شعار اليوم العالميّ للطّفل 2022 "كلّ طفل له كلّ الحقوق" شعارٌ يَسقط قبل أن يُرفَع
شعار اليوم العالميّ للطّفل 2022 "كلّ طفل له كلّ الحقوق" شعارٌ يَسقط قبل أن يُرفَع

الخبر:   رفضت سلطات الاحتلال، يوم الخميس، الإفراج عن الأسير المقدسيّ أحمد مناصرة. جاء ذلك بحسب ما أفاد نادي الأسير الفلسطينيّ، في بيان ذكر خلاله أنّ "محكمة الاحتلال رفضت اليوم، الاستئنافات التي قدّمها طاقم الدّفاع عن الأسير أحمد مناصرة، في محكمة بئر السّبع". وذكر البيان أنّ الاستئنافات، طالبت "بإلغاء قرار اللّجنة حول تصنيف ملفّ مناصرة كملفّ إرهاب، وللمطالبة بالإفراج عنه". ونظرت المحكمة المركزيّة في بئر السّبع اليوم، في ملفّ الأسير، في أعقاب الاستئناف الذي قدّمه طاقم الدّفاع بعد تمديد عزله الانفرادي لستّة أشهر أخرى ورفض لجنة الإفراجات المبكّرة في سجن الرّملة (سجن أيالون)، مؤخّرا، طلب الإفراج المبكّر عنه. ...

0:00 0:00
Speed:
September 03, 2022

شعار اليوم العالميّ للطّفل 2022 "كلّ طفل له كلّ الحقوق" شعارٌ يَسقط قبل أن يُرفَع

شعار اليوم العالميّ للطّفل 2022 "كلّ طفل له كلّ الحقوق"

شعارٌ يَسقط قبل أن يُرفَع

الخبر:

رفضت سلطات الاحتلال، يوم الخميس، الإفراج عن الأسير المقدسيّ أحمد مناصرة. جاء ذلك بحسب ما أفاد نادي الأسير الفلسطينيّ، في بيان ذكر خلاله أنّ "محكمة الاحتلال رفضت اليوم، الاستئنافات التي قدّمها طاقم الدّفاع عن الأسير أحمد مناصرة، في محكمة بئر السّبع".

وذكر البيان أنّ الاستئنافات، طالبت "بإلغاء قرار اللّجنة حول تصنيف ملفّ مناصرة كملفّ إرهاب، وللمطالبة بالإفراج عنه". ونظرت المحكمة المركزيّة في بئر السّبع اليوم، في ملفّ الأسير، في أعقاب الاستئناف الذي قدّمه طاقم الدّفاع بعد تمديد عزله الانفرادي لستّة أشهر أخرى ورفض لجنة الإفراجات المبكّرة في سجن الرّملة (سجن أيالون)، مؤخّرا، طلب الإفراج المبكّر عنه.

وفي وقت سابق، أفاد طاقم الدّفاع عن الأسير، بأنّ لجنة الإفراج الخاصّة التّابعة لسلطة السّجون، قرّرت تصنيف ملفّ الأسير مناصرة ضمن قانون الإرهاب، إذ قرّرت أنّ قضيّة الأسير مناصرة هي عمل إرهابيّ، حسب تعريف قانون مكافحة الإرهاب. (مدار نيوز 2022/09/01)

التّعليق:

أحمد مناصرة هو من مواليد 22 كانون الثاني/يناير 2002 بمدينة القدس المحتلّة، أسرته قوّات الاحتلال حين كان عمره 13 عاماً هو وابن عمّه حسن 15 عاما بتهمة تنفيذ عمليّة طعن. أُطلق الرّصاص عليهما وتعرّضا لهجوم من المستوطنين بالدّعس والضّرب، حتى استشهد حسن، وأصيب أحمد إصابات بالغة منها كسر في الجمجمة.

بالرّغم من أنّ قانون كيان يهود يمنع محاكمة طفل دون 14 عاما أو اعتقاله فقد اعتقلوا أحمد وعذبوه وعرضوه للتّحقيق القاسي. لم تشفع لأحمد طفولته البريئة أمام عنجهيّة وجبروت الاحتلال وضّبّاطه الذين يحقّقون معه. تعرّض رغم صغر سنّه إلى شتّى أنواع التّعذيب والتّنكيل وصُنِّف ملفُّه ضمن "قانون الإرهاب".

عمر أحمد اليوم تقريبا 21 عاما ولا يزال أسيرا في سجون الاحتلال. هذا المغتصب الذي يدّعي محاربة الإرهاب والحال أنّه الرّاعي له والقائم عليه، احتلّ فلسطين وهجّر أهلها، وقتل الآباء والأبناء والنّساء، وأرعب الصّغار ووأد الطّفولة والبراءة فيهم.

قتل حسن وأرهب أحمد وأرعبه، فما كان من هذا الأخير إلّا أن يقرّ بما لم يفعل وينطق بعبارة عرف بها وتناقلتها وسائل الإعلام ومواقع التّواصل "مش متذكّر". ها هو الإرهاب يتّهم البراءة والطّفولة بالإرهاب ويصرّ على أن يثبّت التّهمة ليقبع طفل في الـ13 من العمر في زنزانة ويعاقب بالحبس الانفرادي ويقضي طفولته هناك ليصبح شابّا وقد أنهكت الأمراض جسمه الصّغير وضاعفت ظروف الاعتقال من تدهور حالته النّفسيّة السّيّئة.

أشار نادي الأسير إلى أنّ "36 خبيراً نفسيّاً توجّهوا إلى رئيس دولة الاحتلال بطلب للإفراج عن مناصرة بشكل فوريّ بسبب تردّي حالته الصّحّيّة داخل معتقلات الاحتلال" (المحامي زبارقة). ولكنّ الاحتلال يرفض ويصرّ على عدم الإفراج عن مناصرة ممعنا في إذلال الطّفولة، راميا عرض الحائط بكلّ تلك الشّعارات التي تنادي باحترام الطّفل وحقوقه في العيش الآمن والكريم.

"كلّ طفل له كلّ الحقوق" هو شعار اليوم العالميّ للطّفل لهذه السّنة 2022. فللطّفل الحقّ في حياة آمنة وكريمة ولا بدّ من الحفاظ على حقوقه الجسديّة والنّفسيّة. فأين منظّمة اليونيسيف ممّا يحدث في فلسطين وكيان يهود يضع "الأطفال الفلسطينيّين الأسرى داخل سجونه بما يشبه الأقفاص" (ألكساندريا أوكاسيو كورتيز - عضو الكونغرس الدّيمقراطيّة عن مدينة نيويورك)؟

 أين هذه المنظّمة وأطفال فلسطين يعانون داخل سجون يهود؟!

كشف بلال عودة، من الشبكة الفلسطينيّة العالميّة للصّحّة النّفسيّة، أنّ هناك 8-10 حالات نفسيّة صعبة داخل سجون الاحتلال تقترب من حالة أحمد مناصرة وتزيد عليها، ومنهم من يعاني من أكثر من مرض نفسيّ في آن واحد.

وفي بيان لها قالت هيئة شؤون الأسرى إنّ الحركة الأسيرة في سجون الاحتلال، تمكّنت من الانتصار بتحقيق مطالبها وإلغاء العقوبات المفروضة عليها منذ سنوات. أتساءل أيّ انتصار هذا الذي تزفّ؟ عن أيّ مطالب تتحدّث؟ أين هي ممّا يجري لأحمد مناصرة منذ سنوات وهو الطّفل الذي صار شابّا وراء القضبان وما زال أسيرا وقد قضى الاحتلال الإرهابيّ برفض الإفراج عنه؟ ماذا عن الأطفال القابعين وراء القضبان؟ من لهم؟

إنّ ما يحدث للأطفال في فلسطين وفي كلّ بلاد المسلمين لأمر محزن تنفطر له القلوب ولا حلّ له إلّا بإمام يذود عنهم وعن كلّ مسلم ومسلمة بل عن كلّ من له تابعيّة لدولة الإسلام التي تحكم بأحكام شرعه العادلة المنصفة، ولا سبيل لطرد يهود من فلسطين إلّا بدولة العزّ التي ستعيد للأمّة مكانتها وقيادتها. ﴿كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَوْ آمَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْراً لَّهُم مِّنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ﴾.

كتبته لإذاعة المكتب الإعلاميّ المركزيّ لحزب التّحرير

زينة الصّامت

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı