميلة المتواطئة مع الغرب الكافر لا يجوز السكوت عليها وعلى هذه المخاطر الحقيقية التي اعترفوا بها، وهم يتحملون مسؤولية أي ضرر يلحق بالأرواح أو الممتلكات.

فإذا كنتم حادبين على حماية مصالح أهل هذا البلد كما أوجب عليكم المولى عز وجل فكان الأصل أن لا يبنى هذا السد الكارثة من أساسه وإذا أصرت إثيوبيا على البناء فكان لا بد من هدمه قبل ملئه ولكنكم عملاء ليس لكم كلمة، فكل الكلام عند أسيادكم، فمثل هذه التصرفات الرجولية مواقف العز لا تقوم بها إلا دولة مبدئية.

فلا مخرج ولا حل لنا إلا بإقامة دولة الإسلام الخلافة الراشدة على منهاج النبوة، فإنه لو كان لنا خليفة لما هددنا أحد لا بالسد ولا بغيره، قال النبي ﷺ: «إِنَّمَا الْإِمَامُ جُنَّةٌ يُقَاتَلُ مِنْ وَرَائِهِ وَيُتَّقَى بِهِ»، فليعمل أهل السودان ومصر لإقامتها فهي وحدها المخرج والخلاص.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد الخالق عبدون علي

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية السودان

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı