شهداء فلسطين أحياءً وأمواتاً يُظلمون و… أنتم يا مسلمون بصمت تَنظرون؟!!
November 03, 2015

شهداء فلسطين أحياءً وأمواتاً يُظلمون و… أنتم يا مسلمون بصمت تَنظرون؟!!

الخبر:

ذكرت فلسطين أون لاين يوم الأحد 01/ 11/ 2015 أنّ الوزير في حكومة رئيس وزراء كيان يهود بنيامين نتنياهو، أوري أرئيل، لمّح بالاستقالة من منصبه على خلفية قرار حكومة الاحتلال إعادة جثامين بعض شهداء فلسطين.

وقال أرئيل خلال لقاء مع برنامج التقِ الصحافة في القناة الثانية العبرية: "لا أريد أن أكون في حكومة تعيد جثامين لشهداء فلسطينيين فقبل يومين قالت الحكومة بأنّها لن تعيد الجثامين، كما أنني أعارض تجميد البناء الاستيطاني في القدس، لذا فإن اليوم الذي سأقدم فيه استقالتي يقترب".

التعليق:

تضاربت الآراء والمواقف حول تسليم حكومة كيان يهود جثامين بعض شهداء فلسطين لذويهم بين مؤيّد ومعارض؛ فقد صرّحت وكالة الصحافة الفلسطينية (صفا) يوم 01/11/ 2015 أنّ مصدرا أمنيّا بوزارة الجيش في كيان يهود قال - وفي اعتراف هو الأوّل من نوعه -: "إنّه لا يوجد أيّ هدف استراتيجي لاحتجاز جثث الشهداء، مشيراً إلى أن الكيان وصل إلى مرحلة بات لا يعرف فيها هويّة أصحاب تلك الجثث". كما نقلت صحيفة "معاريف" العبرية عن المصدر قوله: "إنّ جثث الفلسطينيين لا تمثّل أيّ قيمة استراتيجية لإسرائيل وأنّ تسليمها لن يؤثر على مساعي الإفراج عن جثث الجنديين بقطاع غزة، شاؤول أورون وهدار غولدين" وقال: "هذه الجثث تحوّلت إلى عبء علينا فقد وصلنا إلى وضع لا نعرف هوية الجثث الموجودة لدينا".

بينما لم يتوان حاييم يلين عضو الكنيست عن حزب "هناك مستقبل" بالتعبير عن رفضه لهذا القرار وإظهار حقده وكرهه لأهل فلسطين وإبراز موالاته وغيرته على "يهوديّته" وهاجم قرار وزير الجيش موشي يعلون بإعادة الجثث قائلا بأنّه يخالف قرار الكابينت السابق بهذا الخصوص وأنّه بالإمكان مقايضة هذه الجثث بجثث الجنود المحتجزة بغزّة على حدّ تعبيره.

سانده في موقفه الرافض أوري أرئيل هذا الوزير الذي هدّد بتقديم استقالته من الحكومة على خلفية تسليمها جثامين الشهداء وهو سياسي يهودي؛ ينتمي لحزب "البيت اليهودي" وشغل منصبيْ وزير الإسكان والزراعة. وفي 2001 صار عضوا في الكنيست عن حزب "الوحدة الوطنية" ويُعرف بمواقفه المتطرفة تجاه أهل فلسطين، وقد قاد عملية اقتحام للمسجد الأقصى أدّت لاشتباكات بين المصلّين وقوات الاحتلال يوم 13 أيلول/سبتمبر 2015.

تضارب في المواقف بين يهود من هذه القضيّة بين مؤيّد لتسليم الجثامين باعتبار أنّها لا تمثّل أي قيمة لكيانهم وبين رافض لذلك وبشدّة لأنّه وبحقد معلَن يرى ضرورة مبادلتها بجثامين يهود بل ويصرّح بنيّته في الاستقالة من حكومة "تسلّم الفلسطينيين شهداءهم" فعار عليه الانتماء إليها!!

أيّ جرأة هذه التي يتحدّثون بها؟ لقد فطروا على الجبن والخوف لكنّهم استأسدوا بعد أن كانوا نعاجا وصاروا أقوياء يصرّحون ويبوحون بكرههم لأهل فلسطين وحقدهم عليهم... إنّ هذا الوزير الذي يهدّد بالاستقالة يسعى لفرض ديانته بالقوّة ويعمل على تكريس مبدئه ليسود البلاد ويحكم العباد... نموذج حيّ من يهود يمثّله هذا الوزير الحقود الذي يعتبر أنّ معركته مع أهل فلسطين خاصة والمسلمين عامة معركة حياة أو موت، قال الله تبارك وتعالى ﴿لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِّلَّذِينَ آمَنُواْ الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا..ْ﴾ [المائدة: 82]

واستقالته هذه - وهي تهديد وضغط على الحكومة - تبرز كذلك ولاءه لليهوديّة وتؤكّد استماتته في الدّفاع عنها حتّى لو كان هذا على حساب منصبه السياسي، فليست الاستقالة نتيجة تجاذبات سياسية وإنّما هي تعبير عن رؤية كاملة وهدف مرسوم يسعى من ورائه إلى محاربة الإسلام والمسلمين والسيطرة بل والقضاء عليهم.

تشهد مناطق أراضي فلسطين توتراً كبيرا منذ بداية شهر تشرين الأول/أكتوبر بسبب إصرار المستوطنين الغاصبين على اقتحام المسجد الأقصى المبارك تحت حماية قوات الاحتلال بشكل يومي، تنفيذاً لخطّة التقسيم الزماني والمكاني للأقصى والتي يرفضها أهل فلسطين بدافع غيرتهم على دينهم ومقدّساتهم فكيف ليهود أن يدنّسوا الأقصى؟ لم يرضوا بذلك وفدَوْه بأبنائهم وهدّمت منازلهم وسامهم جنود يهود سوء العذاب واليوم يتجادلون حول تسليم شهدائهم!! ظلم وقهر لن يرفعا إلاّ بدولة الإسلام الخلافة الراشدة على منهاج النبوة التي فيها عزّ الأقصى وكل بلاد المسلمين.

رغم أنّ موقف هذا الوزير موقف عداء للإسلام وللمسلمين إلّا أنه موقف محارب مستميت في سبيل ديانته يجعلنا نتساءل عن وزراء المسلمين وحكّامهم وكلّ من بيده القرار، أليس فيكم من يقف وقفة مسلم غيور على دينه وعلى قدسه وأقصاه؟ أليس فيكم من يقول فلسطين إسلامية ولن يفتكّها منّا أحد؟ أليس فيكم من يدعو الجيوش لنصرة المسلمين وطرد يهود من المسجد الأقصى ومن فلسطين؟ ألم يؤثر فيكم ما يحدث لشباب الأقصى وحرائره لتقفوا وقفة استماتة ودفاع عن خير دين ارتضاه رب العالمين؟!

قال تعالى: ﴿الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإسْلامَ دِينًا﴾ [المائدة: 3].

كتبته لإذاعة المكتب الإعلامي المركزي لحزب التحرير

زينة الصامت

More from Haber ve Yorum

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

Türkiye ve Arap Rejimleri Hamas'tan Silah Bırakmasını İstedi

(Tercüme)

Haber:

Fransa ve Suudi Arabistan'ın öncülüğünde, Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulmak ve iki devletli çözümü uygulamak amacıyla 29-30 Temmuz tarihlerinde New York'ta Birleşmiş Milletler Uluslararası Üst Düzey Konferansı düzenlendi. Filistin'i devlet olarak tanımayı ve Gazze'deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan konferansın ardından ortak bir bildiri imzalandı. Avrupa Birliği ve Arap Birliği'nin yanı sıra Türkiye de bildiriyi 17 ülke ile birlikte imzaladı. 42 madde ve ekten oluşan bildiri, Hamas'ın gerçekleştirdiği Aksa Tufanı operasyonunu kınadı. Katılımcı ülkeler Hamas'ı silah bırakmaya çağırdı ve yönetimini Mahmud Abbas rejimine devretmesini talep etti. (Ajanslar, 31 Temmuz 2025).

Yorum:

Konferansı yöneten ülkelere bakıldığında, Amerika'nın varlığı açıkça görülüyor ve karar alma yetkisi veya nüfuzu olmamasına rağmen, Suudi rejiminin hizmetkarı olarak Fransa'ya eşlik etmesi bunun en açık kanıtıdır.

Bu bağlamda, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron 24 Temmuz'da Fransa'nın Eylül ayında Filistin devletini resmen tanıyacağını ve bunu yapan ilk G7 ülkesi olacağını belirtti. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, konferansta New York Bildirgesi'nin hedeflerini ilan eden bir basın toplantısı düzenlediler. Aslında, konferansın ardından yayınlanan bildiride, Yahudi varlığının katliamları kınandı, ancak aleyhinde herhangi bir cezai karar alınmadı ve Hamas'tan silahlarını bırakması ve Gazze yönetimini Mahmud Abbas'a devretmesi istendi.

Amerika'nın İbrahim Anlaşmaları'na dayanarak uygulamaya çalıştığı yeni Orta Doğu stratejisinde, Selman rejimi öncü rolü temsil ediyor. Savaşın ardından Suudi Arabistan ile Yahudi varlığı ile normalleşme başlayacak; ardından diğer ülkeler de takip edecek ve bu dalga, Kuzey Afrika'dan Pakistan'a uzanan stratejik bir ittifaka dönüşecek. Ayrıca, Yahudi varlığı bu ittifakın önemli bir parçası olarak güvenlik garantisi alacak; daha sonra Amerika, bu ittifakı Çin ve Rusya'ya karşı mücadelesinde yakıt olarak kullanacak ve Avrupa'yı tamamen kanatları altına alacak ve tabii ki, Hilafet devletinin kurulma ihtimaline karşı.

Şu anda bu planın önündeki engel, Gazze savaşı ve ardından patlamaya hazır, giderek artan ümmetin öfkesidir. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri, New York Bildirgesi'nde inisiyatifin Avrupa Birliği, Arap rejimleri ve Türkiye tarafından alınmasını tercih etti. Bildiride yer alan kararların kabulünün daha kolay olacağını düşünerek.

Arap rejimleri ve Türkiye'nin görevi ise Amerika Birleşik Devletleri'ni memnun etmek, Yahudi varlığını korumak ve bu itaate karşılık olarak kendilerini halklarının öfkesinden korumak ve değersiz iktidar kırıntılarıyla aşağılık bir hayat yaşamak, ta ki atılana veya ahiret azabına maruz kalana kadar. Türkiye'nin bildirgeye sözde iki devletli çözüm planının uygulanması şartıyla ihtiraz kaydı koyması, bildirgenin gerçek amacını örtbas etme ve Müslümanları yanıltma çabasından başka bir şey değildir ve hiçbir gerçek değeri yoktur.

Sonuç olarak, Gazze'yi ve tüm Filistin'i kurtarma yolu, Yahudilerin yaşadığı hayali bir devletten geçmiyor. Filistin'e İslami çözüm, gasbedilmiş topraklarda İslam'ın hüküm sürmesi, gaspçılarla savaşmak ve Müslüman ordularını mübarek topraklardan Yahudileri söküp atmak için seferber etmektir. Kalıcı ve köklü çözüm ise, Raşid Hilafet devletini kurmak ve İsra ve Miraç'ın mübarek topraklarını Hilafet'in kalkanıyla korumaktır. İnşallah, o günler uzak değildir.

Resulullah ﷺ şöyle buyurmuştur: «Müslümanlar Yahudilerle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. Müslümanlar onları öldürecekler, öyle ki Yahudi taşın ve ağacın arkasına saklanacak, taş veya ağaç şöyle diyecek: Ey Müslüman, ey Allah'ın kulu, arkamda bir Yahudi var, gel onu öldür.» (Müslim rivayet etmiştir)

Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Ofisi Radyosu için yazan:

Muhammed Emin Yıldırım

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Amerika'nın İstediği, Silah Kalsa Bile Yahudi Varlığının Resmen Tanınmasıdır

Haber:

Lübnan'daki siyasi ve güvenlik haberlerinin çoğu, diğer silahlardan ziyade Yahudi varlığını hedef alan silah konusuna odaklanıyor ve çoğu siyasi analist ve gazeteci tarafından vurgulanıyor.

Yorum:

Amerika, Yahudilerle savaşan silahın Lübnan ordusuna teslim edilmesini istiyor ve çıkarı olduğunda veya komşu ülkelerdeki Müslümanlar arasında kullanılabilecek tüm insanların elinde kalan silahları umursamıyor.

En büyük düşmanımız Amerika, bunu açıkça, hatta küstahça söyledi, elçisi Barrack bunu Lübnan'dan açıklarken, Lübnan devletine teslim edilmesi gereken silahın, mübarek Filistin'i gasp eden Yahudi varlığına karşı kullanılabilecek silah olduğunu, diğer bireysel veya orta düzeydeki hiçbir silahın Yahudi varlığına zarar vermediğini, aksine tekfirci, aşırılıkçı, gerici veya geri kalmışlar bahanesiyle Müslümanlar arasında çatışmayı körükleyerek ona, Amerika'ya ve tüm Batı'ya hizmet ettiğini, ya da mezhepçilik, milliyetçilik, ırkçılık bahanesiyle, hatta bizimle yüzlerce yıl yaşamış ve bizden canlarının, mallarının ve namuslarının korunmasından başka bir şey görmemiş olan Müslümanlar ve diğerleri arasında, kanunları kendimize uyguladığımız gibi onlara da uyguladığımızı, onlara ne hakkımız varsa onların da hakkı olduğunu, onlara ne yükümlülüğümüz varsa onların da yükümlülüğü olduğunu söyleyerek Müslümanlar arasında besledikleri diğer sıfatlarla. Çünkü İslami hüküm, Müslümanlar arasında olsun, devletin tebaası olan Müslümanlar ve diğerleri arasında olsun, yönetimde temeldir.

Mademki en büyük düşmanımız Amerika, Yahudi varlığına zarar veren silahı imha etmek veya etkisiz hale getirmek istiyor, o halde siyasetçiler ve medya mensupları neden buna odaklanıyor?!

Ve neden en önemli konular, Amerikan düşmanının talebi üzerine medyada ve Bakanlar Kurulu'nda derinlemesine araştırılmadan ve ümmet üzerindeki tehlikesinin boyutu açıklanmadan gündeme getiriliyor, bunların en tehlikelisi Yahudi varlığıyla kara sınırlarının çizilmesi, yani bu gaspçı varlığın resmen tanınmasıdır, öyle ki bundan sonra hiç kimsenin Filistin uğruna, yani sadece Filistin halkına aitmiş gibi bizi ikna etmeye çalıştıkları gibi sadece Filistin halkının değil, tüm Müslümanların malı olan Filistin için hiçbir silah, yani hiçbir silah taşıma hakkı kalmaz?!

Tehlike, bu konunun bazen barış, bazen uzlaşma, bazen bölgedeki güvenlik, bazen de ekonomik, turistik ve siyasi refah başlığı altında, bu ucube varlığı tanırsak Müslümanlara vaat ettikleri bolluk başlığı altında gündeme getirilmesidir!

Amerika, Müslümanların Yahudi varlığını tanımayı asla kabul etmeyeceklerini çok iyi biliyor, bu nedenle onları en önemli kader belirleyici meseleden uzaklaştırmak için başka yollarla onlara sızmaya çalışıyor. Evet, Amerika silah konusuna odaklanmamızı istiyor, ancak Lübnan resmi olarak onunla sınırları çizerek onu tanırsa, silah ne kadar güçlü olursa olsun fayda sağlamayacağını ve Yahudi varlığına karşı kullanılamayacağını, böylece Filistin topraklarındaki haklılığını Müslüman yöneticilere ve Filistin Otoritesine sığınarak kabul edeceğini biliyor.

Bu Yahudi varlığını tanımak, Allah'a, Resulüne ve müminlere ihanettir, Filistin'i kurtarmak için dökülen ve hala dökülmekte olan tüm şehitlerin kanlarına ihanettir ve tüm bunlara rağmen, Gazze-i Haşim'de ve Filistin'de savaşan ve bize kanlarıyla Yahudi varlığını asla tanımayacağımızı, bunun bedeli ne olursa olsun söylüyorlar... Peki Lübnan'da şartlar ne kadar zor olursa olsun Yahudi varlığını tanımayı kabul edecek miyiz?! Onunla sınırları çizmeyi, yani onu tanımayı, silah bizimle kalsa bile kabul edecek miyiz?! Vakit kaybetmeden cevaplamamız gereken soru bu.

Hizb-ut Tahrir Merkezi İletişim Bürosu Radyosu İçin Yazılmıştır

Dr. Muhammed Caber

Hizb-ut Tahrir Lübnan Vilayeti Merkezi İletişim Komitesi Başkanı