سفارة الاتحاد الأوروبي في كينيا مؤامرة استعمارية جديدة لخنق مستعمرتها الأفريقية!  (مترجم)
سفارة الاتحاد الأوروبي في كينيا مؤامرة استعمارية جديدة لخنق مستعمرتها الأفريقية!  (مترجم)

كشفت بعثة الاتحاد الأوروبي في نيروبي النقاب عن سفارة جديدة تجعل كينيا مقراً لثاني أكبر بعثة أجنبية في العالم بعد لندن. علاوة على ذلك، قالت فيديريكا موغريني، الممثل الأعلى للسياسة الخارجية والأمن في الاتحاد الأوروبي "إننا نعتبر كينيا ليست فقط بوابة إلى المنطقة وأفريقيا ولكن أيضاً كمحور مهم. لقد سررت بافتتاح سفارتنا الجديدة في الاتحاد الأوروبي هنا في نيروبي؛ إنها ثاني أكبر مؤسسة في العالم وهذا ليس بالصدفة"، وأضافت: "إن استثماراتنا اقتصادياً وسياسياً، من حيث التعاون الأمني​​، هي مفتاح الاتحاد الأوروبي ونحن نقدر شراكة كينيا بشكل كبير".

0:00 0:00
Speed:
June 06, 2019

سفارة الاتحاد الأوروبي في كينيا مؤامرة استعمارية جديدة لخنق مستعمرتها الأفريقية! (مترجم)

سفارة الاتحاد الأوروبي في كينيا

مؤامرة استعمارية جديدة لخنق مستعمرتها الأفريقية!

(مترجم)

الخبر:

كشفت بعثة الاتحاد الأوروبي في نيروبي النقاب عن سفارة جديدة تجعل كينيا مقراً لثاني أكبر بعثة أجنبية في العالم بعد لندن. علاوة على ذلك، قالت فيديريكا موغريني، الممثل الأعلى للسياسة الخارجية والأمن في الاتحاد الأوروبي "إننا نعتبر كينيا ليست فقط بوابة إلى المنطقة وأفريقيا ولكن أيضاً كمحور مهم. لقد سررت بافتتاح سفارتنا الجديدة في الاتحاد الأوروبي هنا في نيروبي؛ إنها ثاني أكبر مؤسسة في العالم وهذا ليس بالصدفة"، وأضافت: "إن استثماراتنا اقتصادياً وسياسياً، من حيث التعاون الأمني​​، هي مفتاح الاتحاد الأوروبي ونحن نقدر شراكة كينيا بشكل كبير".

التعليق:

يأتي الكشف عن ثاني أكبر سفارة للاتحاد الأوروبي في كينيا في وقت كانت فيه سيدة الاستعمار الكيني بريطانيا على خلاف مع الاتحاد الأوروبي بشأن قضية خروج بريطانيا من الاتحاد الأوروبي. علاوة على ذلك، فإن الاتحاد الأوروبي يقع في قلب الحرب الاقتصادية في القرن الواحد والعشرين التي تقودها أمريكا حالياً تحت شعارها "أمريكا أولاً". ومما زاد الطين بلة، أن المستعمرة الأفريقية تتأرجح نحو الصين من حيث الشراكات التجارية من بين مبادرات أخرى.

اختار الاتحاد الأوروبي كينيا لأنها المركز الثالث لبريطانيا بعد جنوب أفريقيا ونيجيريا وكذلك هدف أمريكا الرئيسي لمبادراتها في منطقة وسط وشرق أفريقيا. لهذا السبب، دعت أمريكا الرئيس أوهورو كينياتا إلى البيت الأبيض يوم الاثنين 27 آب/أغسطس 2018 لجذب انتباه كينيا، وتيريزا ماي إلى الرئيس أوهورو كينياتا يوم الخميس 30 آب/أغسطس 2018 لختم سلطة بريطانيا في كينيا!

تم البدء في الإطلاق من خلال العوامل المذكورة أعلاه، وهو جزء من خطة أوسع من الاتحاد الأوروبي لإعادة توطين نفسها في القارة الأفريقية حيث تمتلك بريطانيا عضلات ضخمة على علم بما يسمى دول الكومنولث بما في ذلك كينيا. بالإضافة إلى ذلك، تؤكد أن الاتحاد الأوروبي مهتم فقط بالحفاظ على مصالحه في القارة الأفريقية التي تعمل كمزرعة استعمارية والتي تهدف إلى نهب مواردها وإلقاء منتجاتها النهائية من خلال سياساتها العديدة للحالات؛ اتفاقيات الشراكة الأوروبية  والسياسة الزراعية المشتركة والاستراتيجية المشتركة بين أفريقيا والاتحاد الأوروبي والاستمرار في استعباد شعبها لخدمتهم في أحدث مبادرات إعادة التنظيم العالمية الخاصة بهم!

الجزء الأكثر إحباطاً هو أن كينيا وأفريقيا عموماً لا تزالان صامتتين وتعملان في شراكة لتحقيق مؤامرات المستعمرين الغربيين الذين هم السبب الجذري لركودهم السياسي والاقتصادي والمعيشي والتعليمي لقرون عدة منذ القرن السادس عشر وحتى الآن! لقد حققوا ذلك من خلال تطبيق مبدئهم الرأسمالي العلماني الباطل وأنظمته الشريرة بما في ذلك الديمقراطية والليبرالية المجتمعية والاقتصادية القائمة على الضرائب والربا وما إلى ذلك. ما زال الغرب مسؤولاً ولكنه يدير مستعمراته الأفريقية بشكل غير مباشر من خلال كل منهم. الحكام العملاء الذين وُضعوا أو احتفظوا بمناصب الصلاحيات. إن الحكام العملاء التابعين للمستعمرين على استعداد لجعل حياة شعوبهم بائسة من خلال تنفيذ السياسات والقوانين التي رسمها واعتمدها أسيادهم الغربيون بقيادة أمريكا وبريطانيا والاتحاد الأوروبي (ألمانيا وفرنسا)... إلخ. وتشمل بعض السياسات والقوانين مكافحة الإسلام والمسلمين بذريعة مكافحة (الإرهاب والتطرف العنيف) في أفريقيا. أدت هذه السياسات إلى التنميط والمضايقة وقتل المسلمين في جميع أنحاء القارة.

إن أكثر الخطوات التي يجب أن تتخذها كينيا وأفريقيا عموماً هي تبني الدعوة لاستئناف الحياة الإسلامية عبر إقامة الخلافة على منهاج النبوة. إن الخلفاء هم وحدهم الذين يستطيعون تحرير أفريقيا من قبضة المستعمرين الغربيين. سوف تقوم الخلافة بتطبيق الشريعة (القرآن والسنة) فقط والتي يكون معيارها لوضع القوانين وتطبيقها الحلال والحرام وليس المقياس الرأسمالي العلماني للأعمال المرتكزة على المصالح! سوف تتحقق الإمكانيات الحقيقية لأفريقيا بالكامل تحت وصاية الخليفة الذي يسعى جاهداً لتحقيق رضا الله سبحانه وتعالى على عكس الحكام العملاء الذين يسعون جاهدين لإرضاء أسيادهم الاستعماريين! ستكون الخلافة درعاً لجميع الرعايا (مسلمين وغير مسلمين) وستضمن لهم الهدوء الحقيقي والتطور والازدهار بغض النظر عن العرق والدين.

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

علي ناصورو علي

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في كينيا

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı