صفقة القرن الحقيقية ستكون إعلان خلافة راشدة على منهاج النبوة واقتلاع كيان يهود بأيدي أبناء الكنانة
صفقة القرن الحقيقية ستكون إعلان خلافة راشدة على منهاج النبوة واقتلاع كيان يهود بأيدي أبناء الكنانة

كشف مصدر لـ"العربي الجديد" في 2018/4/2م أن وزير الخارجية المصري، سامح شكري، قال خلال اجتماع في مجلس النواب مساء اليوم الاثنين، إن "صفقة القرن" المطروحة من جانب إدارة الرئيس الأمريكي، دونالد ترامب، تهدف إلى "حلّ الصراع العربي (الإسرائيلي)، غير أن مصر ترفض بعض بنودها بشكل واضح".

0:00 0:00
Speed:
April 07, 2018

صفقة القرن الحقيقية ستكون إعلان خلافة راشدة على منهاج النبوة واقتلاع كيان يهود بأيدي أبناء الكنانة

صفقة القرن الحقيقية ستكون إعلان خلافة راشدة على منهاج النبوة

واقتلاع كيان يهود بأيدي أبناء الكنانة

الخبر:

كشف مصدر لـ"العربي الجديد" في 2018/4/2م أن وزير الخارجية المصري، سامح شكري، قال خلال اجتماع في مجلس النواب مساء اليوم الاثنين، إن "صفقة القرن" المطروحة من جانب إدارة الرئيس الأمريكي، دونالد ترامب، تهدف إلى "حلّ الصراع العربي (الإسرائيلي)، غير أن مصر ترفض بعض بنودها بشكل واضح".

التعليق:

سبق هذا التصريح اتفاقيات لترسيم الحدود سواء تلك التي تمت بين مصر وحكام آل سعود نقلت بموجبها إدارة جزيرتي تيران وصنافير للجانب السعودي ولو على الورق حيث إن الجزيرتين خاضعتان فعلا لإشراف دولي غير أن هذا الوضع جعل جلوس حكام آل سعود مع كيان يهود على طاولة واحدة بشكل معلن أمراً متاحاً وهيأ لما بعده من محاولات شراكة اقتصادية معلنة وسعي للتطبيع مع الكيان الغاصب لأرض الأمة، كما أن هذا الاتفاق الجديد أخرج المضيق الذي يغلق خليج العقبة من كونه مضيقا مصريا خالصا إلى مياه دولية لا يستطيع أحد الجانبين منع سفن يهود من عبوره ولو كانت سفنا حربية.

ثم سمعنا عن صفقة الغاز التي أبرمها النظام المصري مع كيان يهود عن طريق إحدى شركات القطاع الخاص لمدة عشر سنوات وما فيها من ربط لأمن كيان يهود بأمن مصر فوق ما هو كائن فعلا وما يترتب عليه من سعي لتطبيع شعبي مع الكيان الغاصب لأرض المسلمين.

وتزامن مع هذا تصريح ولي العهد السعودي الذي نقلته الـ بي بي سي أن يهود "لهم "حق" في أن يكون لهم وطن"، وما أدلى به لمجلة أتلانتك الإخبارية الأمريكية، "أؤمن بأن لكل شعب، في أي مكان، الحق في العيش في سلام في بلاده"، وقال: "أؤمن أيضا بأن الفلسطينيين و(الإسرائيليين) من حقهم أن تكون لهم أراضيهم الخاصة بهم"، وشدد على أهمية الوصول إلى اتفاق سلام لضمان استقرار الجميع والبدء في بناء علاقات طبيعية، وفي السياق ذاته يغرد وزير الخارجية القطري السابق حمد بن جاسم أن "من حق (الإسرائيليين) أن يعيشوا في أرضهم، والفلسطينيين أيضًا" وكأن أرض فلسطين ملك لهم ورثوها عن آبائهم توزع حسب رغباتهم ورغبات سادتهم في الغرب!! هذا بخلاف ما يحدث في سيناء من تهجير وقتل وحرق وتجهيز لما بعده وما قد تم الاتفاق عليه في الغرف المغلقة وما بدأت بشائره تلوح.

كل هذه التصريحات المتزامنة مع الحرب المعلنة على الإسلام وعلى كل مظاهره ما هي إلا محاولة لإجبار الشعوب على قبول التطبيع وعدم اعتبار كيان يهود جسما غريبا في جسد الأمة ومحاولة دمجهم في المنطقة، فالغرب يدرك تماما أن قضية فلسطين هي قضية محورية عند الأمة وبؤرة صراع تؤججها، ويظن أنه باستطاعته تحجيمها في أهل فلسطين ثم رشوتهم بأرض أخرى أو وعد بالتعايش أو ما إلى ذلك... غير أن قضية فلسطين أكبر من هذا؛ فهي ليست ملكاً لأهل فلسطين بل ملك لكل الأمة؛ فهي أرض خراجية تسلمها عمر بن الخطاب فتحا وصلحا فلا يملكها قادة فتح وحماس ولا حكام العرب العملاء ولا حتى أهل فلسطين ولا يملك كائنا من كان حق التنازل عن شبر منها ليهود، والأمة بعمومها تعي ذلك وتعي أنه لا علاقة يمكن أن تربطها بكيان يهود إلا حالة الحرب التي بينها قوله تعالى ﴿وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُم مِّنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ﴾، ولا يحمي كيان يهود من هذه الشعوب إلا وجود أولئك الحكام وتسخير جيوش الأمة لحمايته، ولهذا يحتاج الحكام إلى تبرير كل تعاملاتهم مع هذا الكيان، فالشعوب تتحسس من هذه التعاملات ولم ولن تقبل التطبيع مع كيان يهود أبدا مهما فعل الحكام.

أيها المسلمون! هذا هو واقع حكامكم؛ ليسوا سوى موظفين في البيت الأبيض وقصر باكنجهام بدرجة رؤساء ووزراء ينفذون رغبات السادة دون تلكؤ فتسيل الدماء في صراعات النفوذ وتسلب أموالكم وتنفق في محاولات قهر أمتكم ووأد ثوراتها وإجبارها على الخضوع والركوع للغرب وعدم التفكير في الانعتاق من تبعيته.

أيها المسلمون عامة وأهل مصر خاصة! أبطلوا مكر حكامكم وتآمرهم على الأمة وأعلنوا صفقة أخرى مع الله عز وجل تنتصرون بها لأمتكم وتنصرون العاملين لتطبيق الإسلام فيكم شباب حزب التحرير، وأقيموا معهم الخلافة الراشدة على منهاج النبوة لتقتلع أولئك الحكام الذين يشكلون بجيوش الأمة درعا يحمي كيان يهود وحينها لن يبقى في الأرض المباركة يهودي واحد، وهم يدركون هذا ويدركون أن بقاءهم الآن مرتبط بحبل أولئك الحكام فإذا زال ملكهم زالوا، فاجعلوا صفقتكم مع الله أعلى من صفقة ترامب وأتموها بخلافة راشدة على منهاج النبوة تملأ الأرض عدلا بعد أن ملأتها رأسمالية الغرب جورا وظلما، وتنهي عقود تبعية الأمة له وتعيد لكم ما فقدتم من سلطان وعز وكرامة وترده لعقر داره خائبا إن بقي له عقر دار، واعلموا أنها نِعم الصفقة إن فعلتم ونعم الرابح أنتم إن صدقتم، اللهم عجل بها واجعلها بأيدينا.

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ

كتبه لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

عبد الله عبد الرحمن

عضو المكتب الإعلامي لحزب التحرير في ولاية مصر

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı